Facebook'ta paylaş

”Eğer İslam, Hristiyanlığı küçük ve hakir görüyor idiyse, böyle görmekte bin kez haklıydı: Çünkü İslâm, İnsanı yüceltir ama putlaştırmaz. Hristiyanlık, bizi, kadim dünyanın {Antik Yunan ve Roma} kültürünün mahsulünden mahrum bırakmıştı. Üstelik bununla da yetinmemiş, daha sonraları, bizi İslâm kültürünün mahsulünden de mahrum etmişti. Aslında bize (insan olarak bize) Grek kültüründen de, Roma kültüründen de esâsta, temel meseleler açısından daha yakın olan, bizim [insan olarak] duygularımıza, zevklerimize ve seçimlerimize daha doğrudan hitâp eden İspanya’daki o harikulâde İslâm kültürü ve İslâm kültürünün eşsiz birikimi ayaklar altına alınarak çiğnenmiş ve yok edilmişti. (-bunu yapan ayağın ne tür bir ayak olduğunu söylemeye dilim varmıyor, ne yazık ki!-)” ”İyi de neden? Nedeni şuydu: Çünkü İslâm kültürü, kökenlerini, temellerini insan fıtratına borçluydu; çünkü İslâm kültürü, İspanya’daki Müslüman hayatının nâdir bulunan, nefis hazinelerinin üzerinde bile hayata Evet diyordu. Daha sonraları, Haçlılar estirdikleri o toz bulutunun ortasında, aslında diz çökmeleri gereken, diz çökmekle daha iyi yapmış olacakları bir şeye karşı, asil bir kültüre karşı, bizim bugünkü 19. yüzyıl kültürümüzle mukayese edildiğinde, bizim çağdaş kültürümüzün, kendisini, İslâm kültürünün yanında son derece ‘yoksul’ ve oldukça ‘geç kalmış’ bir kültür olarak görebileceği böylesine asil ve yüksek bir kültüre karşı savaş açmışlardı. Haçlılar, ganimet peşinde koşuşturuyorlardı, hiç şüphesiz ki. Çünkü Doğu, İslâm dünyası, zengindi…”
______________________________________
Friedrich Nietzsche, Aforizmalar, Tutku Yayınevi, Ankara, 2012, s. 172, 173.