Ana Sayfa Blog

Hz Süleyman’ın yüzüğündeki sır neydi?

0

Hiçbir değerli taş, Hz Süleyman’ın yüzüğündeki kadar kıymetli olamaz! Onun bütün itibarı ve şanı da, o yüzükten geliyordu, çünkü kaştaki taş, topu topu yarım kırat ağırlığındaydı. Hz Süleyman o değerli taşı kendi mührü yapınca her şey onun hükümranlığı altına girdi.

Süleyman (a.s.) devletinin uçsuz bucaksızlığına, cihanın her yanının kendisinin emri altında bulunmasına ve sarayı her yanının kendisinin emri altında bulunmasına ve yayılıyor ve sarayı kırk fersah gelmesine (sarayı kırk fersahlık alana yayılıyor, rüzgar onun keyfine göre sarayını her yere taşıyordu) rağmen, temellerinin sadece yarım kıratlık bir taşa dayandığını görünce, şöyle dedi:

Böylesi hükümranlık ve saltanıtımın bütün ihtişamı, bu kadar minnacık taşa bağlıysa eğer, neyleyim ben bu dünyada da, öte alemde de böylesi bir saltanatı! Yarabbi ben bu saltanatın afetlerini kesin ve net bir şekilde gördüm! Ahiret saltanatının yanında bunun hiçbir değeri yok! Bundan böyle, böyle bir saltanatı asla kimseye verme! Ne orduyla işim olsun istiyorum, ne de imparatorlukla. Sepet öreyim daha iyi!

Hz Süleyman o kıymetli taş sayesinde hükümdar olmuşsa da, onun manevi yolda ilerleyişini de yine o kıymetli taş olmuştur. O yüzden Adn cennetinin yüzünü diğer peygamberlerden beş yüz sene sonra görebilecektir!

O taş, Hz Süleyman’a bunu yaparsa, senin gibi bir şaşkına neler yapmaz? Mademki mücevher basit bir taştan ibarettir, bırak maden ocağını kazıp da onu aramayı! Rabbinin yüzünü görebilmek için çabalamanın dışında öyle fazlaca üzme canını! Ey asıl Cevheri arayan sen! Kıymetli taşlara gönlünü kaptırmaktan kurtar! Sen her daim Mücevhercinin peşinde ol!

Mantıku’t Tayr – Feridüddin Attar

4. Murad devrinde ünlü hiciv şairi Nef’i neden öldürüldü?

0

Nef’i Osmanlı tarihinin en ünlü hiciv şairlerindendir. Aslen Erzurum Hasankaleli olup adı Ömer’dir. Nef’i mahlasını kendisine ünlü entelektüel tarihçi Gelibolulu Ali Mustafa Efendi takmıştı. İstanbul’a geldikten sonra 1. Ahmed’in beğenisini kazanan, daha sonra 4. Murad’ın has nedimleri arasına giren Nef’i, kasideleri ile caizeler alırken hicivleriyle de birçok kişinin nefretini kazanmıştı. 4. Murad da onun bu yergilerinden hoşlanırdı. Ancak 25 Haziran 1630 günü Beşiktaş sarayında bu şairin ünlü Siham-ı Kazası’nı okurken yanına yıldırım düşmesi ve kitabı parçalaması üzerine Nef’i’ye bir daha hiciv yazmayacağına dair tövbe ettirmişti. Bu ünlü şairin tövbe ile ilgili beyiti şöyledir:

Bu günden ahdim olsun kimseyi hicv etmeyim amma

Vireydün ger icazet hicv ederdim baht-ı na-sazı

Fakat onun sözünü tutamayıp hicivlere devam etmesi, Vezir Bayram Paşa’yı, hatta Sultan Murad’ı hicvetmesi mukadder akıbetini yaklaştırdı. Sultan Murad bu ünlü şairi, cezasını vermek üzere Bayram Paşa’ya teslim etti. O da o sırada cizye muhasebecisi olan Nef’i’yi çağırarak 27 Ocak 1635 günü konağının odunluğunda Çavuşbaşı Boynueğri Mehmed Ağa eliyle boğdurulup bir rivayete göre cesedini denize attırdı. Ölümüne hicivlerinden bıkmış ulemanın sevindiği nakledilir. Ölümüyle ilgili en çok bilinen beyit şudur:

