Ana Sayfa Blog

Kral, Hz Nuh’a kızgınlıkla gemiyi ve içindekileri yakacağını söylüyordu. Hz Nuh ona şöyle cevap verdi:

0

Nuh Aleyhisselâmın, Gemiye bindiği ve azığını Gemiye yüklediği
haberini alınca, Kral Dermesil;


“Onları, akıtıp taşıyacak su nerede?! diyerek Gemiyi yakmak üzere
adamlarından bir takım süvarilerle birlikte Geminin bulunduğu yere kadar
gitti.

Nuh Aleyhisselâmın oğlu Yam da, Kralla birlikte gelenler arasında idi.
Kral, Nuh Aleyhlsselâma seslenip’.
“Gemiyi, yürütecek su nerede?’.” dedi.
Nuh Aleyhisselâm:
“O su, senin durduğun yerde, sana gelecektir!” dedi.
Kral:
“Bu, çok şaşılacak, hiç olmayacak şeydir!
Demek, sen, kuru toprakta şu Gemiyi yüzdürecek sular, seller olacağını
söylüyorsun ha?!
Sen de, seninle birlikte bulunanlar da, onun içinden hemen ininiz!
Yoksa, hepinizi, yakarım!” dedi.


Nuh Aleyhisselâm:
“Allâha karşı, gururunu çoğaltma da, imana gelmekte acele et!
Yüce Allâha, eş, ortak koşmayı bırakıp Müslüman ol, doğru yolu bul!
Aksi takdirde, azabı, önünde hâzır bulacaksın!” dedi.

Nuh Aleyhisselâm, Kralla konuştuğu sırada, bir adam gelip bir kadın’ın
ekmek pişirdiği Tandırından su fışkırmağa başladığını, Krala haber verdi.
Kral;
“Tandırdan, su fışkırmış olamaz!” dedi.
Nuh Aleyhisselâm; ona:
“Yazıklar olsun sana! O, İlâhî gazabın geliş belirtisidir!
Rabb’ım, bana, bunu böyle vahy etti.
Bu, bütün yer yüzünün delinip deşileceğine, atını, dikildiği yerden
ayıracağına ve atının ayağının altından su fışkıracağına işarettir!” dedi.

Kral, atını, durduğu yerden ayırınca, ayağının altından su fışkırdığını
gördü, ve hemen atını, başka bir yere sürdü.
Orada da, aynı hal, vuku buldu.
Kralın, tahkik için gönderdiği adam dönüp suyun çoğaldığını ve
kaynadığını, haber verince, Kral, ailesini ve oğlunu alıp kendisi için dağ
başına yaptırmış olduğu Maakil’e
götürmek üzere, acele, evine döndü.
Herkes, Tufan olacağını, anlıyor, fakat, vaktini bilmiyordu. Bunun için,
Kral da, Maakil’e, yiyecek doldurmuştu.
Kral ve ev halkı, dağa çıkmak istedikleri zaman, dağın başından,
kayaların başlarının üzerine atıldığını, yuvarlandığını gördüler.
Nereye yönelip gideceklerini bilmiyorlardı.
Yerden fışkıran sular, çok sıcak ve pis kokulu idi.

Hz Şis’in oğullarından 100 kişilik grup mukaddes dağdan inip Kabiloğulları’nın yasaklı yerine gittiğinde başlarına hangi felaketler geldi?

0

Mehlâil’in vefatından sonra, yerine geçen oğlu Yerd; imanlı, tam amelli, kendisini, Allah’a ibadet ve tâata vermiş, gece, gündüz çok çok namaz kılan bir zat idi.
Kabil oğullarında, öteden beri içki, zina düşkünlüğü , hayasızlık ve ateşe tapmak gibi türlü kötülükler vardı.
Çeşid çeşid çalgı âletleri de, edinmişlerdi.
Kadın, erkek, genç, ihtiyar, sık sık toplanıp davul, düdük, zurna, def
çalarlar, güler, oynarlar, nâra atarlardı.

Hattâ, onların seslerini, dağda oturan Şis oğullarından bazıları duyarlardı. Onların, bu meclislerine, gençlerinden ziyade, yaşlılar, düşkündüler. Günah olan her kötülüğü işlemekte birleşmişlerdi.
Zaman, uzayınca, Şis oğulları da, aralarında gereğini titizlikle yerine
getire geldikleri Ahd ve mîsaklarını bozdular.

İçlerinden, yüz erkek, oturdukları mukaddes dağlarından inip amca
oğullarının, ne yaptıklarını görmek istediler.

Yerd b.Mehlâil, bunu, haber alınca, hemen yanlarına vardı. Onlara “Allah
aşkına yapmayınız!” dedi.
Atalarının bu husustaki vasiyetini ve kendilerinin, Hâbil’in kanı üzerine,
yaptıkları And’ı hatırlattı.

Kendilerine, va’z ve nasihatta bulundu ise de, dinlemediler.

Oğlu Uhnuh (İdris Aleyhisselam), ayağa kalkıp:

“İyi biliniz ki: içinizden, kim Babamız Yerd’i, dinlemeyerek dağımızdan
inerse, biz de onun bir daha dağımıza çıkmasına meydan vermeyiz!” dedi.
Fakat, onlar, yine de, inmekten başkasına yanaşmadılar.

Dağdan, Kabil oğullarının yanına indiler.
Kabil oğullarının kadınları, Şis oğullarını yanlarında tutup bırakmadılar.
Bundan sonra, Şis oğullarından yüz kişilik ikinci bir erkek kafilesi daha
“Kardeşlerimiz, ne yapıyorlar?” diyerek dağdan, onların yanına indiler.
Onları da, Kabil oğullarının kadınları tutup bırakmadılar.
Daha sonra, bütün Şis oğulları, dağdan, onların yanına indiler.
Azgınlık ve onlarla evlilik yapıldı, birbirlerine karıştılar.
Kabil oğulları, yeryüzünü dolduracak kadar çoğaldılar.
Fakat, Tufanda hepsi boğulup yok oldular.

Yerd b.Mehlâil, vefat edeceği sırada, oğulları için, Bereket duası yaptı.
Onları; oturdukları mukaddes dağdan aşağıya inmekten nehy etti.

