Çavuşkuşu, Hz Süleyman’a dönerek Belkıs’ın kendisine gelmek üzere yola koyulduğunu haber verdi. Hz Süleyman, halkını toplayarak onlara,

”Efendiler! dedi, ‘Kraliçe ve adamları itaatlerini bildirmek üzere huzurumuza gelmeden önce, hanginiz onun tahtını buraya getirebilir? (Neml 46). Çünkü onlar, bize itaatlerini bildirip bizimle barış yaptıktan sonra bizim onun tahtını almamız doğru olmaz’ dedi.

”Güçlü kuvvetli ve gözü pek bir cin, Süleyman’a, ‘Sen daha oturduğun yerden kalkmadan ben o tahtı huzuruna getirebilirim’ dedi.” (Bunu söyleyen cinin adı Amr idi. Süleyman (a.s), öğleye kadar makamında insanlar arasında hüküm verirdi.)

Sonra ekledi:

”Çünkü ben bunu en mükemmel şekilde yapabilecek bir güç ve beceriye sahibim. Tahtın üzerindeki inci, mücevharat, zümrüt, altın ve gümüşleri çalmayacağıma da sizi temin ederim.”

Cin öylesine büyük bir beceriye sahipti ki gözünün görebildiği son noktaya adım atabiliyordu. Bundan dolayı Süleyman’a ‘‘Ben, gözümün görebildiği son noktaya adım atabilirim ve onun tahtını sana getirebilirim” dedi.

Hz Süleyman, ”Ben bundan daha hızlısını istiyorum” dedi. Bunun üzerine ”İlahi kaynaklı bilgiyle donanmış bir zat ‘Ben ( Rabbime dua eder, sıkıntımı ona arz ederim. Rabbimin kitabına bir göz atarım ve) sen gözünü açıp kapayıncaya kadar onu sana getirebilirim” dedi. (Neml 47)

Kimi müfessirlere göre burada ilahi kaynaklı bilgi ile kastedilen şey , Allah’ın ism-i azamı olup bu isim ”Ya Hayy, Ya Kayyum”dur.

Bu zatın adı Asaf B. Berhiya; annesinin adı Batura idi ve İsrailoğulları’ndandı. Allah’ın ism-i azamını – en yüce ismini- biliyordu. ”Gözünü açıp kapayıncaya kadar” sözü, ”görebildiğin en uzak şey sana gelinceye kadar…” anlamındadır.

Hz Süleyman (a.s) ona ”Bunu yapabilirsen bileğin bükülmez senin; ama eğer yapamazsan beni cinlerin ağzına sakız edersin. Ben ki cinlerin ve insanların efendisiyim” dedi. Bunun üzerine Asaf b. Berhiya, kalkıp abdest aldı. Allah’a secde etti ve ism-i azamı okuyarak; yani ”Ya Hayy, Ya Kayyum” diyerek dua etmeye başladı.

Ali b. Ebu Talib’in şöyle dediği nakledilmiştir:

”İsm-i azam, kendisi anılarak dua edildiğinde, Allah’ın kesinlikle kabul buyurduğu ve bir şey istendiğinde mutlaka verdiği isimdir. Bu isim ‘Ya ze’l-celali ve’l ikram’dır.”

Asaf duasını eder etmez Belkıs’ın tahtı yerin içine girdi ve Süleyman’ın tahtının yanında beliriverdi.

Rivayete göre, Belkıs’ın tahtı, Süleyman oturduğunda ayağını üzerine koyduğu tahtının hemen altında ortaya çıktı. Cinler, tahtın geldiğini görünce Hz Süleyman’a ”Asaf’ın tahtı getirmeye gücü var da Belkıs’ı getirmeye yok mu?” dediler. Bunun üzerine Asaf, ”İsterseniz onu da getireyim” dedi.

Her neyse, taht geldikten sonra Süleyman’ın emriyle billurdan dümdüz bir zemin yapılıp altı su ile dolduruldu ve içine balık atıldı. Öylesine şeffaftı ki üstünden bakıldığında suyun içindeki balıklar görünüyordu.

Bir başka rivayete göre ilahi kaynaklı bilgiyle donanmış olan kişi, Hz Süleyman’ın atlarının seyisi olan Dabbe b Edd. idi.

Bir başka rivayete göre ise bu Hızır’dı.

”Hz Süleyman kraliçenin tahtını yanı başında görünce şöyle dedi: ‘İşte bu da bana Rabbimin bir lütfudur ve bu lütuf şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğimi sınamak içindir.’

Böyle der demez Rabbine şükretmeye yöneldi ve şöyle dedi: ‘Bakın her kim Allah’a iman ve itaat üzere şükrederse gerçekte kendi iyiliği için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şunu iyi bilmelidir ki Rabbim kimsenin şükrüne muhtaç değildir (Neml 40); yani kimsenin cezasını vermekte acele etmez.”

Abdulkadir Geylani -Kuran ve Hadislerden Öğütler – Sayfa 46-47