Bir gün Hz Süleyman ashabına dedi ki:

-Benim gönlüm bir halvet ister ki o günde bana hiç keder ve üzüntü gelmesin.

Yarenleri ve vezirleri derler:

-O gün, yarından sonraki gün olsun.

Ne zaman ertesi gün oldu. Kapılar kapandı, kendisi asasını aldı, köşküne çıktı. İstedi ki sessiz sadasız bir müddet köşkünde otursun. Köşküne çıktı, bir de ne görsün bir yağız genç, köşkün köşesinden çıkageldi.

-Allah’ın selamı üzerine olsun ey Allah’ın peygamberi, dedi.

Hz Süleyman:

-Ve aleykümselam, ya yiğit! Sen kimsin, dedi.

O yiğit dedi ki:

-Ya Süleyman, ben o kimseyim ki kapıcılar beni menedip alıkoyamazlar. Beylerden korku ve pervam yoktur. Benim girdiğim saraylar ıssız ve sessiz kalır. Benim girdiğim evlerde izzet ve bin bir naz ile beslenen bedenler soluğu kara toprakta alırlar.

Hz Süleyman bunu işitince onun kim olduğunu bildi ve dedi ki:

-Ya Azrail! Ruhumu kabzetmeye mi geldin? Yoksa ziyaret etmek için mi geldin?

Azrail (a.s):

-Ruhunu kabzetmeye geldim, dedi. Hz Süleyman buyurdu:

-Ya Melek! Bir tasasız gün istemiştim ki kendi başıma sakin olarak oturayım. Tasalı haber işitmeyeyim.

Azrail (a.s) buyurdu:

-O senin istediğin gibi bir gün yeryüzünde ve dünyada yoktur. Olmayan bir şeyi istemişsin. Allah-u Teala’nın kader ve kazasına razı ol.

Sonra o anda hemen ruhunu kabzedip aldı. Hz Süleyman asası üzerine dayana kaldı. Sonunda asasına kurt düştü. Kurt düştüğü zaman devler Bey’tül-Mukaddes’i yaparlardı. Bu devler Hz Süleyman’ın öldüğünü anladıktan sonra dağılıp gitmişlerdir.

Müzekkin Nüfus – Eşrefoğlu Rumi

PAYLAŞ