“Siz, her halde, er geç aşağı yere ineceksinizdir.
İçinizden, hanginiz, en son inecek olursa, Atamız Âdem’in, içinde cesedi
bulunan tâbutunu, indirsin. Sonra da, bize tavsiye edildiği gibi, onu, arzın
ortasına yerleştirsin.” dedi.
Oğlu Uhnuh’u (İdris Aleyhiselâmı) yerine bırakıp Kenz mağarasında
namaz kılmaktan ayrılmamasını, ona emr etti.
Yerd b.Mehlâil, vefat ettiği zaman, dokuz yüz altmış iki yaşında idi.
Yerd b.Mehlâil, vefat edince, oğulları ve oğullarının oğulları Uhnuh,
Mettu Şe-lah, Lemek ve Nuh Aleyhisselâmlar toplandılar. Babalarının
üzerine, cenaze namazı kıldılar.

Hz Musa ve İsrailoğulları Mısır’dan çıktıkları zaman yolu şaşırdılar ve bir türlü yolu bulamadılar. Nihayet Hz Yusuf’un vasiyeti akıllarına geldi. Hz Yusuf şöyle demişti:

0

İsrail oğulları, Mısırdan çıktıkları zaman, yolu, şaşırdılar.
Üzerlerine, gecenin karanlığı da, çöktü.
Birbirlerine:
“Nedir bu hal?” diye sormağa başladılar.
Yaşlı Bilginleri:
“Yûsuf Aleyhisselâm, vefat edeceği sırada, kendisinin kemiklerini,
yanımızda taşımadıkça, Mısırdan çıkmayacağız diye Allah adına, İsrail
oğullarından Ahd’ü Mîsak almıştı!” dediler.
Mûsâ Aleyhisselâm:
“Onun kabrinin yerini, kim biliyor?” diye sordu.
“İsrail oğullarının Koca karısı biliyor!” dediler.
İsrail oğullarının Koca Karısı, hem kötürüm, hem âmâ idi.

Mûsâ Aleyhisselâm, haber salıp onu, getirtti:
“Bana, Yûsuf (Aleyhisselâm)ün kabrini göster!” dedi.
Koca karı:
“Sen, bana hükmümü, dört şeyi vermedikçe , sana, onu,
haber vermem!” dedi.
Mûsâ Aleyhisselâm:
“Hükmün, nedir?” diye sordu.
Koca Karı:
1) Ayaklarımı çözüp yürür hale getirmendir.
2) Gözümü, bana geri çevirmendir.
3) Gençliğimi, bana geri çevirmendir.

4) Cennet köşküne seninle birlikte girmemve senin yanında
bulunmamdır!” dedi.


Koca karının bu istekleri, Mûsâ Aleyhisselâmın ağırına gitti.
İsteklerini, kabul etmek istemedi.
Yüce Allâh, Mûsâ Aleyhisselâma:
“Ona, hükmünü ver!
Şüphesiz ki, senin taahhüdünü, yerine getirmek, bana düşer!” diye
Vahyetti.
Mûsâ Aleyhisselâm, Koca Karının dileğini kabul etti.
“Olur!” dedi.
Koca Karı:
“Ben, çok yaşlıyım. Yürümekten de, âcizim. Beni, taşıyınız!” dedi.
Taşıdılar.
Nîl’in yanına varınca:
“İşte, o, şu suyun içindedir!” dedi.
Onları, suyun toplandığı bir yere götürdü.
“Şu suyu, çekiniz!” dedi.
Çektiler.
“Kazınız yeri!” dedi.
Kazdılar.
Nîl’in kenarında, Mermer bir sandık içinde olduğu halde, onu, çıkardılar.
Sandık, yere çıkarılınca, yol, gündüzün ziyası gibi oldu.
Yûsuf Aleyhisselâmın Tâbutu taşınırken, ay da, doğmuş, yolu, gündüz
gibi aydınlatmış, doğru yolu, onun sayesinde bulmuşlardır.

Yûsuf Aleyhisselâmın Tâbutu, Kenan ilinde kale dışındaki hâlen
bulunduğu yere gömülmüştür.

Peygamberler Tarihi

Firavun Hz Maşiteyi bakırdan bir kazanın içine atıp kızdırılmasını emretti ve kahkahayla şöyle diyordu:

0

Firavun Hanedanından Hızkıl; imanını gizleyen Mü’minlerden olup Mûsâ Aleyhisselâmın, Sihirbazları yenmesi üzerine veya daha önce, imanını açıklamış ve Sihirbazlarla birlikte, o da, idam edilmişti.

Hızkıl’ın zevcesi de, Firavunun kızlarının baş tarakçısı idi ve Yüce Allah’ın, iyi halli kıldığı Mü’min kadınlardandı.
Kendisi, bir gün, Firavunun kızının başını tararken, tarak, elinden
düşünce, (Bismillah = Allah’ın ismiyle) demişti.
Firavunun kızı:
“Babamın ismiyle mi demek istiyorsun?” diye sordu. O:
“Hayır! Belki, benim Rabb’im ve Babanın Rabbi olan Allah’ın ismiyle
demek istiyorum!” dedi.
Firavunun kızı:
“Ben, bunu, babama haber vereceğim!” dedi ve haber verdi.

Firavun, onu, ve onun oğlunu yanına getirtti. Mü’mine kadına:
“Senin Rabb’in kim?” diye sordu.
Oda:
“Benim de, Rabb’im, senin de, Rabbin Allâh’dır!” dedi.


Firavun; bakırdan tandır yapılıp kızdırılmasını ve onun ve çocuklarının,
o tandırın içine atılmasını emretti.
Mü’min kadın, Firavun’a:
“Benim, senden bir dileğim vardır.” dedi.
Firavun;
“Nedir o?” diye sordu.
Mü’min kadın:
“Benim kemiklerimi ve çocuklarımın kemiklerini birleştirip
gömmendir.” dedi.
Firavun:
“Senin bu dileğini yerine getirmek, bize düşen bir hak ve vazifedir.” dedi.
Sonra da, oğullarını, birer birer tandıra attırdı!
Hattâ, son oğlan çocuğu, daha süt emer bir sabi idi. Annesine:
“Anneciğim! Sabret! Çünkü, sen, hakk üzerindesin!” demişti.
Anneleri de, çocukları ile birlikte tandıra atıldı!

Peygamberler Tarihi

Hz Musa, Firavun’a öldüğünde de, Cennet’e girdirilecek olsan… Bana, iman eder misin?” dedi. Firavun şöyle cevap verdi:

0

Bunun üzerine, (Mûsâ), Asasını, yere bırakıverdi. Bir de (ne görsünler!) O, apaçık bir Ejderhâ! ki, iri gövdesiyle, Firavunun önünü ve iki yanını doldurmuş, ağzını, açmış ‘, alt çenesini, yere, üst çenesini köşkün üzerine koymuş! Yutmak için, Firavun’a yönelince’
, Firavun’un yanındaki adamlar, korkup Firavun’un başından dağılıverdiler.

