Yazar: admin

Fatih, bir gün, kılık  değiştirerek seyahate çıkar. Basit bir köylü kıyafeti giyer. Köy, köy kasaba, kasaba yürür. Bir ara çok yorulur ve dinlenmek ister. Gözüne bir kulübe ilişir, oraya varır. Bu kulübede yalnız yaşayan kadıncağızdan, içecek soğuk bir şey ister. Kadın ter içindeki yolcuya ayran ikram eder. Köylü kıyafetindeki Fatih, ayranı yudumlaya yudumlaya içtikden sonra kadına sorar: Nine ayranın çok lezzetli ama içindeki şu saman çöpleri niye? Kadıncağız tatlı tatlı gülümser. A evladım!  Ter içindesin. Eğer bu soğuk ayranı saman katmadan verseydim bir yudumda içecek, belki de hasta olacaktın. Kıyamadım sana! Bu söz Fatih’in çok hoşuna gider ve fakir kadına…

Read More

Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han: ”Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz” diye çıkışır. Orada bulunan ve velayet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der: Peder ne der, kader ne der.

Read More

İşte, Fatih Sultan Mehmet, işte İstanbul’da bir Rum; Fatih Sultan Mehmet talepte bulunuyor, diyor ki: ”Orada cami yapacağım, arazini bana satmanı istiyorum.” Biliyorsunuz her arazinin bir rayiç bedeli vardır; yani o çevrede o arazinin ne kadar para ettiği aşağı yukarı herkes tarafından bilinir. Alt hududu bir de üst hududu vardır. Fatih Sultan Mehmet, üst hududun iki katını veriyor; ama Rum vermemekle ısrar ediyor. Cami kurulmasına gönlü razı olmuyor. Bir Hiristiyan; bu da onun kabahati değil, içinden gelen şey öyle. Hak sahibi vermezse vermez; ama Fatih Sultan Mehmet’in kızmış kafası. ”O kadar fazla para verdiğim halde, bu adam vermiyor; demek ki…

Read More

Osmanlı Komutanlarından olan Yıldırım Bayezid  1402’de Ankara  Muharebesi’nde Timur’a esir düşmüştü. İddiaya göre içine düştüğü durumu hazmedemeyen padişah, yüzüğündeki zehiri içerek 8 Mart 1403’te  Akşehir’de intihar etti. Mükrimin Halil Yinanç ve Uzunçarşılı gibi tarihçiler, bu iddianın tamamen yanlış olduğunu delilleriyle ortaya koymuşlardır. Kuvvetli kaynaklar Yıldırım Bayezid’in şiddetli sıtma, nefes darlığı ve keder dolu hayattan meydana gelen çeşitli hastalıkların bir araya gelmesinden vefat ettiğini açıkça ifade etmektedirler.

Read More

Fatih Sultan Mehmed  Han bir gün yiyecek maddelerinin kalitesini ve narh durumunu kontrol etmek gayesiyle kıyafet değiştirip çarşıya çıktı. Bir dükkana girip selam verdikten sonra; Yarım batman yağ, yarım batman peynir ve yarım batman bal veresiniz! dedi. Dükkan sahibi yarım batman yağı tartıp parasını hesap ettikten sonra; Ağam sair isteklerinizi de karşı komşudan alasız. Zira onun malı hem daha yeğdir, hem de siftah etmedi, dedi. Padişah ikinci dükkana varıp oradan da yarım batman peynir alınca, bu dükkan sahibi de; Allah’a şükürler olsun siftahımı ettim. Hem de çocuklarımın nafakasını çıkardım. Bundan sonrası  kardır. Diğer isteklerinizi de komşumdan alasız. O daha siftah…

Read More

III.Selim Han gayet cesur, silahşörlükte de hüner sahibi bir kimseydi. Zaman zaman tebdili kıyafet ederek halkın arasına karışır, istek şikayetlerini öğrenirdi. Bir gün tersane kahyası kıyafetleriyle akşam vakti Sultanahmed civarına çıktı. Maiyetindekiler de kalyoncu neferi gibi giyinmişlerdi. Sultanahmed Camiinden aşağı  Sokullu Mehmed Paşa yokuşundaki tenha yerlerden aşağı inerlerken kadın feryadı işittiler. Hemen oraya yöneldiler. Yeniçeri tulumbacılardan bir zorba, bir kadının yolunu çevirmiş; Yürü benimle! Diye zorluyordu. Kadın da; Kardeşim Ben ehli namus bir kadınım. Evim  Küçükayasofya’da. Çocuğum hasta. Eczaneden ilaç aldım. İşte elimde. Evime dönüyorum. Bana ilişme. Mahalleme gel sor.. diye feryad ediyordu. Tulumbacı ise sarhoş  gözü kararmış, küfürler savunarak…

Read More

Yavuz Sultan Selim Han’ın Çaldıran Savaşın’dan önce, Karaman Vali’si Hemdem Paşa Padişah’a geri dönmenin daha uygun olduğunu söyleyince, Sultan Selim onu derhal  idam ettirdi. Sebebini soran Şeyhülislama da sebep olarak o kişinin Al- İmran 159. ayetine muhalefet olmasını gösterdi. Biz daha önce alimlerle, komutanlarla bu konuyu konuştuk karar verdik diyor sonra da Allah’a tevekkül ettik diyor.  Hemdem’in yerine oğlum Süleyman olsa onun da boynunu vururdum diyor.