Gökten Nazire indi Siham-ı Kaza’sına

Nef’i diliyle uğradı Hakk’ın belasına

4. Murad Şarkın Sultanı – Abdülkadir Özcan

4. Murad yolsuzluk yapanların kellesini nasıl uçuruyordu?

0

Maaşlarını almak için İstanbul’a gelen sipahilerin ulufelerinin, Gümrük Emini Mehmet Çavuş’un yolsuzluğu yüzünden ödenemediği öğrenilince adı geçen görevlinin Bab-ı Hümayun önünde başı vuruldu. Yerine getirilen yeni Gümrük Emini Ali Çelebi’nin de eskisini aratmayacak bir zalim olduğu nakledilir. Çeşitli yolsuzluklara bulaşmış Koyun Emini Sarı Katip’in de başı yine Bab-ı Hümayun önünde kesildi. Keza ölen yeniçerilerin kaydını silmeyip dışarıdan ocağa asker alımları yapan, bu münasebetle de açıktan para alan Yeniçeri Katibi Osman Efendi de aynı akıbete uğradı. Mısır askerini geç gönderme ve neferlere maaş zamlarını vermeme suçlamasıyla Vali Kara Ahmed Paşa da katledilenler arasındaydı.

4. Murad Şarkın Sultanı – Abdülkadir Özcan

Firavun denizde yolların açıldığını görünce bunun Allah Teala’nın eseri olduğunu anladı, çekindi. Tam o sırada Cebrail (a.s.) bir atın üzerinde belirdi.

0

Yüce Allah denizi kendi halinde ve olduğu gibi bıraktı. Nihayet Firavun da, (kıyıya) vardı. (Denizde yolların açıldığı) o dehşetli hayet verici manzarayı, tüm olanları gözüyle gördü ve müşahede etti. Bunun, büyük Arş’ın Rabbi Allah’ın bir eseri olduğunu iyice anladı, çekindi, (bir adım bile) ilerleyemedi. İsrailoğulları’nı takip etmeye çıktığına pişman oldu. Fakat pişmanlığı, kendisine hiçbir yarar sağlamadı. Ordularına karşı metanetli görünmek zorunda kaldı ve onlara düşmanların davranışını sergiliyordu. İnkarcı ve ahlaksız karakteri, küçümseyip itaati altına aldığı, batıl davasının peşinden koşturduğu kavmine:

– ‘Bakın, ülkemden ve itaatten çıkan ve elimden kaçan kölelerime yetişmem için deniz nasıl önüme açıldı?’ dedi.

Firavun, içinden İsrailoğulları’nın ardından gitmeyi düşünmeye başladı. Kurtulacağını umuyordu. Fakat kurtuluş artık çok uzaktı. Bu şekilde bir adım ileri, birkaç geri atıyordu.

Anlattıklarına göre Cebrail, uzun zamandır, gebe kalmamış bir beygirin üzerine bir süvari suretinde göründü. Bu şekilde Firavun’un erkek atının önünden geçti. Derken Firavun’un atı ona doğru yönelip kişnedi. Cebrail onun önünden hızlıca ilerleyerek denize daldı. Firavun’un atı da onun peşinden hızlı bir şekilde ilerleyerek denize daldı. Firavun’un atı da onun peşinden hızlı bir şekilde gitti. Bütün bunlar olurken, Firavun, kendisi için ne bir zarar ve ne de bir yarara sahip durumda değildi. Kendisini bile kontrol edemiyordu. Orduları onun denizde ilerlediğini görünce, onlar da onun arkasından denize girdiler. Onların en önde olanları tam denizden çıkmak isterken, Yüce Allah, Kelim olan Hz Musa’ya; asasıyla denize vurmasını emretti. O da asasıyla denize vurdu ve deniz önceden olduğu gibi onların üzerlerine kapandı. Onlardan tek bir insan bile kurtulmadı.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Hz Muhammed (sav)’in Necaşi’ye gönderdiği mektup