Firavun da, kendisini, tahttan, yere atıp Ejderhâ yılanı tutması için, Mûsâ Aley-hisselâma, Rabb’i adına ve süt emzirme hakkına and verdi. “Artık, ben, sana imân edecek, İsrail oğullarını da, seninle birlikte
göndereceğim!” dedi. Bunun üzerine, Mûsâ Aleyhisselâm, onu, tutup eski, Asa haline çevirdi. Firavun, bundan önce, hiç işemezken, korkusundan, işedi!


Mûsâ Aleyhisselâm, Firavun’a, ikinci bir Mucize olmak üzere, elini de,
(koynundan) çekip çıkardı. Bir de (ne görsünler!) bu, temâşâ edenler için, bembeyaz (ve Nûr saçan bir el) Elin parlaklığından, Firavunun gözleri kamaştı.
Mûsâ Aleyhisselâm, elini, koynuna sokup çıkardığı zaman, eski normal
rengini aldı.


Bunun üzerine, Firavun, Mûsâ Aleyhisselâmı, doğrulamağa meyletti ise de, Firavun’un Vezîr’i Hâmân, hemen onun yanına varıp önüne oturdu ve:


“Sen, şu sırada, kendisine tapılan bir İlâh’sın!
Sen, ona, tâbi olunca, bir kul olacaksın demek!?” dedi.

Firavun, Mûsâ Aleyhisselâma: “Bana, bugün, yarına kadar mühlet ver!” dedi. Yüce Allah: Mûsâ Aleyhisselâma, ona, şöyle söylemesini, Vahy etti: “Ey Firavun! Sana, hiç ihtiyarlamamak üzere, gençliğin, Hiç elinden alınmamak üzere, Devlet’in verilecek olsa,
Evlenmelerden, yeyip içmelerden, hayvanlara binip gezmelerden zevk
alma gücün sana iade edilecek olsa, Öldüğünde de, Cennet’e girdirilecek olsan… bana, iman eder misin?” dedi. Bu sözler, Firavun’un kalbini, biraz gevşetti, yumuşattı:
“Senin gibi, Hâmân da, yanıma bir gelsin bakayım!” dedi.
Ertesi günü, Hâmân gelip Firavunun yanına girdi.


Firavun, ona:
“Şu Zat, yanıma geldi!” dedi.
Firavun, daha önce, Mûsâ Aleyhisselâma, ancak, Sihirbaz derdi.
Bugün ise, Sihirbaz demeyip (Mûsâ) dedi.
Hâmân:
“O, sana, ne söyledi?” diye sordu.
Firavun:
“Bana, şöyle şöyle söyledi” diyerek Mûsâ Aleyhisselâmın söylediklerini
nakletti.
Hâmân:
“Onu, reddetmedin mi?” dedi.
Firavun:
“Hele Hâmân gelsin de, ona, bir danışayım bakayım! dedim.” dediği
zaman, Hâmân, Firavun’a:

“Sanırım ki: sonradan, tapan bir kul olmandan, kendisine tapılan bir Rab
olman, senin hakkında daha hayırlı idi!
Ben, sana, gençliğini, geri çevireyim!” dedi.
Veşm (iğne) getirtip Firavunun yüzünü, onunla döğdürerek kan çıkan
yerine çivid sürdürdü. Yeşile çalar siyah bir ten meydana geldi.
Bu işi, ilk yapan, o, oldu.
Mûsâ Aleyhisselâm, Firavunun yanına girip onda bu hali görünce,
şaşırdı.
Yüce Allah, Mûsâ Aleyhisselâma:
“Gördüğün şey, seni, şaşırtmasın!
O, çok sürmez, ilk haline döner!” diye Vahy etti.
Firavun, ne iman etti, ne de, İsrail oğullarının, Mûsâ Aleyhisselâm ile
birlikte Mısırdan çıkıp gitmesine izin verdi.

Peygamberler Tarihi

Son günlerin tartışılan konusu. Hz Yusuf döneminde Firavun Reyyan b. Velid Müslüman oldu mu?

0

Yûsuf b.Yâkub Aleyhisselâmın zamanındaki ikinci Firavun Amr b.lmlak, b.Lavez, b.Sâm soyundan gelen Reyyan b.Velîd olup Yûsuf Aleyhisselâm, onu, Allah’a, imana davet etmiş ve iman ettirmişti.

Reyyan’ın ölümünden sonra yerine geçen ve aynı soydan gelen Kabus
b.Mus’-ab’ı da, Allah’a imana davet etmişse de, ona, kabul ettirememişti.
Kabus, kâfir ve zorba idi.


Âsiye bint-i Müzahim b.Ubeyd, b.Reyyan, b.Velîd ile de, evli idi.
Kabus b.Mus’ab ölünce, yerine, kardeşi Velîd b.Mus’ab geçti ve
Kardeşinin zevcesi hayırlı kadınlardan Âsiye hatunla da, evlendi.
Velîd b.Mus’ab, kardeşi Kabus’dan daha Zorba, daha kâfir, daha azgındı.
Mısır Firavunları arasında, ondan daha uzun ömürlüsü, ondan daha
kabası, daha katı kalblisi, İsrail oğullarına, ondan daha kötü ve ağır işkence
yapanı, görülmemişti.


Firavun Velîd; İsrail oğullarını, köle ve hizmetçi olarak çalıştırırdı.
Onları, sınıflara ayırıp bir sınıfını, yapı işlerinde, Bir sınıfını, çift sürme ve
ekin ekme işlerinde, Bir sınıfını da, pislik temizleme işlerinde kullanırdı.
İsrail oğullarından, sanatı bulunmayanları ise, Cizye ile, Vergi ile
mükellef kılar, onlara, işkencenin en kötüsünü yüklerdi.
Velid b.Mus’ab, Mısır Firavunlarının üçüncüsü idi.

Velid b.Mus’ab; kavmini, elli yıl, putlara tapmağa davet edip kendisine
muhalefet edilmediğini, emrinin, yerine getirildiğini görünce, onları, bir
araya toplamış:


“Ben, sizin en yüksek Rabbinizim!” demiş, putlara tapmaktan menederek
kendisine tapmağa davet etmiş. İsrail oğullarına da, bunu teklif edip:
“Eğer, bana taparsanız, âzâd olursunuz, aksi takdirde, en ağır işkencelere
uğratılırsınız!” demişti.