Read More

Evet burada baba-oğulun arasını açan ve sonunda Mete’nin babasını öldürülmesiyle sonuçlanan gelişmeler hep Çin’in başının altından çıkmıştır. Zira Teoman Han’la evlendirilen Çin Prensesi Yen Shi, yarı Çinli yarı Türk melez bir tigin doğurduktan sonra tahtın kendi oğluna kalması için Mete’yi aradan çıkartmak istemiş ve binbir türlü entrikayla Teoman Han’ı da oğlunu öldürmeye ikna etmiştir. Türk töresine göre, hakanın annesi de babası da Türk olması zorunluluğunu bulunmasına rağmen, bu melez çocuğu hakan yapmak isteyen ve böylece töreyi çiğneyen Teoman, Yen Shi’nin oyunlarıyla oğluna tuzak kurmuş ve onu Hunlar’ın ezeli düşmanı olan Yüezhiler’e rehin olarak vermiştir. Sözümona Yüezhiler’le barış yapacağını ve teminat…

Read More

Kanuni Sultan Süleyman avlanmaya çıktığı bir gün sağanak yağmura yakalanınca o civardaki evlerden birine sığınır. Sıcak ateşin karşısında ıslanan elbiselerini kuruturken, ”Gerçekten şu ateş bin altına bedel,” der. Padişah geceyi geçirdikleri evden ertesi gün ayrılırken ev sahibi olan köylüyü: ”Borcumuz ne kadar?” diye sorar. Uyanık köylü:”Bin bir altın yeter,” diye cevap verir. Padişahın hayretler içerisinde kaldığı köylü, onun soru sormasına fırsat vermeden sözüne devam eder: ”Akşamki ateşin bin altın değerinde olduğunu zaten siz söylemiştiniz. Konaklama ücreti için ise bir altın çok mu fazla?”

Read More

Padişah Abdülaziz, Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa’ya sorar: ”Ali ve Rüştü paşalarla  senin aranda nasıl bir fark var? Fuat Paşa, hemen cevaplandırır soruyu: ”Bunu farklı bir örnekle açıklayayım efendim: Yeni bir köprü yapılmış olsa, ben düşünmeden üzerinden geçerim. Ali Paşa, köprünün ne kadar sağlam olduğunu inceledikten sonra geçer. Rüştü Paşa ise köprüden bir alay asker geçirdikten sonra geçer.”

Read More

Sadrazam Ahmet Vefik Paşa, Adalet Bakanı iken borcunu ödemeyen bir adamı kahve içme bahanesiyle dairesine çağırır. Adam içeride oturup kahvesini yudumlarken paşa, onun kapıda duran atını sattırıp borcunu ödetir. Sonra da borçlu şahsa şöyle der: ”Borçlu olarak at üstünde gitmektense, borçsuz olarak yürümek daha iyidir.” Osmanlı’dan Hikayeler

Read More

İnsanların fitne bakımından en tehlikeli olanı kimdir? diye soruldu. Hz İsa: ‘Alimin zellesidir. Çünkü alim, zelle yapıp hata yaptığı zaman birçok insan da hata yapar!’ diye cevap verdi. Ey kötü alimler! Dünyayı (taç etmek için) başınızın üzerine ve ahireti de ayaklarınızın altına koymuşsunuz. Sözünüz şifadır. Ameliniz, hastalıklıdır. Sizin misaliniz (acı bir bitki olan) zakkum/gül defnesi ağacı gibidir. Çünkü o ağacı gören şaşkınlığa uğrar, onu yiyen kimse ölür. Ey kötü alimler! Cennetin kapılarının üzerine oturmuşsunuz. Kendiniz oraya girmezsiniz ve düşkünlerin de oraya girmesi için çağrıda bulunmazsınız. Allah katında insanların en kötüsü ilmiyle dünyayı talep eden alim kimsedir. İbn Kesir – Peygamberler…

Read More

Büyük Cihangir Yavuz Sultan Selim’in günde üç saat uyku uyuyup tahta kaşıkla tek çeşit yemek yerdi. Herhangi bir saray halkından ayırt edilemeyecek kadar sade giyindiğini ve bunun sebebini soranlara: ”Vezirlerin ve beylerin süslü giyinmeleri, padişahlarına saygıdan ileri gelir. Biz kime şirin görünmek için süslü giyinelim ki ? Bizim Padişahımız (Allah c.c) vücudun dışına değil, içindeki cevhere  (imana ) bakar.” diyerek veciz bir cevap vermiştir.

Read More

Veli lakaplı II.Bayezıt’ın padişahlığı döneminde İstanbul’a, Moskova kralının elçisi sıfatıyla Mihail Plachtneef isimli birisi gelmiştir. Bu adamın, insanı istifra ettirecek kadar pis kokmasından dolayı yıkanması için hamama götürüldüğünde, bu keferenin hayatında hiç hamam görmemiş olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca yıkanmak ve çamaşır değiştirmek adeti de olmadığı için kimse ile görüştürülmeden pisliğinden dolayı İstanbul’dan kovulmuştur. Osmanlı’dan Hikayeler