0

Beyhaki ”ed-Delail” adlı eserinde ”Peygamber’in Necaşi’ye gönderdiği Mektup Bahsi’nde şöyle der:

”Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Bu Resulullah Muhammed (sav)’den, Habeş büyüğü Necaşi Ashame’ye gönderilen bir mektuptur. Hidayete uyup Allah’a ve Resulü’ne iman eden, Allah’tan başka hiçbir ilah bulunmadığına, ortaksız olduğuna, eş ve çocuk edinmediğine, Muhammed’in de O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik eden kimseye selam olsun. Seni, Allah’ın daveti ile davet ediyorum ki; ben O’nun elçisiyim. Müslüman ol, selamete gir. ‘De ki: Ey kitap ehli! Bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin: Yalnız Allah’a kulluk edelim. O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kiminiz kiminizi ilahlaştırmasın. Eğer yüz çevirirlerse: ‘Bizim Müslüman olduğumuza şahit olunuz!’ deyiniz.’ (Al-i İmran, 3/64).

Eğer bu davete icabet etmezsen, kavminden olan Hristiyanların vebali senin üzerinedir!” 

Nitekim bu arada Bizans İmparatoru Herakliyus’a, Farsların Kisra’sına, Mısır hükümdarına ve Necaşi’ye mektup yazmıştır. İşte bu mektup, Ca’fer b. Ebi Talib ile arkadaşlarına iyi davranan birinci Necaşi’ye değil de, ondan sonra gelen (Habeşistan) Necaşi’sine yazılmıştır.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Mekke’de ilk puta tapma olayı Amr b. Luhayy liderliğinde nasıl gerçekleşti?

0

Huzaalılar, Kabe’nin yönetimini üç yıl veya beş yüz yıl kadar sürdürdüler. Allah doğrusunu daha iyi bilir. Onlar, Kabe’nin idaresini uğursuz bir dönemde sürdürdüler. Çünkü Hicaz’da putlara tapılma ilk olarak onların zamanında ortaya çıktı.

Bu durum, lanetli reisleri Amr b. Luhayy vesilesiyle gerçekleşmişti. Çünkü ilk defa onları puta tapmaya çağıran kişi Amr b. Luhayy idi.

Gerçekten Amr b. Luhayy, çok zengin bir kimse idi. Anlatıldığına göre Amr b. Luhayy, yirmi devenin gözünü oyup çıkarmıştır. Bu da, onun yirmi bin deveye sahip olduğunu gösterir.

Bir kimsenin bin devesi varsa, nazardan korunmak için Arap adetine göre bir devenin gözünü oyup çıkarması gerekirdi.

İbn Hişam der ki: İlim ehlinden bazı kimselerin anlattıklarına göre; Amr b. Luhayy, bazı işlerini görmek üzere Mekke’den Şam bölgesine çıkıp gitmiş, dönüşünde Belka’ diyarına uğramış, o zamanlar orada İmlak’ın ya da İmlik b. Laviz. Sam b. Nuh’un oğulları olan Amalika Kabilesi ikamet ederdi. Amr b. Luhayy, onların putlara tapmakta olduklarını görünce onlara:

”Tapmakta olduğunuzu gördüğüm şu putlar da neyin nesi?” diye sordu. Onlar da, ona:

”Biz bu putlara tapıyoruz. Çünkü biz onlardan yağmur yağmasını istediğimizde bize yağdırıyorlar ve zafer istediğimizde de bize zafer kazandırıyorlar” şeklinde cevap verdiler. Bunun üzerine Amr b. Luhayy, onlara:

”Öyleyse bana da bir put verseniz, onu (alıp) Arap diyarına götürsem, oradaki insanlar da ona tapsalar olmaz mı?” dedi.

