Dtarihi dtarihi.com - Dtarihi

Loading

Ölümüyle ilgili anlatılan hikayelerin aksine, doğduğu çadıra benzeyen ve ger adını verdikleri bir göçebe çadırında hayata veda etmesi, halkının geleneksel yaşam şeklini korumada ne kadar başarılı olduğunu gösteriyordu ancak ne gariptir ki, bir yandan halkının yaşam tarzını korurken, diğer yandan da insanlığı değiştirmişti. Cengiz Han’ın askerleri, kağanlarının naaşını gizlice gömmek için Moğolistan’a geri getirdiler. Ölümünün ardından yakınları, bir anıtkabir, mabet, piramit ve ya gömüldüğü yeri belli eden herhangi bir mezar taşı inşa etmeden, onu isimsiz olarak vatan topraklarına gömdüler. Moğol inancına göre, ölünün ruhu huzur içinde bırakılmalıdır ve ruh artık orada olmadığı için mezar taşına veya anıta gerek yoktur; ölen kişi ruh sancağında yaşamaya devam eder. Cengiz Han, cenaze töreni sırasında, geldiği yer olan Moğolistan’ın geniş ovalarına dönerek sessizce kayboldu. Son yeri bilinmiyor ancak güvenilir bir bilgi olmadığı için insanlar çarpıcı hikayeler uydurarak kendi tarihlerini oluşturdular.

Sık tekrarlanan bir söylentiye göre, cenaze alayındaki askerler kırk günlük yolculuk sırasında karşılarına çıkan her insan ve hayvanı öldürdü, gizli cenaze töreninden sonra sekiz yüz atlı gömüldüğü yerin üzerinde gezerek mezar yerinin kaybolmasını sağladı. Bu söylentilere göre, mezarın yerinin öğrenilememesi için bu atlılar daha sonra bir başka asker grubu tarafından öldürüldü; daha sonra bu asker grubu da bir başka savaşçı grubu tarafından katletildi, böylece mezarın yerini gören kimse kalmadı.

Yurdundaki gizli cenaze töreninden sonra, askerler birkaç yüz kilometrekarelik alanın tamamını kapattı. Cengiz Han’ın aile üyeleri ve alana izinsiz giren her yabancıyı öldürmek için konuşlanmış olan özel eğitimli savaşçılar dışında kimse bu alana giremezdi.

Cengiz Han

Loading

Moğol ordusu 25 yıl içinde, Romalılardan 400 yılda fethettiğinden daha çok toprak ve insan zaptetti. Cengiz Han ve oğulları ve torunlarıyla birlikte, 13. yüzyılın en yoğun nüfuslu medeniyetlerini fethetti. Yenilgiye uğratılan insanların sayısı, ele geçirilen ülkeler veya işgal edilen toplam alan hesap edildiğinde, Cengiz Han tarihteki en büyük fethin iki katından fazla yeri fethetti. Moğol savaşçıların atları, Pasifik Okyanusu’ndan Akdeniz’e kadar tüm nehir ve göllerin sularına girdiler. İmparatorluk en güçlü döneminde, birbirine komşu 28-30 milyon kilometrekare alanı kaplıyordu.

Cengiz Han’ın fetihleri, günümüzün haritasında otuz ülke ve 3 milyardan fazla insanı içine alıyor.

Cengiz Han

Loading

Fatih İstanbul’u fethe karar verdikten sonra gerekli her şeyin hazırlanması için yoğun bir faaliyete girişmişti. Toplar dökülüyor, donanmayı takviye etmek için yeni gemiler yapılıyor, Rumeli Hisarı’nın inşaasını sona erdirmek için sırasında kendi bile giderek çalışmalara katılıyordu.

Geceleri de, İstanbul’u nasıl zapt edeceğine dair planlar tasarladığı için gözlerine uyku girmiyordu. Fatih’in Edirne’deki sarayının tam karşısında bir medrese vardı. Geceleri, bütün şehirde ışıklar söndüğü halde bir mum sabaha kadar yanıyordu. Fatih bir gün merak edip Veziri Çandarlı Halil Paşa’ya sordu:

”-Şu pencerede yanan ışığın nenin nesi olduğunu biliyor musun?”

”-Orada bir molla vardır, sultanım. Geceleri derse çalışır” dedi.

