Süleyman’ın yanına gelince ”Senin tahtın böyle midir?” diye soruldu. Belkıs şöyle bir göz gezdirdi. Tanır gibi oldu; ama kendi tahtı olduğuna pek ihtimal vermedi. Kendi kendine ”Yedi odanın en kuytu yerinde olan ve muhafızlar tarafından sıkıca korunan tahtımı ele geçirmiş olamazlar?” diye düşünerek o mu, değil mi olduğunu kestiremediği için ”Sanki bu, o gibi” dedi. Bunun üzerine Süleyman,

”Biz hak ve hakikatin bilgisine Kraliçeden çok daha önce nail olmuş ve özümüzü Allah’a teslim etmiştik” dedi. (Neml 42)

Belkıs’ın kendine yazık etmesi iki türlü yorumlanmıştır: Birinci yoruma göre, bunun sebebi, Hz Süleyman’ın kendisini boğacağını düşünerek onun günahını almasıdır. İkinci yorum ise güneşe tapmakla kendine yazık etmesidir.

”Nihayet Süleyman, onu, geçmişte Allah’tan başka tanrılık yakıştırdığı şeylerden uzaklaştırdı; önceden o kafir bir halka mensup idi.” (Neml 43)

Bütün bu olaylardan sonra Hz Süleyman onunla evlendi.

Süleyman ve Belkıs, bir süre sohbet edip birbirine bazı sorular sordular. Sonra Süleyman onunla zifafa girdi. Bir oğulları oldu ve adını Davud koydular. Bu çocukları, Hz Süleyman hayatta iken öldü. Ardından Süleyman ve bir ay kadar sonra Belkıs öldü.

Bir başka rivayete göre Hz Süleyman, Belkıs’a Suriye civarında bir köy verdi ve Belkıs ölünceye kadar o köyün ürünü ile geçindi.

Bir diğer rivayete göre ise Hz Süleyman Belkıs’la zifafa girdikten sonra onu ordusuyla birlikte serbest bıraktı ve böylece Belkıs kendi ülkesine döndü. Hz Süleyman, ayda bir Kudüs’ten Yemen’e onu ziyarete giderdi.

Abdukadir Geylani – Kuran ve Hadislerden Öğütler – Sayfa 45-46