Read More

M.Ö 209 yılında etrafa varlığını kabul ettirmeye başlayan Hun Devleti Teoman’ın oğlu Mo-ton’un (Mete) darbesi ile sarsıldı.  Daha ayakları üzerinde yeni yeni durmaya başlayan Hun Devleti kısa süre içerisinde Han’ın yanlış tercihiyle varlığını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Teoman Han, Ulu hatun yani ilk eşinden olan büyük oğlu Mete’yi töre gereği tahtın varisi olmasına rağmen, kendi oğlunu hakan yapmak isteyen ikinci eşinin etkisi ve entrikalarıyla veliahlıktan uzaklaştırmak istemiştir. Bunu da açıkça değil bir komplo ile yapma yoluna gitmiştir. Teoman’ın ikinci eşi büyük gayeleri olan son derece muhteris bir kadındı. O, kendi amacı doğrultusunda eşinin fikrini ve davranışını değiştirmiştir. Amacı…

Read More

795 senesinde kagan erkek evlat bırakmadan ölünce Uygur ileri gelenleri ve halk kagan olarak Kutluk Bilge’yi uygun gördüler. Kutluk Bilge 795 senesinde ”Ay Tengride Ülüğ Bulmuş Alp Uluğ Bilge” ünvanı ile tahta geçti. Kutluk Bilge Kagan Hsieh-tieh kabilesindendi. Ama yaglakar soyadını  taşıyordu. Bu da onun evlatlık olabileceği düşüncesini ortaya koyuyordu. Kutluk Bilge Kagan halk tarafından cok seviliyordu. Fakat düşmanları da yok değildi. 795 senesinde Çinliler onu kutlamak için elçi gönderdiler. Kağan ilk iş olarak Karluk isyanın bastırılması Tibetlilerin ellerini Doğu Türkistan’dan çekmesi ve Kırgız Seferi ile meşgul oldu. Özellikle Turfan Bölgesi’ne ve Doğu Türkistan şehirlerine büyük önem verdi ve gelecekte…

Read More

Yavuz Sultan Selim gayet sade giyinir, süse ve ziynete itibar etmezdi. Kendisine, ”Sultanım, siz de daha güzel elbiseler giyer ve daha mutantan gezebilirsiniz, bunu neden yapmazsınız?” diye sorduklarında o şöyle dedi: ”Bizden başkaları, bize  hoş görünmek ve kendilerini beğendirmek için süslü ve zihniyetli elbise giyerler, ya biz kendimizi kimi beğendirmek için ziynet takınacağınız? Temiz olsun, Allah indinde güzel olsun, bizim için o kafidir,” derdi. Bir gün oğlu Süleyman’ı, (geleceğin Kanuni’si) fazlaca süslü elbise giyinmiş görünce, şöyle söyledi: ”İki gözüm evladım, bu kadar ziynetlenmeye ne hacet! O kadar çok süslenmişsin ki, annene bir şey kalmamış.”

Read More

Yıldırım Bayezit Han’ın bir mahkemede şahitlik etmesi gerekiyordu. Padişah mahkemeye geldi ve herkes gibi o da ellerini önüne bağlayıp ayakta bekledi. Devrin Bursa Kadısı Molla Fenari, padişahı süzdükten sonra; ”Senin şahitliğin kabul değildir. Zira sen namazlarını cemaat ile kılmıyorsun. Elinde imkanı olduğu halde cemaate gelmeyen bir kimse, yalancı şahitlik edebilir demektir.” Bu itham karşısında herkes Yıldırım’ın hiddetlenmesini bekliyordu. Fakat o boynunu büküp mahkemeyi terk etti ve hemen sarayının yanına bir cami  inşa ettirmeye başladı.

Read More

Yavuz Sultan Selim, Mısır’a açtığı sefer sırasında Halep’ten Şam’da son verilen Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’ni ve onun Yavuz’u işaret eden sözlerini hatırladı. ”Sin, Şın’a girdiğinde Muhyiddin’in kabri meydana çıkar.” sözü Yavuz’un dikkatini çekmişti. Bu işaret zaman zaman aklına  takılıp duruyordu. Şam’a vardığında oranın alim ve velileriyle görüşmelerde bulundu. Söz dolaşıp Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’ne de geldi. Şam’ın ileri gelenleri, Hazret’in kabrinin bulunduğu yerin halen çöplük olduğunu, hisseden o güne kadar hazrete iyi gözle bakılmadığını anlattılar. Yavuz Selim Han, derhal harekete geçip kabrin yerini tespit ettirdi. Oraya hemen bir türbe ve yanı başına büyük bir cami ve imaret, külliye olarak ortaya çıktı. Ayrıca,…

Read More

Çok güzel bir yaz günüydü. Sarayın bahçesinde Kanuni Sultan Süleyman ile Barbaros Hayreddin Paşa, birlikte geziyorlardı. Kanuni, Barbaros Hayreddin Paşa’yı  çok sever ve beğenirdi. Çünkü Barbaros, kocaman Haçlı donanmasını Preveze’de mağlup etmiş, Cezayir gibi bir ülkeyi Osmanlı sınırlarına katılmıştı. Padişah bir ara: ”Paşa, seni çok iyi görmüyorum, canını sıkan bir şey mi var?” diye sordu. Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul’a geleli bir ay kadar olmuştu. Ama gelir gelmez denizlere özlem çekmeye başlamıştı. Hayreddin Paşa, çok açık sözlü biriydi. Bu yüzden Padişah’a derdini rahatlıkla söyleyecekti. Şöyle dedi: ”Allah’a hamdolsun. Sayenizde sıkıntılarımız kalmadı padişahım. Şu anki derdimiz denizlere olan hasretimizden ileri gelir. Bundan…