Fatih çok şaşırdı:

”-Garip şey” dedi. Bu Molla benim gibi bir lahza (her an). İstanbul’un fethini düşünmüyor ya. Gündüzleri çalışsın, geceleri uyusun…”

Fatih Sultan Mehmed

Loading

Fetihler babası olayları yorumlarken onları nükte ile süsleyerek, kelime oyunları içinde sunmaktan pek zeki idi. Cihangirin bu göz kamaştırıcı fetihleri hakkında çok güzel bir şakası vardır. Şeyhülislam Molla Hüsrev bir toplantıda kendisine o büyük zaferlerden söz edince, Fatih de Avrupa, Asya ve adalar fetihlerinin sebebini şöyle bir kelime oyunu ile açıklar:

”-Gavurlar hükümdarlara ”Kıral” diyorlar. Hocam: Yani evvela ”kır” sonra ”al” demiş oluyorlar, hem ülkelerini aldım ve hepsine kıral oldum…”

İsmail Hami Danişmend – Tarihi Hakikatler

Loading

Kaynaklardan da anlaşılacağı üzere Osmanlıların eline, Şah İsmail’in eşlerinden sadece Taçlı Begüm değil, Taçlı Begüm kadar değerli diğer bir hatunu olan Bihruze de geçmiştir. Savaş sonunda Sultan Selim’in Bihruze’nin çadırına uğrayarak halini hatırını sorduğu ve esiresine hürmetkar davrandığı anlaşılır.

Yeniçerilerin Amasya’da ayaklanarak Piri Paşa ve Halimi’nin evlerini yağmalamalarının ardından Sultan Selim, Hersekoğlu Ahmet Paşa’yı görevinden almış, Dukakinoğlu Ahmet’i ise hançerle yaraladıktan sonra cellatlara teslim etmişti. Balyemez Osman Ağa, Vezir İskender Paşa ve Bihruze ile kısa bir evlilik yaşadığı iddia edilen Tacizade Cafer Çelebi’yi de idam ettirdi.

Yavuz’un Cafer Çelebi’yi idam ettirmesinin sebebi, bazı kaynaklarda Çelebi’nin Bihruze’nin etkisiyle evlendirme hususunu Sultan Selim’in aleyhine kullanmaya çalışması, bazı kaynaklarda da Yavuz’un ihtarına rağmen Tacizade’nin Bihruze ile evlemesi gösterilmiştir.

Türk Savaş Tarihi

Loading

Ölümünden sonraki yıllarda, ölüm nedeninin gizli tutulması spekülasyonlara neden oldu; spekülasyonlarsa zaman içinde tarihi gerçeklere dönüşen efsanelerin esin kaynağı oldu. Moğolların ilk Avrupalı elçisi Plano di Carpini, Cengiz Han’ın yıldırım çarpması sonucunda öldüğünü yazdı. Cengiz Han’ın torunu Kubilay’ın hükümdarlığı döneminde Moğol İmparatorluğu’nda seyahat eden Marco Polo, Cengiz Han’ın dizine isabet eden bir okun yaraya yenik düştüğünü söyledi. Bazıları, bilinmeyen bazı düşmanların onu zehirlediğini iddia etti. Bir başka söylentiye göre, savaş halinde olduğu Tangut kralının yaptığı büyüyle öldürüldü. Aleyhinde konuşanlar tarafından yayılan söylentiye göreyse, esir alınan Tangut kraliçesi Cengiz Han’ın ölümüne neden olmuştu.

Cengiz Han

Loading

Cengiz Han’ın da barış zamanı kullanmak için beyaz ve savaş zamanında rehberlik etmesi için siyah atların tüylerinden yapılmış bir sancağı vardı. Beyaz sancak kısa süre sonra kayboldu ancak siyah sancak ruhunun muhafazası kaldı. Moğol halkı, Cengiz Han’ın ruhunun yaşadığına inandıkları sancağı onurlandırmayı yüzyıllar boyunca sürdürdü. 16. yüzyılda, Cengiz Han’ın soyundan gelen lama Zanabazar, sancağı dalgalandırmak ve korumak için bir tapınak inşa etti. Tibetli Budistlerden Sarı Şapka mensup binden dazla rahip, fırtına ve tipilere, işgallere ve iç savaşlara karşı büyük sancağı korudu ancak 20. yüzyılın totaliter politikalarıyla boy ölçüşemedi. Rahipler öldürüldü, ruh sancağı kayboldu.

Ceengiz Han

Loading

İnşaat sırasında özellikle temel hazırlığı gibi teknik sebeplerden dolayı, uzun bir süre, bir türlü göze görünür ve herkesin anlayacağı duruma gelemeyen Süleymaniye için, İran’da da dedikodular çıkmıştır.

Bu durumu, parasızlıktan iş gecikiyor intibası vererek kaşımak isteyen İran Şahı Tahmasb, Kanuni Sultan Süleyman’a -özellikle sultanı incitecek şekilde- para yardımı niyetiyle bir sandık mücevher gönderir.

