Otlukbeli Savaşı’ndan önce Rumeli Beylerbeyi Has Murad Paşa Akkoyunlularla girdiği mücadeleyi kaybedince Osmanlı Devleti’nin ileri gelen beylerinden Turhan Bey’in oğlu Ömer Bey, Hacı Bey, Rumeli Derderdarı olan Fenerizade Ahmet Çeliebi ve Subaşılar esir düştüler.

Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Murad Paşa’yı bozguna uğratmanın sevinciyle hemen bir eğlence tertip ettirdi. Bu eğlence sırasında Uzun Hasan şevke gelip kızgın bir şekilde Ömer Bey’e:

”Osmanoğlu’nun ayağını aldım. Zira Osmanlı ordusunun yüz akı ve sıkışıp kaldığı anda tek dayanağı Rumeli askeri idi. Onların işlerini bizzat bitirdim ve adlarını varlık yaprağından sildim. Şimdiden sonra Rum (İstanbul) tahtı benim ve Kayserlik Sarayı da benim konağım olması gerekir” deyince bu boş sözler karşısında Ömer Bey elinde olmayarak Uzun Hasan’a:

”Han’ım, Osmanlı askerinin deryasından bir damla almakla denizin köpürmesine kusur gelmez. Gök kubbeden bir yıldız eksilmekle göğün saltanatına zarar olmaz. Padişahımızın benim gibi, Murad gibi yüz bin kulu vardır. Gücü kuvveti, at ve askerlerinin varlığı o derece çoktur ki devletli otağının kapısında olan kölelerden bir kaçı alınmakla ışıldayan gönül aynasına üzüntü tozu nasıl konar, namus ve şerefine nasıl söz dokunur? Bahtı Allah vergisi, devleti anadan doğma özüdür. Yolunda doğrulukla kul olan zamanın derdinden başını kurtarır” dedi.

Uzun Hasan ise kızıp köpürerek: ” Bak bu kişinin tutumuna, davranışına, özünde olan inanca. El ve ayakları bağlı, gücü kuvveti kesilmiş iken neler söyler.” dedi.

Hoca Sadettin Efendi, Tacü’t Teravih, cilt 3

     
     
     
     
     
Loading...
PAYLAŞ