İsrail oğulları, Firavunun teklifini kabul etmemiş, Atalarının Millet ve
Şeriatından dönmemişlerdi.

Peygamberler Tarihi

Kanuni Sultan Süleyman şehzadeliği sırasında 1000 değnek sopa cezasına nasıl çarptırıldı?

0

Kanuni Sultan Süleyman, şehzadeliğinde kuyumculuğu öğrenmesi için babası tarafından İstanbul’un en meşhur kuyumcu ustası olan Konstantin’in yanına çırak olarak verilmişti. Belli saatlerde ustasının yanına gider ve çıraklık yapardı. Henüz tecrübesiz olduğu ilk günlerinde ustasını kızdırmış ve Konstantin Usta yemin ederek Şehzade Süleyman’a :

“Eğer şu işleri iyi çıkarmazsan sana bin değnek vuracağım ” diyerek yemin etmişti.

Şehzade Süleyman da bunu annesi Hafsa Sultan’a anlatmıştı. Validesi, Konstantin Ustayı çağırarak, oğlunu affetmesini rica edip kendisine ihsan da bulunmuştu. Konstantin Usta ise, aldığı altınları, Şehzade Süleyman’a vererek:

“Al bunları, eritip beş yüz tel çubuk haline getir! ” dedi. Şehzade Süleyman söylenileni yaptı ve ustasına verdi. Konstantin usta onu dövmek için yemin etmişti ve bunu bir şekilde yerine getirmek istiyordu.

Şehzade Süleyman’ı falakaya yatırdı ve elindeki beş yüz altın çubukla ayaklarına iki sefer vurdu. Bu suretle yeminini iki sefer vurduğu beş yüz çubukla yerine getirmiş oldu.

Sultan Mahmut bir gün halk arasında dolaşırken bir çocuğa bir altın vermiş. Çocuk altını almamış. Sultan Mahmut çocuğa kızarak şöyle demiş:

0

Osmanlı padişahlarından Sultan Mahmut halk arasında dolaşırken masum ve muhtaç olarak gördüğü sevimli bir çocuğa çıkarmış bir altın vermiş. Çocuk padişahın verdiği bu parayı almamış. Çocuk eve gidince babam, annem sen bunu bir yerden çaldın, derler ve bana kızarlar demiş.

Sultan Mahmut da iyi ya o zaman bana bunu padişah verdi dersin deyince, çocuk: Sultanım o zaman hiç inanmazlar ve daha çok kızarlar demiş. Padişah neden inanmazlar deyince çocuk cevabı yapıştırır.

Eğer padişah verseydi bu kadar az vermezdi, derler demiş. Padişahın bu söz çok hoşuna gitmiş ve çocuğa, bir kese altın vermiş.

Osmanlı’dan Hikayeler

Yavuz Sultan Selim’in vucüdundaki 7 ben ne anlama geliyor?

0

Yavuz Sultan Selim Han’ın doğumundan az bir zaman önce babası II. Beyazıt’ın sarayına gelen bir derviş “Bugün bu hanedandan bir erkek çocuk dünyaya geçecektir. Vucüdunda yedi ben bulunacaktır ve onların miktarınca alişan beylere galebe edecektir” diyerek ortadan kaybolmuştur.

Hakikaten de Yavuz Sultan Selim’in altı yıl gibi kısa süren hükamdarlık döneminde yedi tane devleti yeryüzü haritasından sildiği tarihi bir gerçektir.

Fatih Sultan Mehmed medresede oda sahibi olabilmek için şu imtihandan geçti:

0

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra, hemen kendi ismiyle anılan bir cami ve etrafına da büyük bir medrese yaptırdı. Bugünün üniversitesi sayılan medresede, Fatih de bir oda almak istiyordu. Fakat Fatih’in bu isteğini medresenin ilim heyeti siz ne talebesiniz ne de hacegan sınıfındansınız. Bu durum da medrese de bir odaya sahip olmanız mümkün değil dediler.

Sultan Fatih aldığı bu cevaba kızmadığı gibi medresede bir odaya sahip olmam için ne yapmam lazım dedi imtihan olmanız lazım dediler.

Fatih aynı talebe imiş gibi imtihana girdi ve imtihanı kazanarak kendi yaptırdığı medresede bir odaya sahip oldu.

Osmanlı’dan Hikayeler

Hz Adem’e daha Ruh üflenmediği zaman İblis Hz Adem’in cesedine sataşıp yemin ederek şöyle diyordu:

0

Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın bedenini Cennet’te yaratarak onu, dilediği kadar, kendi halinde bıraktığı sırada, İblis, onun çevresinde dolaşmağa başlayıp içinin boş ve kendisine mâlik olamayacak bir biçimde yaratılmış olduğunu gördü ve anladı da

“Ben, bunu kolayca yenebilir, ona, üstün gelebilirim!” dedi.

Melekler, Âdem Aleyhisselâmın, Cennette yerde duran ruhsuz cesedini
gördükleri zaman korktular.
Onların arasında en çok korkan da, İblis (Şeytan) idi.
İblis, cesedin yanından geçtikçe “Sen, muhakkak, büyük bir iş için
yaratılmışsındır!” derdi.
‘Ayağıyla, ona vurur ve vurdukça da, cesed, testi
gibi ses çıkarırdı.


“Her halde, sen, böyle testi gibi seslenmek için değilsin! Muhakkak
yaratıldığın şey içinsin! Eğer ben senin üzerine musallat kılınacak,
sataştırılacak olursam, muhakkak seni, helak edeceğim! Eğer, sen, benim üzerime musallat kılınacak olursan, sana isyan
edeceğim!” derdi.


İblis, Meleklere de; “Bu, size üstün tutulacak olursa, siz ne yaparsınız?”
diye sordu.
Melekler “Biz, Rabb’ımıza itaat ederiz!” dediler.
İblis ise, içinden “Vallahi, bu, bana üstün tutulacak olursa, ona, isyan
edeceğim!” dedi.

Peygamberler Tarihi

İsa Peygamber Uzeyr Peygamber’i dirilttiğinde Uzeyr peygamber neler dedi?

0

İsrailoğulları , İsâ Aleyhisselâma: “Bize, Uzeyr’i, dirilt! Yoksa, seni, ateşte yakarız!” demişler ve İsâ Aleyhisselâm için, üzüm odunlarından pek çok odun toplamışlardı.
O zaman, İsrail oğulları, ölülerini, taş sandıklar içine koyarlar,
sandıkların üzerlerine de, taştan, iyice kapanan kapaklar, geçirirlerdi.
Uzeyr Aleyhisselâmın kabrini de, arkasında ismi yazılı olduğu halde
buldular. Bütün uğraşmalarına rağmen onu, kabrinden çıkarmağa güc
yetiremediler.


