İmparator, kuşatılmanın şokunu uzun süre üzerinden atamadı. Başka bir ifade ile söylememiz gerekirse, o kuşatmadan ancak üç yıl sonra kendine gelebildi. Daha doğrusu imparator, kendisi için büyük bir huzursuzluk kaynağı olan Mete ve Hun meselesini üç yıl sonra ele alabildi. O, önce bu meseleyi Çin devlet meclisine getirip tartışmaya açtı. Komutanlar, meseleyi kendi aralarında bütün cepheleriyle tartıştılar. İleri sürülen görüşlerin çoğu her zaman olduğu gibi hissi ve hamasi nitelikteydi.

Bunlar arasında komutanlardan birinin ortaya koyduğu bir plan vardı ki, Çin mantığına ve zekasına uygunluğu bakımından imparatorun hemen dikkatini çekti. Bu plan esas itibariyle şöyleydi:

İmparatorun kızı Mete’ye eş olarak verilmeli. Ayrıca Hunlara her yıl değerli hediyeler (vergi olarak) gönderilmeli. Böylece, Hun hükümdarı Çin imparatorunun damadı; kızı da Mete’nin Hatun’u olacaktır. Ondan doğacak çocuklardan biri de veliaht olacak ve Mete’nin yerine geçecekti. Böylece Hunlar kontrol altına alınabilecek ve Çin’e bağlanabilecekti. Bu plan imparatora son derece çekici ve mantıklı geldi. Zaten imparator için, Mete’nin iradesine boyun eğmekten ve onunla anlaşmaktan başka çare de gözükmüyordu. İmparator da öyle yaptı. Bu planı teklif eden komutanını Mete’ye elçi olarak gönderdi. Mete ile imparator arasında bir ”dostluk ve barış antlaşması” yapıldı. Bu, Orta Asya tarihinde bilinen ilk milletlerarası antlaşmadır. Bu antlaşmaya göre Mete’nin Kuzey Çin’de ele geçirdiği topraklar Hunlara terk edilecekti. Çin, her yıl Mete’ye ipekli kumaş, şarap, pirinç ve diğer yiyecek maddelerinden mümkün olduğu kadar çok miktarda gönderecekti (M.Ö. 197).

Türk Savaş Tarihi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here