Facebook'ta paylaş

Cengiz Han, at üstünde şehre girdi, geniş bir meydan ararken, büyük camiyi gördü, sordu: 
“Burası, sultan Muhammed’in, evi mi?”
Hocalar cevap verdiler: 
“Hayır, Allah’ın evi!”
Cengiz Han yüzünü ekşitti; şu sözleri söyledi:
“Tanrı’nın evi, insanların yüreğidir. Siz bütün kötülükleri yüreğinize doldurup, sonra Tanrı’ya, koca koca evler yapıyorsunuz. Eğer Tanrı’yı candan sevseydiniz, O da, sizi sever, kara günlerinizde, yardımınıza gelirdi”
Cengiz Han atından indi, dizginini bir hocanın eline verdi, ardında ki beylere de, aynı şeyi yapmalarını söyledikten sonra, camiye girdi, minbere çıkıp oturdu, yemek getirtip yedi. Oradan bayram yerine gitti, Harzemlilerin başkenti Buhara’nın Bayram meydanında, Müslüman olan Türk halkını topladı ve aşağıda ki nutku söyledi;

“Siz kadınlaşmış erkeklersiniz. Yurdunuzu korumak için, ölmeyi beceremeyen; korkaklarsınız. Sizden iğreniyorum. Siz yılan dilli, kahpe yürekli adamlarsınız. Birbirinize yalan söylüyorsunuz, düzen kuruyorsunuz. Padişahınız bayağı, Vezirleriniz bayağı, Beyleriniz bayağı. Siz de bayağı olduğunuz için, onların yaptıklarına göz yumuyorsunuz.

Hırsızların, elini öpüyorsunuz, kimi kuvvetli görüyorsanız, onun ayağına kapanıyorsunuz. Sizden tiksiniyorum. Şimdi istesem, hepinizi burada boğazlatır, leşlerinizi atlarıma çiğnetirim. Bunu yapmıyorum çünkü, benim elimle ve benim emrimle öldürülmeyi hak etmiyorsunuz. 
Yalnız şunu bilin ki, günahınız çoktur, Tanrı’ya bakacak yüzünüz yoktur. Ben her şeyi bilen ve gören Tanrı’nın kılıcıyım, sizin boynunuza inmek için, kınımdan çıktım, pırıl pırıl parlıyorum. Eğer aklınızı başınıza devşirirseniz, belki murdar kanınızı size bağışlarım. Yoksa hepinizi, erkek ve dişi, hepinizi üstünden bir alay kağnı geçen, çekirge sürüsüne benzetirim.”