Selim daha sonra Şah İsmail’in baskıları sonucu Akkoyunlu topraklarından kaçmak zorunda kalan Sünni halkı, Trabzon bölgesine yerleştirdi. Bu iskan hareketi, bölgenin nüfus profilinde ve dini yapısında ciddi bir kırılmayı da beraberinde getirdi. Gelibolulu Mustafa Ali’nin yazdığına göre 916 yılı sonlarında (Mart 1511) 3.000 kişilik bir kuvvetle Trabzon sınırlarında tahribat yapmak üzere gönderilen Şah İsmail’in kardeşini yakalayıp Trabzon’da hapsetmişti.

Bu yıllarda gizlice İran’a gittiği, hatta Şah İsmail ile karşılıklı santranç oynadığı gibi birçok hikayenin anlatılmış olması, tarihi gerçeklerle bağdaşmazsa da, onun Safevilerin faaliyet yönünü oluşturması bakımından ilginçtir. Hikayeye göre bir Kalenderi dervişi kılığındaki Selim ile Şah İsmail, birbirlerini sıkça ziyaret eder, santranç ve harp oyunları oynarlardı. Bir santranç oyunu sırasında Selim, Şah İsmail’i yenmiş ve bu arada güya yüzüğünü bir taşın altında saklamış, nice yıl sonra Tebriz’i fethettiğinde de bu taşı bulup yüzüğü halka göstermişti.

Evliya Çelebi’nin naklettiği bu hikayeyi, ondan çok önce 1577-1578’de eserini kaleme alan Mehmed Zaim, biraz daha farklı olarak zikretmiştir. Mehmed Zaim hadiseyi pek de inandırıcı bulmayarak mealen şöyle anlatır:

”Sultan Selim Han Trabzon’da bey iken kalender şeklinde Tebriz’e varıp Şah İsmail ile santranç oynamış. Şahı dört hamlede mat edip, şah mat dediğinden ötürü İsmail elinin arkasıyla şehzadenin sinesine vurarak bre murdar ışık, hiç şah mat olur mu? Tutalım edebin yok imiş, hatıra riayet etmek sende hiç olmaz mı demiş. Ertesi günü Şah İsmail, Sultan Selim’e bin sikke altın bahşiş vermiş, şehzade dahi şahın verdiği altınları saray kapısı önünde şah ata bindiğinde konulan ayak taşı altında kisesiyle birlikte gömmüş. Bu rivayet halk arasında yaygındır ve hiçbir kitapta yer almaz. Fakat bu söze inananlar: ‘Sultan Selim, Tebriz’e girdiğinde şahın saray kapısı önüne varıp Kefe dizdarlığından yeniçeri ağalığına getirilmiş olan Kasım Ağa’ya seslenerek, ağa ağa şahın ata bindiği taşın altına elimle koyduğum bin sikke helal altınım vardır, bunu sana ihsan ettim, deyince herkes merak eder, acaba bu kelamın aslı var mıdır, diye bakışır. Kasım Ağa atından iner, taşın altını yoklayıp kesesi çürümüş çil altınları ortaya çıkarır ve hemen bir mendile koyar. Herkes padişahın kerametinden hayran olur. İşte bu hadise vaktiyle onun şah ile santranç oynayıp altınları taşın altına koymasının delilidir derler. Doğrusunu ancak Allah bilir.”

Asıl ilginç ve şüphesiz doğru olmayan başka rivayetler Evliya Çelebi’de bulunur. Evliya Çelebi, teferruatlı bir şekilde onun babasıyla mücadele ettikten sonra dönüp Trabzon’a geldiğini, fakat yerini oğluna bırakıp ”terk-i diyar” ettiğini, Acem’e gittiğini Şah İsmail ile santranç oynadığını, Horasan’a kadar uzandığını belirtir. Bir başka yerde de Şah İsmail ile santranç oynadıktan sonra Bağdat’a, oradan Mekke-Medine’ye, Mısır’a yolculuk yaptığını Sultan Gavri’nin haline vakıf olduğunu bile yazar. Bu gibi rivayetler 1. Selim’in yaklaşık 150 yıl sonra bile hala halkın zihninden -iyi veya kötü- silinmediğinin bir göstergesi olarak mütalaa edilebilir.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

*

code