Orada günlerce kaldıktan sonra, açlık öylesine dayanılmaz bir hal aldı ki, Tayciyutlarla burun buruna gelme riskini göze alarak saklandığı yerden çıktı. Kendisini gördüler, yakaladılar ve boynuna, omuzlarları üzerine yerleştirilen ve iki ucu esirlerin bileklerini sıkıştıran ”kang” isimli tahta boyunduruk vurulmasını emreden Targutay’ın huzuruna götürdüler. Savaşçılar, önlerine kattıkları ganimet hayvanlarını sürerek kendi otlaklarına giderken, Timuçin’i de bu halde beraberlerinde sürüklüyorlardı. Timuçin, uzun süre bu aciz durumda kaldıktan sonra nihayet savaşçılar kendisini bir muhafızla yanlız bırakarak gittiler.

Karargahın üzerine karanlık çöküyordu ve genç Moğol, bu fırsatı kaçırıcak biri hiç değildi.

Çadırın gölgesi içinde kang’ın ucuyla muhafızı başından vurdu. Darbenin tesiriyle adam kendinden geçerek yuvarlandı. Çadırdan kaçan Timuçin, ayın yükseldiğini ve karargahın bulunduğu ormanın üzerine yarım daire biçiminde bir aydınlığın yayılmış olduğunu gördü. Çalılar arasından hızla koşarak bir gün evvel geçtikleri dereye vardı. Arkasından gelenlerin gürültüsünü duyunca suya girdi ve sadece başı dışarda kalacak şekilde bütün vücuduyla kenardaki sazların içine gömüldü.

Bu vaziyette kalarak Tayciyut süvarilerinin kendisini bulmak için sahili taramalarını seyretti ve kendisini gören bir savaşçının tereddütle durduğunu, sonra da kendisini ele vermeden gittiğine şahit oldu.

Timuçin boyunduruğun altında, kaçmadan evvelki kadar acizdi ve hayatta kalabilmek için, sezgilerinin sesine kulak vererek son derec cesurca hareket etmesi gerekiyordu. Dereden çıktı, karargaha kadar süvarilerin peşinden gitti ve kendisini sazlar arasında gördüğü halde ele vermeyen cengaverin yurd’una gitti.

Bu adam, o esnada kabilenin avcılarıyla beraber bulunan bir yabancıydı. Çocuğu sırılsıklam bir halde görünce Timuçin’den daha çok korktu. Esire acıdı ve yapılacak en iyi şeyin çocuğu salıvermek olduğunu düşündü. Boyunduruğu parçaladı, parçaları yaktı ve bu esnada Timuçin’i yün dolu bir arabada sakladı.

”Seni bulsaydılar, ocağımın dumanı ve ateşim ebediyen sönecekti!” Adam firariye, vahşi bir tavırla böyle söyledi, sonra da ona yiyecek, süt ve iki ok ile bir yay vererek: ”Şimdi kardeşinle ananı bul!” dedi.

Cengizhan – Harold Lamb

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here