200-300 bin diyen de var, 30 bin diyen de. Kaç kişiyle fethedildi İstanbul?
-300 bin asker mümkün değil. Bu kadar askeri ne beslemek mümkün ne de barındırmak… Hastalık yayılırdı; orduda önemli olan hijyen kuralları tatbik edilemezdi… Öyle 20-30 binle de İstanbul alınmaz. Biraz daha fazla olması lazım askerlerin. 50 bini geçmez. Fatih’in merkez kapıkulu askeri devrinde 12 bin civarıdır ama çok düzenlilerdir. Burada esas önemli olan bu düzen ve stratejidir. Fatih tüm zamanların en entelektüel mareşali ve döneminin de en bilgin hükümdarıdır çünkü.

Çok anlatılır, gemileri karadan yürüterek mi alındı İstanbul?
-Hayır, İstanbul esasen kara savaşıyla alındı. Gemi manevrası daha çok bir şaşırtmacadır, şok etkisidir. Hafif gemiler Haliç surlarına pek bir şey yapamaz. 6 Nisan’da kuşatma başladı; 53 gün boyunca bu gördüğünüz surlar top ateşiyle dövüldükten sonra açılan gediklerden içeri 29 Mayıs’ta girildi. Üstelik öyle kötü bir savunma da yoktu Bizans tarafında. Şehri 13’üncü yüzyılda (1261) Haçlı istilasından kurtaran Paleolog soyunun son hükümdarı olan XI. Konstantin Paleologos fedakârca savaşmıştır. Biraz önce söylediğim gibi esas savunma karadaydı; Osmanlı ordusu yine de Haliç’e gerilen zinciri de aşmıştır. Bunu görmek isteyen, Askeri Müze’ye gitsin. Zincirin bir parçası halen orada.

Bu gemiler hiç karadan yürümedi” diyen de var. Nasıl değerlendirirsiniz?
– Gemilerin yürütülmediği iddiaları boş. Tüm tanıklıklar, Bizans, Latin kaynakları gemilerinin yürütüldüğünü anlatıyor.

Fatih’e Fetih’ten sonra Hıristiyanlığı kabul etmesinin önerildiği doğru mu?
– II. Pius’un Fatih’e bir mektup yazdığı ve bunu ulaştırdığı iddia edildi. Bu tarihçi Babinger’in bir spekülasyonudur. Böyle bir mektup gerçekten var ama Fatih’e gönderilmiş değil.

Nerede peki?
– Vatikan arşivlerinde. Yazılmış evet ama ulaştırılmamış. Vatikan’da oryantalist Peder Vincenzo Poggi bunu tespit etti. II. Pius önce böylesinin kendileri açısından hayırlı olacağını düşünmüş belki ama sonra bu taktiğin işe yaramayacağını, Fatih’e kabul ettiremeyeceğini de anlamış. “Azıcık suya ihtiyacın var” demiş orada, yani vaftiz edilmeye. “Dünyaya hâkim olursun böylece” demiş. Öyle şey olur mu? Alacaktı Fatih Batı’yı ama ayrı bir şekilde teşkilatlandıracaktı. Eh öyle de oldu zaten. Otranto Seferi’ni biliyorsun Gedik Ahmet Paşa’nın… İyonya Adası’nı alarak yola çıktı; İtalya’da Otranto’yu kuşattı ve aldı. Fatih de bir sene sonra karadan geliyordu. Gebze’deydi. Bu ordunun İtalya’ya açılacağı belliydi. Maalesef zehirlendi ve öldü.

Kim zehirledi?
– Rivayet çok. Ağır gut hastalığı vardı Fatih’in. ‘Nekris’ de denir. Tedavisi yoktu; ‘kocakarı tıbbı’ ile palyatif ilaçlarla tedavi olmaya çalışıyordu. Mareşal hastalığıdır zaten bu.

Ne demek mareşal hastalığı?
– Eti yersin, attan inmezsin, çizme çıkmaz ayağından, şişer bacaklar… Fatih’in ilacı hazırlanıyor ve bu şekilde de “Zehirlendi” deniyor Venedikli bir doktor tarafından… Fatih ölünce bu Batı seferi de akîm kaldı.

Rönesans’ın başlamasını İstanbul’un fethine yorarlar. Şehirden kaçan âlimlerin Batı’da bilimi geliştirdiği söylenir.
– Çoktan gitmişti o âlimler zaten. Hem 1452 Konstantinapol ne derece klasik Yunan düşüncesini yaşatıyordu, belli değil. Kütüphaneler ne durumdaydı, belli değil. Kaldı ki Yunan düşüncesi özellikle Doğu’da zaten hep hâkimdi. Enerji nasıl kaybolmuyorsa, medeniyet ve ilim de kaybolmuyor. Doğu Roma’nın kitap zenginliği, uzman nakli 14’ncü asırdan beri yapılıyordu.

Son dönemde Fetih şenlikleri daha bir coşkuyla kutlanıyor, nasıl değerlendiriyorsunuz?
– 1950’lerde başlandı şenliklere. Milliyetçiler başladı; Nihat Sami Banarlı ya da dinle pek ilgisi olmayan Atsız gibi adamlar başlattı. Ondan sonra durduruldu. Bir başka muhafazakâr, tarihçi ve dışişleri bakanı Fuad Köprülü tarafından.

Neden?
– “Yunanistan bize gücenir” dediler.

Niye gücensin?
– İkinci harpten sonra Yunanistan ile Türkiye’nin arası muazzam ölçüde iyiydi. Başbakan Çaldaris o zaman Türkiye ile konfederasyondan bahsediyordu. Çünkü Komünistleşen Balkanlı devletler çemberinden ürküyordu. Asker bu havaya uydu ve adeta resmen sabotaja uğradı. Bu şekilde bitti şenlikler. Şimdikiler de kendilerine göre değerlendiriyor. O zaman Türkçülük hâkimdi şimdi daha dindar motifler kullanılıyor; fark bu.

Kaynak: İlber Ortaylı’nın Hürriyet’ten Yenal Bilgici ile yaptığı röportaj, 28 Mayıs 2016