Read More

Cuma namazından sonra Sultan Alparslan,  ordusuna  şöyle hitap etti: Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım,   onlar ne kadar çok olursa  olsunlar,  daha fazla bekleyemeyiz.Bütün Müslümanların mimberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi düşman üzerine atmak istiyorum.  Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım, ya şehit  olur cennete giderim. Büyük bir inançla söylenen bu heycanlı sözlere askerler hep bir ağızdan: Ey Yüce Sutan!  Her zaman senin emrinde  ve seninle  olaçağız,  nereye gidersen oraya gideceğiz,  diye haykırdılar. Sultan’ın üzerinde beyaz bir elbise vardı. Düşmana hucum etmeden önce  son söz askerlerine şunları söyledi  :  İşte şehitlik kefenim,  savaş meydanında ölürsem beni bu…

Read More

Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi devletin ekonomisini oldukça sıkıntıya düşürmüştü. Ordunun masraflarını devlet hazinesi tam karşılamayınca bu ihtiyacı gidermek için Galata’daki sarraflardan senet karşılığında borç almıştı. Bu borçlardan hepsi sefer tamamlanınca kuruşuna gelinceye kadar ödenmiştir. Yalnız borç alınan tüccarlardan biri devletten alacağını alamadan ölmüştü. Bügünkü tabiriyle zamanın maliye bakanı, durumu padişaha iletip tüccarın çocuklarına bu kadar para vermenin doğru olmayacağını gerekçe  göstererek bir kısım para ve malın devlet hazinesine alınmasını yazılı halde teklif etmişti. Yavuz Sultan Selim bu öneriye çok sinirlenmiş ve kendisine yazılı halde iletilen bu kağıdın altına şu notu yazarak iade etmişti: ”Müteveffaya rahmet; malına, mülküne, parasına bereket,…

Read More

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethedip şehre girdiğinde, Bizans’ın ileri gelenleri huzura çağırmıştı. Gelenler arasında Bizans’ın Başbakanı Notaras huzura girer girmez, Fatih’i memnun bırakıp hayatını garantiye almak düşüncesiyle padişahın ayaklarına kapanarak şöyle dedi: ”Neyim varsa hepsini sana takdim ediyorum, lütfen kabul buyurunuz.” Fatih, Notaras’ın ne yapmak istediğini biliyordu. Verdiği hediyelere Padişah’ı bir nevi teşekküre zorluyordu. Fakat  Fatih, Notaras’ın arzu ettiği gibi davranmadı, onun ayağa kalkmasını işaret ettikten sonra: ”Bu şehri bana veren kimdir? diye sordu. Başbakan haç çıkararak : ”Elbette Allah’tır,” diye cevap verdi. Söz sırası tekrar Fatih’e geçince şöyle dedi: ”O halde bana verdiğiniz şeylerden dolayı teşekkür beklemeyiniz. Allah dururken…

Read More

Padişah III.Murat için oynadığı oyunu bitirdikten sonra kendisine bahşiş verileceği sırada maskara, şöyle der: ”Bugün altın istemiyorum padişahım. Onun yerine yüz değnek vurulsun.” III.Murat, bu isteği oyunun bir parçası zannederek istediğin yerine getirilmesini emreder. Elli sopa yedikten sonra maskara: ”Hele bir durun,” der. ”Geride kalan elli sopayı da ortağıma atın.” Padişah haklı olarak: ”Ortağın da kim?” diye sorar. Maskara: ”Her zaman beni buraya çağıran saray bahçıvanı benim yüzümden para kazanıyorsun diyerek kazandığımın yarısını elimden  alıyor. Bu yüzden bugünkü kazandığımın yarısını da o alsın istiyorum.” Konuşmadaki ince espriyi anlayan padişah onun bu istediğini de yerine getirir.

Read More

Otuz bir yıl Osmanlı tahtında kalan Sultan II.Bayezid, Fatih’in şehzadelik yıllarında Gülbahar Hatun’dan Dimetoka Sarayı’nda  dünyaya geldi. Devrin tanınmış alimlerinden ve kumandanlarından hususi dersler alarak yetişti. Devlet işlerinde tecrübe kazanması için dokuz yaşında iken Hadım Ali Paşa nezaretinde Amasya sancağına gönderildi. 1473’te Akkoyonlu lideri Uzun Hasan karşısında alınan  Otlukbeli Zaferi’nde Osmanlı ordusunun sağ kanadının kumandanlığını yaptı. Fatih, büyük ümitler bağladığı bu oğlu ile padişahlığının son yıllarında beklemediği imtihan yaşadı. Şehzade Bayezid, Amasya’daki şehzadelik yıllarında bir ara çevresindeki bazı tarihçilere göre birtakım zararlı maddelere alıştı. Oğlunun durumunu haber alan Fatih, Lala Fenarizade Ahmed Bey’i İstanbul’dan gönderdiği bir mektupla sert bir şekilde…

Read More

IV.Murad kendini yeterince güçlü ve idareyi ele alacak kabiliyet ve tecrübede hissedince Yeniçeriler’i merasim için Sultan Ahmet Meydanı’nda topladığı, beklemekten sıkılan canı sıkılan bir yeniçeri subayının disiplinsiz bir şekilde padişah geçerken yaşı ile alaya varan sözler sarfetmesi üzerine kılıcı ile tek hamlede hem yeniçeriyi hem de atını ikiye bölmüştür. Yeniçeri Ocağı’nda düzenlemeye gitmiş ve ocak içindeki kimi subayları halletmiş,  kimine de boyun eğdirmiştir.