Koca Sultan Süleyman durur mu? Tabii olarak hediyeyi iade etmek nezaketsizliği göstermez. Tahmasb’tan gelen bütün mücevherleri kırdırıp ezdirir ve o sırada yapımı devam etmekte olan kıble istikametindeki sol uzun minarenin harcına kattırır. Güneşi arkadan aldığı zaman pırıl pırıl parlayan bu minareye bunun için ”cevahir (mücevher) minaresi” denilmiştir.

Osmanlı Tarihinde Kanuni Dönemi

Loading

Osmanlı donanması, 29 Mart 1565’te 300’e yakın irili ufaklı gemi ve 40-50 bin kişiden oluşan bir orduyla Malta’ya hareket etti. 19 Mayıs’ta adaya varılarak karaya asker çıkartıldı. Kanuni’nin emir ve tavsiyelerine rağmen çok tecrübeli bir denizci olan Turgut Reis gelmeden kuşatmaya başlanarak yanlış mevkilere hücuma geçilmişti.

Bununla beraber Turgut Reis’in aldığı önlemlerle bu hatalar düzeltildi. Ancak Turgut Reis, hücum yapıldığı sırada (18 Haziran) Saint Elmo burçları önünde atılan bir top güllesinin çarptığı kayadan fırlayan bir taşın başına isabet etmesiyle yaralandı. Dört gün komada kalan Turgut Reis, burçların fethedildiği beşinci gün vefat etti. Cesedi beş parça kadırgasıyla Trablus’a gönderilip, orada yaptırdığı cami ve medresenin yanındaki türbesine defnedildi.

Saint Helen kalesi on yedi günde alınarak asıl maksat Malta Kalesi kuşatılmıştı. Bundan sonra şiddetlenen çarpışmalar, Osmanlı ordusunda büyük zayiata yol açtı. Sicilya genel valisinin İspanya, Fransa ve Papa’nın desteğiyle 72 kadırga ve on bin askerle yardıma gelmesi ve deniz mevsiminin geçmekte olduğunun görülmesi üzerine kalenin alınamayacağı anlaşılarak kuşatmaya son verilmişti. Serdar Mustafa Paşa, Turgut Reis gibi büyük bir denizciyle takriben 20.000 askerin ölümüne mal olan bu kuşatmayı kaldırarak, 11 Eylül’de asker ve malzemeyi gemilere yükleyerek denize açılmıştı.

Türk Savaş Tarihi

Loading

Bunun üzerine Oruç Reis’ten ikinci mektup geldi. Mektupta:

”Lütfedip bir miktar yoldaş ile kaleden dışarı çık! O beldede bir şeyh varmış, düşmana her sene ne verilirse onun eliyle verilirmiş, onu basıp ele getiresin” diyordu.

Hayreddin Reis de öyle yapıp, beş yüz yoldaş ile şeyhin evine gitti. Uyurken baskın yaparak şeyhi ele geçirdi. Şeyhi, evi, barkı, eşyası ve devesiyle birlikte alıp Cicel’e getirdiler ve orada, -düşmanlara senede ne veriyorsa onu kendilerine vermek üzere- anlaşma yaptılar.

Meğer Becaye beyi olan düşmana yılda yedi bin altın, yedi bin ölçek buğday, yüz sığır, bin koyun ve takımıyla birlikte on dört at veriyorlarmış.

Allah’a yemin ederek, aynısını gazilere vereceğine dair söz aldıktan sonra getirdikleri eşya ve mallarını kendisine iade ettiler.

Hayreddin Reis de adamlarıyla birlikte oradan ayrılarak, Cezayir’e gitti. Orada Oruç Reis ile buluşup hasret giderdiler.

Barbaros Hayreddin Paşa’nın Hatıraları – Seyyid Muradi Reis

Loading

Süleymaniye Külliyesi’nin yapımı sırasında ”İslam dünyası yine bir şaheseri çıkarıyor,” haberleri ile telaş içine düşen Vatikan bir mermer blok içerisine dışarıdan belli olmayacak şekilde; ”Haç” döktürür ve Sultan Süleyman’a ”Mabedinizin minberi için hediyemizdir,” diye gönderir.

Sultan Süleyman bu hediyenin istihbaratını almış ve Mimar Sinan’a bloku ortadan kestirip ”Haç’ı ortaya çıkartmıştır. İki parça olan mermer ve haçlar yine iki adet olan ve dış avludan iç avluya geçen kapıların girişinde yere yerleştirilmiştir. Böylelikle bundan böyle avluya girecek olan insanlar ”Haç”ı çiğneyip girecektir. Daha sonra Vatikan’a haber yollanmıştır:

”Hediyenizi aldık, kabul ettik, doğru yere yerleştirdik.”

