”Antakya halkının bir hükümdarı vardı. Onun adı, Antihus idi. Bu kral putlara tapıyordu. Bundan dolayı Yüce Allah ona üç peygamber gönderdi. Bu peygamberler; Sadık, Saduk ve Şalom idi. Fakat bu hükümdar bunları yalanladı.”

Bununla birlikte Kur’an’da zikredilen bu şehir halkı, helak oldular. Nitekim kıssanın sonunda onlar elçileri tasdik edeni öldürdükten sonra şöyle buyurdu:

”Sadece korkunç bir çığlık oldu, onlar da hemen sönüverdiler!” (Yasin, 36/29).

Şehir halkı onları onların kendileri gibi insan olduklarını ileri sürerek reddettiler. Nitekim (bütün) kafir toplumlar, elçilerine aynı şeyi söylemişlerdir. Onlar Allah’ın elçi/peygamber göndermiş olabileceğini uzak görüyorlardı. Elçiler, onlara; ‘Allah, bizim size gönderilmiş elçiler olduğumuzu biliyor. Eğer, biz, Allah adına yalan uyduracak olursak O bizi cezalandırır ve en şiddetli bir şekilde bizden intikamını alır. ”Bize düşen apaçık bir tebliğdir!” (Yasin, 36/17). Yani bize düşen ancak kendisiyle gönderildiğimiz şeyi size tebliğ etmemizdir. Dilediğini hidayete erdiren ve dilediğini saptıran sadece Allah’tır. ”Onlar dediler ki: ”Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık” (Yasin, 36/18) Yani bize getirdiğiniz hususları uğursuz belledik. ”Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki sizi taşlarız” (Yasin, 36/18) yani sözlerle, fiillerle (taşlarız). ”Ve mutlaka bizden size acıklı bir azap dokunur!” (Yasin 36/18) denilmesi, birinci görüşü desteklemektedir.

”O sırada şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi” (Yasin, 36/20). Yani elçilere yardım etmek için ve onlara iman ettiğini açıklamak için (şehrin öbür tarafından koşarak geldi).

Daha sonra bu kişi, elçilere hitap ederek: ”Şüphesiz ki ben, sizin Rabbinize iman ettim. Gelin beni dinleyin!” (Yasin, 36/25)

İşte tam bu esnada şehir halkı, o adamı öldürdüler. Bir rivayete göre onu taşlayarak, bir rivayete göre onu ısırarak ve rivayete göre ise bütün şehir halkı tek bir adam gibi onun üzerine çullandılar ve böylelikle onu öldürdüler.

İbn İshak Abdullah bin Mesud’un şöyle dediğini anlatmıştır:

”O adamı ayaklarıyla çiğnediler. Öyle ki adamın makatından bağırsakları çıktı.”

”Bu kişinin adı, ”Habib bin Mura” idi.

İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurdu:

”(Sonra ona) ”Haydi gir cennete!” denildi.” (Yasin, 36/26). Yani kavmi onu öldürünce, Allah onu cennete girdirdi. O, cennette bulunmanın neşesiyle ”O da dedi ki: ‘Ne olurdu kavmim bilseydi! Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilen kullarından kıldığını” (Yasin36 /26-27)

Katede de dedi ki: ”Hayır, Allah’a yemin olsun ki, onu öldürdükten sonra Allah onun kavmini azarlamadı. ”Sadece korkunç bir çığlık oldu, onlar da hemen sönüverdiler!” (Yasin, 36/29)”

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

*

code