Read More

Bir gün Sultan dördüncü Murat’a gelip subaşılar dan birinin halktan rüşvet aldığını bildirdiler. Padişah hemen bir müfettiş görevlendirdi ve şikayeti araştırmasını emretti. Müfettiş tam bir ay adamı takip ettiği halde suçüstü yakalamayadı, gelip durumu padişaha arz etti padişahım zannedersem halk yanılıyor şikayet edilen Subaşı’nın rüşvet aldığına dair bir işarete rastlamadım. Padişah Kaşlarını  çattı benim halkım yanılmaz dedi ama sende feraset yoktur. Feraset ne ola ki padişahım dedi. Şöyle cevap verdi. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, müminin ferasetinden sakının çünkü o Allah’ın nuru ile bakar feraset üstün zeka bütün kabiliyet bir anlayıştır. Hadi git. Müfettişi görevlendirdikten sonra rüşvet aldığı iddia edilen Subaşı’nı…

Read More

15. Osmanlı  padişahı ve 94.İslam Halifesi 1. Mustafa’nın ilk saltanatı 96 gün, ikinci saltanatı ise 1yıl 3 ay 22 gün sürdü. Sultan 3.Mehmet’in oğlu olan Mustafa, kardeşi 1. Ahmet henüz on dört yaşındayken tahta geçince, hanedan mensupları içinde geriye kalan tek erkek evlat olduğu gerekçesiyle öldürülmedi. Şehzadelik döneminde sürekli öldürülme korkusu yaşadığı için zamanla akli dengesini yitirdiği düşünülmektedir. Ayrıca 1. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğla geçmesi kuralını bozarak, kardeşinin ardından tahta çıkmış olan padişah olma özelliği taşır. 1.Mustafa balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu.

Read More

Yavuz, devlet işlerinde hata edenleri hiç affetmezdi ve bu sebeple de bir çok vezirinin boynunu vurdurmuştu. ”Dilerim Allah’dan Yavuz’a  vezir olasın” sözü de bu devirde beddua idi. Buna rağmen kadirşinas bir kişiydi. Fikrini açık söyleyenlerin görüşü, kendi görüşüne aykırı olsa da, kızıp söylenerek dinler ve hak sözü kabul ederdi. Kendisinin şiddet ve gazabından korkan, her an ölüm tehlikesi geçiren Piri Paşa bir gün: Padişahım, eninde sonunda beni bir bahane ile  idam ettireceksin . Hemen, bir gün evvel halas etsen daha iyi olmaz mı? Sözleriyle korkusunu belirtince, bu sözlere bir hayli gülen Yavuz: Benim dahi muradım odur, lakin senin yerini tutacak…

Read More

Ankara Savaşı’ndan dönen Timur  Anadolu halkının yer yer isyan etmek üzere olduğunu görmüş. Her köye beslemeleri için savaşta yararlandığı fillerden birer tane verilmesini istemiş. Aylar sonra elçi gönderip fillerin durumu köylülerin tepkisini öğrenmek istemiş. Elçi dönüşünde köylülerin çok kızgın olduğunu filleri beslemekte zorlandıkları  söylemiş. Timur ”kızgın halktan zarar gelir ordudaki tüm filleri her haneye dağıtın” emrini vermiş. Aradan bir süre geçtikten sonra tekrar elçi gönderip Anadolu halkının tepkisini öğrenmek istemiş. Elçi ben hayretler içinde kaldım hünkarım demiş, Timur eğlenen oynayan düşünmeyen halktan zarar gelmez tez varan filleri toplayın demiş.

Read More

Moğol imparatoru olan Cengiz Han Anadolu’ya yaptığı seferlerden birinde Irak yakınlarında bir kaleyi kuşatır. Yapılan görüşmeler sonunda kalenin teslim edilmesini isteyen Cengiz Han aksinde kaledeki herkesin öldürüleceğine söyler. Hiç direnmeden teslim olan kalede Cengiz Han bütün eli silah tutan erkeklerin genç-yaşlı demeden mezarlarını kazmalarını  emreder. Herkes kendi mezarını kazarken yaşlı bir adam Cengiz Han’ın huzuruna çıkmak istediğini söyler ve huzura kabul edilir. Yaşlı adam Cengiz Han’ın eteğini öperek eğilir ve yaşlı adam imparatorun  da izniyle ağlayarak  konuşmaya başlar. ”Hünkarım, şurada mezarını kazan genç benim oğlumdur ve daha yirmi yaşındadır.”  Tekrar hükümdarın ayaklarına kapanarak ”Sizden onu affetmenizi istiyorum” der. Bunun üzerine…

Read More

Timur: Rum diyarında melik olan Yıldırım Bayezid. Bil ki, biz kudret ve iktidarımızla insanlık aleminin en büyük kısmını tab’amız haline getirmiş bir hükümdarız. Bu görülmemiş işi, tek başımıza yaptık, senin gibi babamızdan ülkeler miras almış değiliz. Aklını başına topla ve Kara Yusuf’la Ahmet Celayir’i topraklarından kov. Emirlerime karşı gelen hükümdarların akıbetini duymuş olsan gerektir. Sizde o hükümdarların arasına girmekten sakının. Bayezid: Ey ihtiyar köpek, tekfurdan daha şiddetli kafirsin. Mektubunda bizi korkutmak ve hile ile kandırmak istemişsin. Şöyle mi zannedersin ki ben Acem padişahları gibi olam, veya askerüm deşt-i Kıpcak-i Tatari gibi avare ola. Bizim askerlerimiz, Irak ve Horasan askerleri gibi…