Bunun üzerine ”Hübel” adında bir put verdiler. O da, onu Mekke’ye götürerek bir şeyin üzerine yerleştirdi. Sonra da insanlara, ona tapmalarını ve saygı göstermelerini emretti.

Burada anlatılmak istenilen husus şudur: Amr b. Luhayy – Allah’ın laneti onun üzerine olsun- dinde onlar için bazı bid’atlar çıkarmış, bu bid’datlar hususunda ona uymuşlar; böylece apaçık, çirkin ve kötü bir sapıklığa düşmüşlerdir.

Hz Peygamber’in Hayatı – İbn Kesir

Cebrail (a.s.), Firavun’a son nefesini verirken ne yaptı?

0

”Yüce Allah, Firavun’u (Kızıldeniz’de) boğunca Firavun parmağıyla işaret edip sesini yükselterek:

-‘İsrailoğulları’nın kendisine iman ettiği (ilahtan) başka bir ilah olmadığına iman ettim!’ dedi.

(Devamla) dedi ki: Bunun üzerine Cebrail, Firavun hakkında Allah’ın rahmetinin gazabını geçmesinden korktu ve kanatlarıyla (denizin) çamurundan alıp Firavun’un yüzüne çarptı ve onu (denizin dibine) batırdı.

Bazı rivayetlerde ise şu ifade yer almaktadır: ”Cebrail (a.s.) dedi ki: Ben, ”Ben sizin en büyük Rabbinizim!” (en-Naziat, 79/24) diyen Firavun’a buğzettiğim kadar hiçbir kimseye buğzetmedim. Firavun, (iman ettiğine dair) sözünü söylediğinde onun ağzını çamurla doldurdum.”

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Firavun’un yanında imanını gizleyen kimdi?

0

”O anda, inancını o güne kadar gizlemiş olan Firavun ailesinden bir mü’min şöyle haykırdı: “Rabbim Allah’tır dediği için, bir adamı öldürecek misiniz? Oysa O size Rabbinizden açık belgeler, kesin deliller getirmiştir. Eğer O bir yalancı ise, yalanı kendi aleyhine dönecektir. Ama gerçeği söylüyorsa, sizi uyardığı azabın bir kısmı başınıza gelecek. Çünkü Allah, ölçüyü taşıran ve çok yalan söyleyeni hidayete erdirmez.Ey kavmim, bugün saltanat sizin, üstünsünüz yeryüzünde, fakat Allah’ın azabı gelince kim kurtaracak bizi? Firavun dedi ki: Ben size hangi reyi işaret ediyorsam o, tamamıyla doğrudur ve ben sizi, doğrudürüst yoldan başka bir yola sevketmiyorum.” (Mümin, 40/28-29)

*Bu adam, Firavun’un amcasının oğludur. O kişi iman ettiğini kavminden gizliyordu. Çünkü onların kendisine bir kötülük etmelerinden korkuyordu.

Abdullah bin Abbas şöyle demiştir:

”Hz Musa’ya; Kıptilerden sadece bu adam, şehrin en uzak yerinden koşup gelen adam ile Firavun’un hanımı iman etti.

Darekutni şöyle dedi: ”Firavun’un ailesinden iman eden kişi dışında adı ”Şem’an” olan başka bir kimse yoktur.” Bunu da, Süheyli anlatmıştır.

Burada anlatılmak istenilen husus şudur: (Firavun’un ailesinden olan) bu kişi, imanını gizlemekteydi. Firavun, Hz Musa’yı öldürmek isteyip de buna kesin karar vererek ileri gelenlerine bu meseleyi danışınca, bu mü’min kişi Hz Musa hakkında korkuya kapıldı. Firavun’u bu düşüncesinden vazgeçirmek için dikkatli ve nezaketli davranarak öyle sözler söyledi ki, onun söylediği sözlerde hem teşvik etme ve hem de korkutma olmakla birlikte bu sözlerini sanki Firavun’a danışıyor ve doğru gördüğü bir görüşü açıklıyor gibi söylemişti. Nitekim bir hadiste geçtiğine göre Resulullah şöyle buyurmaktadır.