Bugün yerlerdeki haç, iyice aşındığı için çok zor ve ancak çok yakından seçilebiliyor, ama blok hala yerinde.

Osmanlı Tarihinde Kanuni Devri

Loading

İlluminati örgütü çok zengin on önemli aileden oluşmaktadır. Bu aile en tepedeki aydınlanmışlardır. Örgüt kendisini bir piramid ile temsil eder. Bu simgesel piramidin anlamı ezoterik manada Mısır’da yer alan gizemli piramidleri anlatır. Bu piramidler kendi içlerinde kadim sırları barındırır. İlluminati örgütünün en tepesindeki on üç aile, on üç üst noktayı temsil eder ve bu birinci bloktur. Fakat birinci bloğun üzerinde ise her şeyi gören bir göz vardır bu göz de iki aileyi temsil eder. Bu aileler ileride ayrıntılı açıklayacağımız Rockfeller ve Rotschild aileleridir. Birinci blok sakinleri her şeyi gören göz ile birlikte her şeyi görürler ve bu da bize antik Mısır’da ki Horus’u hatırlatır.

Örgüt bir piramid şeklindedir ve bu piramidin ilk bloku her şeyi gören on üç süper zengin aileye aittir. Diğer bloklar ise siyasiler, ordu yöneticileri, para baronları, otorite yöneticileri gibi birçok kişiyi blok blok kendi bünyesinde barındırır. Örgütü yöneten on üç aile de son derece gizli çalışmaktadır. Zaten böylesine tehlikeli bir örgütte gizlilik esas olmalıdır. Peki, böylesine gizli bir örgüte ait bunca bilgi nasıl deşifre edilmiştir.

Örgüt gizli ise tüm bu bilgiler nereden öğrenilmiştir?

Birincisi şunu bilmemiz gerekir ki İlluminati örgütü Kaos Teorisi’nden beslenir. Kaos teorisine göre halk korkutulur, sindirilir, bu sayede pasifize edilmiş halka bir şeyleri dikte etmek daha kolaydır. Bugün İlluminatinin korku imparatorluğu algılanması Kaos Teorisi’ni ne kadar başarılı bir şekilde uyguladıklarının kanıtıdır.

Gizli Örgütler ve Tarikatlar

Loading

Yavuz Sultan Selim Cihan hakimiyeti davasında çok kudretli bir simadır. Onun, kendisini Rodos seferine teşvik edenlere:

”Ben cihangirliğe alışmış iken siz himmetimi küçük bir adanın fethine hasretmek istiyorsunuz”

cevabı kendisini çok güzel ifade eder.

Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi

Loading

Onun Hindistan’ı nda feth etmek niyetinde olduğu rivayet edilir. Esasen Portekizlilerin Hind denizine hakim olmaya ve İslam’ın mukaddes şehirlerini tehdide başlamaları Mısırlılar kadar Osmanlı padişahlarını da endişeye sevk etmiş; Fatih ve Bayezid zamanında Mekke’ye ”Sürre” alayı gönderilmesi ve Kızıl-deniz’de gemi inşa edilmesi Osmanlıların erkenden mukaddes beldelere karşı alakalarını göstermişti.

Hatta Murad Gazi zamanında bile Osmanlı padişahları mukaddes beldelerle alakalandırmışlar ve oralarda zengin vakıflar yaparak İslamiyete karşı din duygularının icabını yapmışlardı. Yavuz’un İran ve Mısır zaferleri imparatorluğu İslam birliği temelleri üzerine oturtmuş ve İstanbul’un Hilafet merkezi haline gelmesi bu gayeyi sağlamıştır. Artık bundan sonra Osmanlı padişahları Sürre alayları ve büyük Haremeyn vafıkfları ile mukaddes beldeleri altına boğmuşlar; azametli türbeler inşa etmişlerdi.

Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi

Loading

Tarihin en önemli suikast timlerinin yetiştirildiği Hasan Sabah’a ait kaleler ve bunlardan en önemlisi Alamut Kalesi’nde, Avrupa’dan gelen yeni bir istek değerlendiriliyordu. Bu istek dönemin Papa’sının da içinde bulunduğu bir kurul tarafından Haşhaşilere görev olarak verilmiş ve bu görevin gerçekleşmesi durumunda Avrupa Haşhaşiler’e yüksek bir meblağ ödenek ayırmıştı. Bu görev çok tehlikeli ve önemli bir görevdi ve bu yüzden ince elenip sık dokunmalıydı. Bu görev bir Türk liderin ölümü için yapılan bir plandı ve bu plana göre kurban CENGİZ HAN’dı.