Read More

Piri Reis, Kanuni devrinde Portekiz ile sürekli savaş halindeydi. 80 yaşındayken Aden şehrindeki Arap isyanını bastırmakla başarılı olduğu için kendisine yeni bir görev verildi. Süveyş’ten donanma ile Basra’ya  gidip, buradaki 15.000 askeri ve diğer gemileri de yanına alarak Hürmüz Adasını’nı ele geçirmesi istendi. Bu adaya mümkün olduğunca Portekizlilere bulaşmadan ulaşması isteniyordu. Hint Okyanus’na otuz civarı gemi ile açılan Piri Reis, kendisinden iki kat sayıca fazla Portekiz gemisini burada yenmeyi başardı. Savaştan kurtulup kaçan kimi Portekizliler Hürmüz adasındaki kaleye sığındı. Kalenin etrafı sarıldı fakat buradaki Portekiz garnizonu hazırlıklı olduğu için işgal edilemedi. Kuşatma kaldırıldı.  Bazı tarihçiler bu kuşatmanın kaldırılma nedenin  Piri…

Read More

Düşünün Yavuz o gün ordularıyla bugünkü Türkiye’mizin Kilis  sınırında Til-Habeş bölgesinde Mercidabık Savaşi’nı kazanmış ve koca Memlük Devleti’ni yenmiş. Muzaffer bir komutan edasıyla Halep’e iniyor. Halep Ulucamii’nde cuma namazı kılınacak.  Cuma namazında hutbeye çıkan imam artık oralar  Osmanlı toprağı olduğu için Hutbede Yavuz’un adını okuyacak. ”Hakimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” diye okuyor. Yani  Mekke ve Medine’nin hakimi diye…  Yavuz hemen oturduğu yerden ayağa kalkıyor,  ”Hayır, hakim değil, biz ancak o kutsal beldelerin hadimi olabiliriz,” diyor ve ondan sonra Osmanlı’nın yıkılışına kadar Osmanlı padişah unvanlarında ve tören hitaplarında ”Hadimü’l- Haremeyni’ş-Şerifeyn” ifadesi kullanılıyor.

Read More

Masonluğun temelinde Anderson Yasaları ya  da Anderson Nizamnamesi denilen ve 1723 yılında  yayımlanan  prensipler vardı. Bunlara göre,  mason, devletine bağlıdır  ve ”bir mason,  nerede oturur ve ne işte çalışır olursa  olsun,  devlet otoritesi için barışçıl bir unsurdur  ve hiçbir zaman ulusun  barış refahına karşı entrikalar ve suikastlar içinde bulunmayacağı gibi,  görevli olmadıkça  devlet  iradesine müdahaleden kaçınır.” Yani Anderson  Yasalaları masonun devlete karşı entrika ya da başkaldırıda bulunmasını reddeder. Ancak daha sonra  bu maddeye  bir  cümle eklenir ve  siyasal  erke karşı tavır almanın locadan ilişik kesilme nedeni olmayacağı belirtilir.  İşte bu cümle ile masonlar kendilerini siyasal otoriteye karşı eyleme geçmekte serbest…

Read More

1517 yılında kazanılan Ridaniye Zaferi’nden sonra kutsal topraklarda huzuru sağlayan Yavuz Sultan Selim ordusuyla birlikte İstanbul’a dönüyordu. Yolculuk sırasında, İbni Kemal adıyla tanınan Anadolu Kazaskeri ve ünlü bilgin Kemal Paşazade’nin atının ayağından sıçrayan çamurlar Padişah’ın kaftanını kirletti. Kemal Paşazade mahcup oldu, korktu ve ne diyeceğine şaşırdı. Onun bu halini gören padişah tebessümlü  bakışlarla süzdükten sonra şöyle teselli etti: ”Senin gibi bir bilginin atının ayağından sıçrayan çamur benim için bir şereftir. Vasiyetimdir ki, öldüğüm zaman bu kaftan bu haliyle sandukamın üzerine konsun!” Padişahın sırtından çıkardığı kaftanın çamurları temizlenmedi, öylece saklandı ve vasiyetine uygun olarak ölümünden sonra sandukasının üzerine örtüldü.

Read More

Mısır Seferi’ne gidilirken ordunun  korkunç Sina Çölü’nden geçmesi gerekiyordu. Yavuz Sultan Selim ordusuna moral verici sözler söyledikten sonra atını çöle sürdü. Herkes yanındaki suyu idareli kullanıyor, namazlar teyemmüm yapılarak kılınıyordu. Yolculuk böyle sürüp giderken Yavuz Sultan Selim’in bir ara atından indiği ve saygılı bir halde yaya yürüdüğü görüldü. Herkes şaşırmıştı ama kimse sebebini sormuyordu. Padişahın hiç yanından ayırmadığı Hasan Can durumu öğrenmekte gecikmedi. Padişah ona şunları söylemişti: ”İKİ CİHAN SULTANI PEYGAMBER EFENDİMİZ ÖNÜMÜZDE YAYA OLARAK YÜRÜRLERKEN BİZ NASIL AT ÜSTÜNDE OLABİLİRİZ HASAN CAN?”