”Cihadın en faziletlisi, zalim bir hükümdarın yani idarecinin yanında adalet(i ifade eden) söz söylemektir.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Yüce Allah, Hz Musa’ya Tuva Vadisi’nde nasıl seslendi?

0

Gerçekten Hz Musa, ailesine oradan bir haber getirdi hem de ne haber?!.. Ateşin yanında hidayet/yol gösterici buldu, hem de ne hidayet/yol gösterici?!.. Ondan bir (ilahi) nur/ışık aldı, hem de ne nur?!…

”Oraya gelince, o kutsal yerdeki vadinin sağ kıyısındaki ağaçtan kendisine şöyle seslenildi: ‘Ey Musa! Ben, kuşkusuz alemlerin Rabbi olan Allah’ım!” (el-Kasas, 28/30).

Yüce Allah Neml süresinde ise bununla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

”Oraya varınca şöyle seslenildi: ‘Ateşin bulunduğu yerde ve çevresinde olan kimseler mübarek kılınmıştır! Alemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden uzaktır!” (Neml, 27,8). Yani dilediğini yapan ve dilediği hükmü veren Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir.

”Ey Musa, gerçek şu ki mutlak üstün, tam hikmet sahibi olan Allah benim!” (Neml, 27,9)

Yüce Allah, Taha süresinde ise konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

”Ateşin yanına varınca kendisine şöyle seslenildi: ‘Ey Musa! Ben, evet ben senin Rabbinim! Pabuçlarını çıkar! Çünkü sen Kutsal Vadi’de, Tuva’dasın. Ve ben seni seçtim, şimdi vahyolunanı dinle. Gerçekten ben, evet ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. Bana kulluk et, beni anmak için namaz kıl! Çünkü kıyamet saati mutlaka gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığı şeyin karşılığını bulsun! Sakın kıyamete inanmayıp, heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun!” (Taha, 20/11-16

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Hz Musa’ya verilen elinin bembeyaz olması mucizesi

0

Sonra Yüce Allah, Hz Musa’ya elini koynuna koymasını emretti. Sonra da elini çıkarmasını emretti. Bir de ne görsün, cilt hastası olmadığı halde eli ay gibi bembeyaz olmuş ve ışıl ışıl parlıyordu. İşte bu sebepledir ki Yüce Allah şöyle buyurdu: ”Elini koynuna sok ki kusursuz, bembeyaz olarak çıksın! Korkudan açılan kollarını kendine çek.” (el-Kasas, 28//32) Bunun manasının şöyle olduğu da söylenmiştir: Korktuğun zaman elini kalbinin üzerine koy ki, kalbin sakinleşsin.

Her ne kadar bu, Hz Musa’ya özgü bir şey olsa da onun peygamberliğine iman etmenin bereketinin gereği olarak her kim korktuğu zaman elini kalbinin üzerine koyarsa peygamberlere uyduğu için bundan fayda görür ve korkusu yok olup gider.

Yine Yüce Allah, Neml süresinde bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

”Elini koynuna sok, kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mucize ile Firavun’a ve kavmine git. Çünkü onlar fasık bir kavim oldular.” (Neml, 27/12)

Yani (Hz Musa’ya verilen ve peygamberliğini ispatlayan) bu iki delil/mucize; asa ve el… İşte Yüce Allah’ın ”İşte bunlar, Firavun ve ileri gelenlerine karşı, Rabbinden sana verilen iki mucizedir. Çünkü onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır!” (el-Kasas, 28/32) ayetinde (”bu ikisi” diye) işaret edilen iki burhan/mucize, bunlardır.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

x