Dönüp İsâ Aleyhisselâma haber verdiler.
İsâ Aleyhisselâm, içinde su bulunan bir kabı, onlara, uzattı ve:
“Bu suyu, onun kabrinin üzerine saçınız!” dedi.
Saçtılar.
Kapak, açıldı.
İsâ Aleyhisselâmı, götürdüler.
Uzeyr Aleyhisselâm, kefeninin içinde, öylece duruyordu.
Sonra, elbisesini, üzerinden soydular.
İsâ Aleyhisselâm, Yüce Allah’a dua etti.
Uzeyr Aleyhisselâma da:
“Ey Uzeyr! Yüce Allah’ın izniyle, diril!” dedi.

Uzeyr Aleyhisselâm, dirilip oturduğu zaman, İsrail oğulları, bütün
bunları, gözleriyle, gördüler. Kendileri de; İsâ Aleyhisselâm hakkında
:
“Ey Uzeyr! Şu Adam için, şehâdette bulunur musun?” diye sordular,
Uzeyr Aleyhisselâm:


“Ben, onun, Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna, şehâdet ederim!” dedi.
Bunun üzerine, İsrail oğulları:
“Ey İsâ! Bizim için, Rabbine dua et te, onu, bizim aramızda, sağ olarak
bulundursun!” dediler.
İsâ Aleyhisselâm:
“Onu, kabrine iade ediniz!” dedi.
Uzeyr Aleyhisselâm, kabrine iade edildi ve öldü.
İsâ Aleyhisselâma, iman eden, iman etti; küfründe, direnen de, küfründe
direndi.

Peygamberler Tarihi

Havariler: “Ey Ruhullâh! Bizden daha faziletli kim var?: İstediğimiz zaman, bize ekmek yediriyorsun. İstediğimiz zaman, bize, su içiriyorsun! Hem de, Sana iman ettik ve sana tabi olduk!” dediler. İsa (as):

0

Havarîler, acıktıkları zaman, İsâ Aleyhisselâma: “Ey Allah’ın Ruhu! Biz, acıktık!” derlerdi.
İsâ Aleyhisselâm da , ovada veya dağda , elini, yere vururdu. Oradan, her bir insan için, iki ekmek çıkar, onları, yerlerdi.
Susadıkları zaman da:


“Ey Ruhullâh! Biz, susadık!” derlerdi.

İsâ Aleyhisselâm da, ovada veya dağda, elini, yere vurur, yerden, su
çıkar, içerlerdi.


Havariler:


“Ey Ruhullâh! Bizden daha faziletli kim var?:
İstediğimiz zaman, bize ekmek yediriyorsun.
İstediğimiz zaman, bize, su içiriyorsun!
Hem de, Sana iman ettik ve sana, tâbi olduk!” dediler.
İsâ Aleyhisselâm:
“Eli ile çalışan Elinin kazancından yiyen kimse, sizden daha faziletlidir.” dedi.
Bunun üzerine, Havariler, ücretle elbise yıkayarak geçinir oldular.

Hz İsa döneminde Büyük şeytan; çok yaşlı, güzel yüzlü ve gösterişli bir adam şekline girip kendisi gibi iki şeytanla birlikte gelip Hz İsa hakkında şu yalanları uydurdular:

0

Büyük şeytan; çok yaşlı, güzel yüzlü ve gösterişli bir adam şekline girip kendisi gibi iki şeytanla birlikte gelince, halk, onların şekil ve şemaillerine bakarak, İsâ Aleyhisselâmdan, döndüler, onlara, yöneldiler. Yaşlı şeytan, onlara, şaşılacak şeyler haber vermeğe başladı ve İsâ
Aleyhisselâm hakkında:

“Bu adamın, şaşılacak hali var: Beşikte, konuştu!
Ölüleri, diriltti!
Gayb’dan, gelecekten haber verdi!
Hastayı, iyileştirdi!
Bu, Allâh’dır!” dedi.
Yaşlı şeytanın yanındaki adamlarından birisi:

“Ey Şeyh! Sen, ne kötü bir söz söyledin! Allah’ın, ne kullarına tecellî etmesi, ne rahimlerde yerleşmesi, ne de, kadınların karınlarına sığması, mümkün ve lâyık değildir!
Fakat, o, Allah’ın oğludur!” dedi. Üçüncü şeytan:


“İkiniz de, ne kötü sözler söylediniz! Söylediğiniz şeyler, hatâ ve
cehaletten ibarettir. Allah’ın, bir oğul edinmesi lâyık değildir. Fakat, bu
adam, Allah ile birlikte bulunan bir İlâh’dır!” dedi. Bu sözleri, söyleyip
bitirdikleri zaman, kayboldular.

İsmi Sahr olan bir şeytan Hz. Süleyman’ın suretine girdi, gelip yüzüğü Hz Süleyman’ın hizmetçisi Emine”den istedi ve aldı. Sonra yüzüğü parmağına taktı ve Hz. Süleyman’ın tahtına oturdu. Sonra…

0

Andolsun Biz Süleyman’ı imtihan ettik (Sad Suresi 34). Süleyman Bizim katımızda değerli ve övülen birisi olmakla birlikte onu büyük bir imtihana tâbi tuttuk. Bu da ailesinden birisinin işlediği bir suç sebebiyle ondan mülkünü ve hükümdarlığını almak şeklinde oldu. Hz. Süleyman Cezair”deki Saydün şehrine saldırdı, kralını öldürdü ve kızı Cerâde’yi esir aldı.! Cerâde çok güzel bir kadındı. Hz. Süleyman onun güzelliğinden hoşlandı ve onunla evlendi. Hz. Süleyman Cerâde’yi diğer hanımlarından daha çok sevdi. Ama Cerâde’nin, babasına olan üzüntüsü sebebiyle gözünün yaşı kurumuyordu. Bunun üzerine Hz. Süleyman şeytanlarına Cerâde için babasının bir suretini yaptırdı. Kadın hizmetçileriyle birlikte babasının suretinin yanına gidiyor ve ona secde ediyordu. Zira kız babasının sağlığında ve krallığında da ona secde ediyordu.