Read More

IV.Murat, keyif  veren her şeyi, tütünü ve afyonu yutmayı yasaklamıştı. Bu konuda kimseye müsamaha edilmiyordu. IV.Murat çok sevdiği Hekimbaşı Emir Çelebi’nin afyon taşıdığını ve yuttuğunu saray casuslarından haber alır. Bu habere inanmaz ama tedbiri de elden bırakmaz. Padişah, Emir Çelebi’yi satranç oynamaya davet eder. Oyunun tam ortasında: ”Çelebi, kuşağı çöz, içinde ne varsa boşalt,” der. Çelebi başına gelecekleri anlar. Kuşağında ne var ne yok hepsini ortaya döker. Padişah, mercimek büyüklüğündeki afyon haplarını görünce: ”Çelebi bunlar ne?” ”Etkisiz afyon hapları!” ”Bunlarla ne yapıyorsun?” ”Bunları hastalara veriyorum.” ”Peki, hastalara zararı dokunuyor mu?” ”Hayır padişahım.” ”Madem öyle, bunları birer birer yutmaya başla bakalım.”…

Read More

Türk ordusu Yavuz Sultan Selim’in başkanlığında İran sınırlarını geçince, ufak çapta da olsa çatışmalar başlamıştı. Ancak Şah İsmail’in kendisi henüz ortada yoktu. Yavuz, Şah’ı savaş alanına çekmek için, aşağıdaki mektubu kendisine gönderdi. ”Sen, benim sınırım ve yurdum üzerinde görünmekle bana meydan okudun. İşte ben geldim ve haftalarca yürümekte olduğum halde, ne senden ve ne de askerlerinden bir eser yok. Ölü müsün yoksa sağ mısın bilemem. Sen hileden başka bir şey bilmez misin? Eğer korkuyorsan bir doktor bul, seni tedavi etsin. Fakat seni korkutmamak için, en iyi askerimden kırk binini Kayseri civarında bıraktım. Zannederim ki düşman hakkında bundan daha iyi lutufkarlık…

Read More

Mercidabık Savaşı öncesi Yavuz Sultan Selim’in ordusunun  önünde askerleriyle beraber göğüs göğse çarpışmak için atını ileri doğru mahmuzlanması üzerine, Sadrazam Sinan Paşa padişahın ellerine sarılıp: ”Şevketlü hünkarım, olmaya ki heycana gelir, kendinizi ateşe atasınız, yüreğimiz yaralanır” diye gitmemesi için yalvarmıştır. Alem-i İslam’ın birliğini sağlama adına hayatı at sırtında geçmiş olan büyük dava adamı bunun üzerine: ”Biz cennet mekan Fatih Sultan Mehmet Han’ın torunuyuz, çadır içinden savaş idare etmeyiz.” diye haykırmıştır. Osmanlı’dan Hikayeler

Read More

Bilindiği gibi Yavuz Sultan Selim, şiddetiyle ve hiddetiyle meşhur bir Osmanlı padişahıdır. Yavuz zamanında, İran’la  imparatorluğun arası son derece açılmıştı. Bu mesele, yani Hiristiyanların da kılıçtan geçirilmesi hakkında, Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi’den fetva istedi. Şeyhülislam ise, gizlice patriğe haber gönderip meseleyi bildirdi ve padişahın huzuruna bir heyet göndermelerini tavsiye etti. Rum patriğinin padişahın huzuruna çıkmasını ise  Sadrazam Piri Paşa ile görüşen Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi  temin etmişti. Rum patriği padişahın huzuruna çıkmak üzere Edirne’ye geldiği zaman, Piri Mehmet Paşa sözünde durdu ve heyet huzura kabul edildi. Yavuz, ”İstediğiniz nedir?” diye sorduğunda, onlar Şeyhülislam’ın verdiği talimat üzere şunları söylediler: ”Sultanım, dedeniz …

Read More

Kanuni’den sonra yerine geçen II.Selim (Sarı Selim) ilk defa, ordunun başında sefere gitme adetini bozmuş ve eğlenceye başlamıştı. Böylece her alandaki bozulmanın temelini de atmış oluyordu. Çünkü mükemmel olan ilk on Osmanlı padişahından sonra, Sarı Selim’in çapı çok düşüktü. İran Şahı, Sarı Selim’in padişahlığını tebrik etmek üzere Edirne’ye Şah Kulu adında bir elçi gönderir. Padişahın emriyle Şemsi Paşa da tertipli ve güzel giyinmiş küçük bir ordu ile hediye kervanını uzak mesafeden karşılanmaya çıkmıştı. Şah Kulu, Osmanlı askerindeki bu gösterişini çekememiş ve alaylı bir şekilde: ”Uzaktan askerinizi gelin alayına benzettim.” deyince, Şemsi Paşa derhal elçinin ağzının payını şu sözleriyle vermiştir. ”Evet…