Evet! Avrupa günden güne sınırlarını genişleterek önüne çıkan her toprağı yurt edinen Cengiz Han’dan oldukça sıkılır olmuştu ve artık Cengiz Han onlar için tehlike arz ediyordu. Avrupa’nın kendi güçleri Cengiz Han’ın karşısına çıkmak için yeterli değildi çünkü daha önce bunu denemişler ve bozguna uğramışlardı. Bu nedenle bu iş savaşla halledilecek gibi değildi. İşte bu yüzden bu meseleyi gizli bir şekilde halletmenin daha sağlıklı olabileceğini düşündüler ve ilk önce bu görevi yerine getirmeleri için kendi uzatılarını kullandılar.

Fakat durum kendilerinin halledebileceğinden daha önemliydi ve bunu göze alamadılar çünkü biliyorlardı ki kendi uzantılarıyla bu gizli görevi yürütmeye çalışsalar, Cengiz Han öğrendiği anda dünyayı başlarına yıkacaktı. İşte bu sebepledir ki tarihin en profesyonel kiralık katili örgütü olan Haşhaşilere başvurdular. Haşhaşiler de zaten en iyi bildikleri iş olan gizlice adam öldürme teklifini kabul ettiler.

Fakat Haşhaşiler, Cengiz Han’ın nasıl en yakınına girerek bunu başarabileceklerini günlerce planlarken, bu gizli plan Cengiz Han’ın kulağına gitmişti bile. Tarihin en kudretli hükümdarlarından biri olan Cengiz Han kıtalara hükmederken birkaç kaleyi fethederek şebeke gibi çalışan Haşhaşiler’in kanlı üç hançeriyle ölecek hükümdar değildi elbette.

Haşhaşiler netice itibariyle Cengiz Han’ı öldürmeleri için kırk fedaisini Karakurum’a göndermişti. Tüccar kıyafetindeki bu Haşhaşi fedaileri, daha Karakurum’a varamadan Hazar Dağları’nın Güneyinde Cengiz Han’ın küçük bir ordusu tarafından kıstırılmış ve balıklara yem edilmişti. 39 kişiyi de diri diri suda boğarak balıklara yem eden Cengiz Han’ın ordusu, bir kişiyi de geri Haşhaşiler’in sarayına olan biteni anlatması için göndermiş bu kudretli Türk ordusundan uzak durmaları hususunda uyarmıştır.

Gizli Örgütler ve Tarikatlar

Loading

Sabbah, hastalandığı zaman tahta iyi bir liderin geçmesi gerektiğini düşünerek bunun üzerine kafa yormuştur. Sabbah, yaklaşık yirmi yıl boyunca Lemeser şehrinin kumandanlığını yapmış olan sadık dostu ve adamı Buzurg-Umid’i kendi tahtına aday olarak düşünmüştür. Daha sonra bu kararını kesinleştiren Hasan Sabbah, Buzurg Umid’i, Ardistanlı Dihdar Ebu Ali’yi, Kasranlı Adem’in oğlu Hasan’ı ve tüm ordularının komutanı Kiya Ebu Cafer’i de alarak bir toplantı düzenlemiş ve bu toplantıda Buzurg Umid’i, kendi yerine halife tayin etmiştir.

Öyke ki İslam dinine göre yasak olan alkol alma konusu, Hasan Sabbah’ın hüküm sürdüğü yerde de devam etmiştir. Sabbah, mesela 35 yıl boyunca cennet ismi verilen yerde dahi şarap içirtmemiş ve şerbetleri insanlara sunmuştur. Hatta bir rivayete göre oğullarından bir tanesini sırf şarap içti diye idam bile ettirmişti. Sabbah böylesine bir hayat yaşamış 23 Mayıs 1124 yılında hayata gözlerini yummuştur.

Sabbah’ın ölümü adeta tüm çevre şehirler ve ülkelerde yankılanmış ve sanki Haşhaşi tarikatı temelden çökmüş gibi bir izlenim doğmuştur. Nitekim Sabbah’ın saldığı korku öylesine derindir ki onun ölümüyle Sabbah’tan korkan herkes kafasını kumdan çıkartmıştır. Bu durum Haşhaşilerin yeni lideri Buzurg Umid’i oldukça rahatsız etmiştir ve her şeyin Hasan Sabbah ile toprağa gömülmediğini ispatlamak için ezeli düşmanları Selçuklular üzerinde baskılar kurmaya çalışmıştır.

Gizli Örgütler ve Tarikatlar