Bu kırk gün böyle devam etti. Ancak durumu Asaf bin Berhiyâ farketti ve Hz. Süleyman’a haber verdi. Hz. Süleyman sureti kırdı, kadını ve hizmetçileri dövdü. Sonra ağlayarak, üzülerek ve Rabbinden utanarak başını alıp çöle gitti. Hz. Süleyman adet olarak tuvalete girdiğinde üzerinde mülkü olan yüzüğünü Emine adlı cariyesine emanet ederdi. Yine bir gün Hz. Süleyman cariyeye yüzüğünü verdi. O sırada adı Sahr olan bir şeytan Hz. Süleyman’ın suretine girdi, gelip yüzüğü Emine”den istedi ve aldı. Sonra yüzüğü parmağına taktı ve Hz. Süleyman’ın tahtına oturdu. İnsanlar etrafına toplandı ve o da onlara hükmetti. Şeytanın hükmü Hz. Süleyman’ın mülkündeki her şeye geçmekle birlikte hanımlarına geçmiyordu. Hz. Süleyman kıyafetini ve saltanatını değiştirdi, Emine’ye gidip yüzüğünü istedi. Emine onu tanımadı ve kovdu. Böylece Hz. Süleyman kendisinin bir imtihana tâbi tutulduğunu anladı. Evlerin etrafında dönüp el-avuç açtı. Kirk gün, yani evinde surete tapıldığı gün kadar böyle geçti.

Bu süre geçtikten sonra şeytan Hz. Süleyman’ın kürsüsünden uçup yüzüğü denize attı. Yüzüğü bir balık yuttu ve o balık Allah’ın yazgısı ve Süleyman’a fazl ve ihsanı ile Süleyman’ın eline geçti. Süleyman balığın karnını yardı ve yüzüğü bulup parmağına taktı. Tekrar kral oldu ve Allah Teala’nın haber verdiği gibi secdeye kapandı ve Allah’a yakararak yöneldi. Hz. Süleyman’ı kendi rızası ile evinde Bizden başkasına ibadet edilmesi olan büyük imtihanla sınadıktan ve bu sebeple onu, yüzüğü kaybetmesi vasıtasıyla krallığından uzaklaştırarak cezalandırdıktan sonra tahtına bir ceset bıraktık. Onun yerine tahtına başkasını oturttuk, O başkası ise gerçek olmayan bir put ve suretti. Onu imtihan ettikten sonra tövbe edip samimi bir şekilde ve yakararak Bize yöneldi (34). Biz de onun tevbesini inayetimiz sebebiyle kabul ettik.

Abdulkadir Geylani Hazretleri Tefsiri

Hz Süleyman Kahin Abiatar’ı nasıl yendi? Yol açıldı. Kahin Abiatar büsbütün dikleşti. Baktı. Gelenler iki kadındı. Hallerinden fahişe oldukları belliydi. Kahin Abiatar sorunca birisi anlattı:

0

Kahin Abiatar en kalabalık yerde yükseğe çıkmış, mağrur bir pozla, kendisine geleceklere fetva vermeye sarsılan ününü tekrar kazanmaya hazırlanıyordu. Fetva veren kahinlerin çevresi daima meraklılarla dolu bulunurdu.

İnsanlarda huydu bu. An geldi, kahin Abiatar’ın etrafını saran halkta bir dalgalanma oldu. Bağrışıldı:

”Yol açın. Meselesi çözülecekler var.”

Yol açıldı. Kahin Abiatar büsbütün dikleşti. Baktı. Gelenler iki kadındı. Hallerinden fahişe oldukları belliydi. Kahin Abiatar sorunca birisi anlattı:

”Ey Abiatar! Biz anladığın gibi, iki fahişeyiz Hamile kaldık ve aynı gece, bir kaç saat arayla, oğullarımız oldu.”

”Evet?”

”Fakat bu sabah uyandım ki oğlum yanımda yok.”

”Nereye gitmiş?”

”Meğer bu kadın gece kendi oğlunu bedeniyle sıkıştırıp öldürmüş. Fark edince, benimkini almış, ölü çocuğunu bana bırakmış.”

Kahin Abiatar, diğer kadını da dinledi. O, reddetti:

”Hayır. Çocuğunu ezen ve öldüren kendisidir. Bir gecede aynı anda doğan iki çocuğu nasıl ayırt edebilir? Mademki ölü çocuğun kendisinde olduğunu ikrar etti, mesele kalmadı. Yaşayan çocuk benimdir.”

Etraftan bağrışmalar oldu:

”Bu kadın gerçeği konuşuyor.”

Kahin Abiatar, önemsemedi. fetva kudretini gösterecekti. Emir verdi:

”Bu mesele bildiğiniz kadar kolay çözülmez. Bana çocukların babasını getirin.”

Çevreden sordular:

”Ne yapacaksın onları ey Abiatar?”

”Tabanlarını ölçtürüp, inceleteceğim. Oğlanların da öyle. Derhal babaları belli olur. Babaları belli olunca, hangi kadınlarla kaldıklarını söylerler, böylece fetva adaletle verilir. Babaları getirinceye kadar kadar sakın ölen çocuğu gömmeyin.”

Fahişeler kızdılar. Aynı sözleri tekrarladılar:

”Biz fahişeyiz. Hamile kaldığımız erkekler gelip geçici yolculardı. Kim bilir şimdi nerdedirler. Görsek bile tanıyamayız.”

Haklı konuşuyorlardı. Etraftan desteklendiler. Kahin Abiatar, ün kazanayım derken pek zor bir durumda kalmıştı. İşi savsakladı:

”Bana gelecek pazara kadar izin verin. Düşüneyim.” dedi. Karşılığında halktan homurtular aldı. Kadınlar, ”O halde Davud’a gideceğiz.” dediler.

Kahin Abiatar, istemedi:

”Ben fetva vermekten acze düşmedim ki. Mühlet istedim.” dedi.

Bu sırada birisi bağırdı:

”Ey kadınlar! Bakın yoldan Davud’un oğlu Süleyman geçiyor. Henüz çocuktur ama ilmin yüceliğindedir. Allah onu her ilim dalıyla bezemiştir. Meselenizi bir de ona anlatın.”

Kadınlar doğruldular:

Hz Süleyman’a işaret ettiler. Hz Süleyman durdu ve yaklaştı sonra. İlk kadın hikayesini anlattı. Diğeri reddetti.

Nihayet: ”Kahin Abiatar bizden erkekleri istedi. Nereden buluruz onları! Ayaklarını ölçüp biçecek, inceleyecekmiş, oğullarımızla karşılaştıracakmış. Mümkün olmadığını söyleyince atlattı. Haftaya bıraktı. Baban Davud’a gitmek istedik. Ona da razı olmadı.” dediler.