Read More

Cengiz Han’ın hakimiyetine dini temeller atmasına yardımcı olan Şaman Kökçü ile erken dönemde girişilen mücadele şöyle idi: Şaman Kökçü kendisini dokunulmaz zannederek küstahça davranışlar sergilemişti. Devleti bazen Cengiz Han’ın bazen de kardeşi Kasar’ın yöneteceği gibi saçma bir kehanette bulunarak, Cengiz Han ile Kasar’ın arasını açmıştı. Bunun üzerine Cengiz Han kardeşini zapturapt altına almak için harekete geçti. Anneleri Höelün bu durumu düzelterek Kasar’ı kurtardı. Bir başka olay ise bazı halkların Şaman Kökçü’nün etrafında toplanmaya başlamasıydı. Şaman bir keresinde de Cengiz Han’ın en genç kardeşi Otçigin’i önünde diz çöktürerek küçük düşürmüştü. Cengiz Han’ın eşi Börte şunları söyleyerek eşini uyarmıştı: ”Kardeşlerine böyle hakaret…

Read More

Kanuni Sultan Süleyman, şehzadeliğinde kuyumculuğu öğrenmesi için babası tarafından İstanbul’un en meşhur kuyumcu ustası olan Konstantin’in yanına çırak olarak verilmişti. Belli saatlerde ustasının yanına gider ve çıraklık yapardı. Henüz tecrübesiz olduğu ilk günlerinde ustasını kızdırmış ve Konstantin Usta yemin  ederek Süleyman’a: ”Eğer şu işleri iyi çıkarmazsan sana bin değnek vuracağım ” diyerek yemin etmişti. Şehzade Süleyman da bunu annesi Hafsa Sultan’a anlatmıştı. Validesi, Konstantin Usta’yı çağırarak, oğlunu  affetmesini rica edip kendisine ihsanda bulunmuştu. Konstantin Usta ise, aldığı altınları, Şehzade Süleyman’a vererek: ”Al bunları, eritip beş yüz tel çubuk haline getirir!” dedi. Şehzade Süleyman söylenileni yaptı ve ustasına verdi. Konstantin usta…

Read More

Atilla’nın doğum tarihi, yeri, gençlik yılları ve yetişmesi hakkında malumat bulunmamaktadır. Yalnız isminden dolayı Hunlar’ın İtil (itil) Nehri kıyılarında bulunduğu zamanlarda dünyaya geldiği (390-395 yılları), babası Muncuk ile onun ölümünden sonra amcası Rua’nın yanında oldukça iyi yetişdirildiği tahmin edilmektedir. Bunun yanında, Atilla’ya yazılan romanlarda onun gençlik yıllarında Roma sarayında rehin olarak kaldığı, bu sayede Romalıları çok iyi tanıma fırsatı elde ettiği iddia edilmişsede, bu bilgiler hiç bir kaynak tarafından teyid edilmemiş masaldan ibarettir. Atilla ne manaya geldiği, Türkçe olup olmadığı meselesi her zaman tartışma mevzuu olmuştur. Kimi ismin Gotca ”Babacık ,Atacık, Sevimli, Ağbey manalarına geldiği söylenerek, Hun dönemi Türkçe bir…

Read More

Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafet yapmış, Kuşlar Çarşısı’nı geziyormuş. Avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları  maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar. Bir ara gözü kekliklere ilişiyor padişahın. Bir grup kekliğin üzerindeki kağıtta, ”Satış fiyatı: Tanesi 1 altın ” yazıyor. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altınlık kekliğe takılıyor. ”Hayırdır” diyor satıcıya. ”Bunun diğerlerinden ne farkı var ki bunlar 1 altın, bu 300 altın?” Satıcı, ”Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafında dolaşıyor. Tabii bu arada avcılarda o etrafa dolaşan keklikleri…

Read More

İran’a açtığı seferde Sivas’a doğru yol almakta iken, yaşlı bir çoban koşarak Yavuz Sultan Selim’in huzuruna geldi ve: ”Sulağımıza hoşgeldin Sultanım! Görüyorum ki yorgunsun, açsın. Bu fakire misafir olursan gönül alırsın,” dedi. Yavuz Sultan Selim: ”Ben tek başıma değilim çoban baba. Ardımda koca bir ordu var,” buyurunca, çoban tevekkülle boynunu büktü ve: ”Allah Teale kerimdir. Hele sen bir mola ver. Misafir kısmetiyle gelir.” Sultan Selim, ”Bunda bir hikmet olsa gerektir.” diyerek ordusuna mola emri verdi. Çadırlar kuruldu. Çoban sürüden dört koyun seçerek yüzüp temizledi ve kazana koydu. Sonra Sultan Selim’e : ”Sultanım, askerler eti yerken kemikleri kırmasınlar,” diyerek tembihte bulundu.…

Read More

Çağatay Devleti komutanlarından biri olan Timur (1336-1405), Orta Asya’da Seyhun ve Ceyhun ırmakları arasında kalan Maveraünnehir bölgesinde doğdu. Büyük askeri zaferler kazanarak zaman içinde hakimiyet sahası Çin’den Suriye’ye, Hindistan’dan Rusya’ya kadar uzanan bir devlet kurdu. Timur’un mensup olduğu Barulus boyu, esasen bir Moğol aşiretiydi. Timur Devleti de idari, mali, askeri ve hukuki sahalarda Cengiz Han Yasası’nı uyguluyor; Moğol devletleriyle benzerlik gösteriydi. Çağatay Devleti, Cengiz Han’ın soyundan gelenler tarafından kuruldu ve zamanla Türkleşti. Hem Barulas aşireti hem de Timur, bölgedeki diğer Moğollar gibi Orta Asya Türk kültürünün ciddi tesiri altında kaldı Bu yüzden pek çok tarihçi tarafından Timur,  Türkleşmiş bir Moğol…

Read More