Hz Süleyman, pek düşünmedi. Kadınlara şöyle öğüt verdi:

”Ölenle ölünmez. Şimdi ortada tek sağ bir oğul var. Yarısı birinizin, yarısı diğerinizindir.”

Halk bir hoş olmuştu. Hz Süleyman arkasındaki yiğidine (fedaisine, muhafızına) emir verdi:

”Şu oğlanı al! Yukardan aşağıya ikiye böl ve birer parçasını bu kadınlara ver. Davaları hal olsun.”

Etraftan bu sefer itirazlar arttı. Bilhassa Kahin Abiatar, Süleyman’ın bu saçma sandığı fetvasıyla artık belini doğrultamayacağını düşünerek, etekleri zil çalıyordu. Hz Süleyman itirazlara aldırış etmedi. Yiğidine emrini tekrarladı:

”Al çocuğu ve dediğimi yap.”

Yiğit, çocuğu, kadınlardan zorla aldı. Yere yatırıp bacağını ayırdı. Nerdeyse vuracak, sağ ve sol halinde iki parçaya bölecekti. O anda kadınların ilki ileriye atıldı. Hz Süleyman’ın ayaklarına kapandı. Yalvardı:

”Ey Süleyman! Ey Davud’un oğlu! Emir ver çocuk parçalanmasın. Ziyanı yok. O kadın alsın onu. Tek yaşasın. Razıyım.”

O zaman Hz Süleyman fetvasını verdi:

”Ey halk gördünüz. Bu kadın çocuğun ölmesini istemedi. Diğeri ise aldırış etmedi. Demek ki öz anne budur. Diğeri çocuğunu öldürmüş ve bunu çalmış. Hiçbir anne bile bile oğlunun ölümünü istemez.”

Hz Süleyman yalancı kadına döndü Sert konuştu.

”Doğruyu söyle ve tövbe et!”

Kadın pişmanlık getirdi. Çocuğu çaldığını anlattı. Halk coşmuştu. Hz Süleyman’ı alıp pazaryerine gezdirdiler. Fetvasını anlattılar.

Hz Süleyman – Peygamberler Tarihi

Hz Davud’a isyan eden oğlu Ebşalmon nasıl öldü?

0

Haberci anlattı:

”Bunda da bizler için büyük ibretler vardır. Ebşalmon kaçarken, bineği, arzusu hilafina, ormanın sık ağaçlıklı yerine gitmiş. Manasını anladın elbette. Çalıların dalları, kölelere vurduğumuz zincirler, bukağılar misali, onu sarmışlar. Havada asılı kalmış. Bineği, altından sıyrılıp gitmiş. Ebşalmon, saatlerce uğraşmış, kendisini kurtaramamış. Efrayim dağlılarından bir yerli görmüş. Tanımış. Kral oğlu olduğu için, dokunamamış, haber vermiş. Gittik ve başını kopardık.”

Hatta Ebşalmon kazanırsa, Hz Davud’u öldürecek adamlarını bile ayırmıştı.

Sanma ki Hz Davud habersizdir. Onun bilmediği yoktur. Lakin vazifesi icabı, canına kast edenleri bile korur. Hidayete erdirmeye çalışır. Son ana kadar Yüce Allah’tan helaklerini önlemek için şefaatçi olur. Bunu bütün peygamberler yaparlar. Halk ise anlamaz, azıttıkça azıtır, şımardıkça şımarır.”

Hz Süleyman – Peygamberler Tarihi

Firavun Kabus, ikindiye doğru uyandı. Rüyasında Hz Musa’yı büyük bir nur olarak gördü. Biraz bekleyip mahmurluğu geçince, adeta yatağından sıçradı ve söylendi:

0

Ertesi gün, Firavun Kabus, ikindiye doğru uyandı. Biraz bekleyip mahmurluğu geçince, adeta yatağından sıçradı ve söylendi:

”Ben bu gece bir rüya gördüm. Korkunç bir rüya… Bunu yorumlatmalı, ona göre tedbiri almalıyım.”

Rüya değildi gördüğü. Rüya olsa böyle sıçramazdı. Acaba neler yaşamıştı uykusunda Kabus? Bunu henüz kendisi de tam toplayamıyordu. Nihayet bulup, başını salladı:

”İşte, bütün canlılığıyla tekrar yaşıyorum. Filistinde’ki İbrahim yurdundan bir ateş geliyor. Güneşte bile yok böylesine parlaklık ve büyüklük. Mısır yurdumun halkına, Kıptilere ait ne varsa, saraylarıma kadar, yakıyor. Fakat İsrailoğulları’nın evlerine dokunmuyor. Hakikaten pek korkunç bir rüya… Kahinlerim, müneccimlerim, bakalım ne diyecekler? Ondan sonra tedbirimi alırım.”

Kahinler: Bu rüyayı size gösteren iyi ruhlu dost tanrılardır. Firavunu uyardılar. Filistin’den parlayıp Mısır’a akan ateş, İsrailoğulları’nın bir evladıdır. Büyüyecek ve mülkü elde edecek. Saltanata, tapınaklara son verecek. Ne dinimiz kalacak, ne hükümdarımız. Bize o ateşin dokunup İsrailoğulları’na dokunmaması baş alamettir.”

”Unutma ve hatırla ey tanrımız! Bu İsrailoğulları, ataları İbrahim soyundandır. O İbrahim ki, Babil hükümdarı, Ninova hakimi Nemrud’a çok şeyler etmişti. Putları kırmış, baltasını en büyük putun boynuna asmıştı. Öyle bir sihirbazdı ki, ateşe atıldığı halde kurtulmuştu. İsrailoğulları’nın içindeki İbrahim hükümdarının soyu aynı sihri bilirler.”

”Tedbir, İsrailoğulları’nın ürememesi içindir. Lakin rüyada gördüğünüz ateşi, İsrailoğulları’ndan doğacak oğlanı, ne yapacağız? Onun yaşamasına imkan verecek miyiz?”

”Nemrut ne yapmıştı?”

”Kadınların hamile kalmaması için onları erkeklerinden ayırmıştı.

”İyi bir çare. Ne var ki bizim Kıpti erkek ve kadınları rahat durmuyorlar. İsrail erkek ve kadınlarıyla düşüp kalkıyorlar. Onlara da aynı cezayı veremem. İsrailoğulları’nı kadın-erkek süremem. Ne olacak? Esasen Nemrut her çareye başvurduğu halde İbrahim yine doğmuştu.”

”Nemrut günahkardı, putları gizliden gizliye alaya alırdı. Cezalandı. Kendisinden üstün kuvvet tanımadı.”

Başkahinin bu sözlerinde Firavun Kabus’a gizli bir ihtar vardı. Firavun Kabus anladı, için için titredi.

”Fakat siz iyi ruhlarla sarılmışsınız. Yeryüzünde hiçbir çağda sizin tapınaklara gösterdiğiniz hürmet gösterilmedi. Tapınakların en büyükleri, en güzelleri Mısır’dadır. Hele putlar sayılayamayacak kadar çoktur.”

”Daha da artıracağım.”

”Biz şöyle düşündük. Hakikaten, halkımız kendi soylarından köleleri çeksinler, bütün ağır ve pis işleri İsrailoğulları’na yüklesinler. Diğer taraftan da İsrail kadınlarını kontrol altında bulunduralım. Hamilelere çocuklarını düşürtelim. Tek bir çocuğun doğmasına fırsat bırakmayalım.”

Bu teklif te alkışlandı. Firavun Kabus ne isteyecekti daha? İşte eline İsrailoğulları’na zulüm ve işkence etmek için pek güzel usuller geçmişti. Derhal emrini ilan ettirdi. Sıkı bir surette tatbikini istedi.

Hz Musa ve Hz Harun – Peygamberler Tarihi

Firavunlar ve Mısır asilleri niye kız kardeşleriyle ve akraba evililiği yapıyordu?

0

Kan karışmasın, servet dağılmasın diye, ne Firavunlar ne de asil ve zorbalar halkla evleniyorlardı. Ancak cariye diye haremlerinde onlarca kız bulunduruyor, onlardan doğan çocuklarını öldürüyorlardı.

Bu maksat için Firavunlar olsun, asiller olsun kız kardeşleriyle, kızlarıyla evleniyorlardı. Böyle bir durumda ne ümit edebilirdi ki!

Yine şu gerçekti ki, Firavun ve asiller nazarında halk her zaman yaratıktan aşağıdaydı. Mısır’ın dini, çok tanrılıydı ve bundan doğuyordu zulüm.

Hz Musa ve Hz Harun – Peygamberler Tarihi

Bir hırsız geceleri at çalıp satardı. Ömrünü böyle heba ederdi. Bir defasında da, bulunduğu şehrin en büyük âlimi ve evliyasının atını çalmak için ahırına girmişti. Tam atı çözüp götüreceği sırada…

0

Bir hırsız geceleri at çalıp satardı. Ömrünü böyle heba ederdi. Bir defasında da, bulunduğu şehrin en büyük âlimi ve evliyasının atını çalmak için ahırına girmişti. Tam atı çözüp götüreceği sırada, ahırın duvarı yarılıp, içeriye bir nur yayıldı. Bu nur içinde, iki nur yüzlü zat gözüktü. Hırsız bu hali görünce, kendini hemen at gübrelerinin arasına atıp gizlendi. Korku ve telaş içinde boğazına kadar gübre içine gömüldü. Bu sırada yarılan ahırın diğer duvarından daha parlak bir nur gözüktü. Bu nur arasında da, o zamanın kutbu, en büyük velisi olan ev sahibi çıktı. Öncekiler onu görünce hürmet göstererek selâm verdiler.

Ev sahibi diğerlerine niçin geldiklerini sorunca;
– Falan evliya arkadaşımız vefat etti. Onun yerine kimi tayin edeceğiz? Size arz etmek istedik, dediler.

Atların sahibi olan zat;
– Onun yerine, at hırsızını tayin ettik, dedi.

Soran iki zat da evliya olup rical-ül-gayb denilen velilerden idiler. At hırsızlığı yapmaya gelen kimsenin, gübreler arasına gömülüp saklandığını biliyorlardı. Hemen yanına varıp, onu gübreler arasından çıkardılar, gönlünü alıp, tebrik ederek kucakladılar. Atların sahibi ve zamanın kutbu evliya zatın da yanına gelip, elini öptüler. Sonra hep birlikte vefat eden arkadaşlarının cenazesini kaldırmaya gittiler.

Abdullah-ı İlâhî, sohbetinde bulunanlara bunu anlattıktan sonra şöyle dedi:

“Şimdi at hırsızlığı yapmaya giden kimse, nasıl bir çalışma yaptı da rical-ül-gayb denilen evliya arasına girdi? Diye bir sual hatıra gelmesin çünkü o zavallının gübreler arasındaki mahcubiyetinden ne kadar zorluk ve ne kadar pişmanlık çektiği bellidir. Kurtuluş yolu kalmadığını kesinlikle anlayınca, at çalmak üzere harama yönelişinden dolayı bütün kalbiyle pişman olup, o zamana kadar yaptığı işlere öyle bir tövbe etti ki, işlediği kötü işlerden gönlü temizleniverdi. Allahü teâlâya yönelip riyazet çeken kimseler, onun o anda yaptığı tövbeyi nice seneler yapamaz.”

Abdülkâdir Geylânî Hazretleri, başından geçen bir hâli şöyle anlatmıştır: Bir gün gözümün önünde bir nur peydâ olmuş ve bütün ufku kaplamıştı. Bu nedir diye bakarken, nurdan bir ses geldi:

0

Nitekim Abdülkâdir Geylânî Hazretleri, başından geçen bir hâli şöyle anlatmıştır:

Bir gün gözümün önünde bir nur peydâ olmuş ve bütün ufku kaplamıştı. Bu nedir diye bakarken, nurdan bir ses geldi:

“–Ey Abdülkâdir, ben senin Rabbinim. Bugüne kadar yaptığın amel-i sâlihlerden öyle hoşnudum ki, bundan böyle sana haramları helâl eyledim.” dedi.

Ancak hitap biter-bitmez, ben bu sesin sahibinin şeytan -aleyhillâne- olduğunu anladım ve:

“–Çekil git ey mel’un! Gösterdiğin nur, benim için ebedî bir zulmettir/karanlıktır.” dedim.

Bunun üzerine şeytan:

“–Rabbinin sana ihsân ettiği hikmet ve firâsetle yine elimden kurtuldun! Hâlbuki ben yüzlerce kimseyi bu usûl ile yoldan çıkarmıştım.” diyerek uzaklaştı.

Ellerimi yüce dergâha açtım; bunun, Rabbimin bir fazl u keremi olduğu idrâki içinde şükürler eyledim.

Bu sözleri dinleyen cemaatten biri sordu:

“–Ey Abdülkâdir! Onun şeytan olduğunu nereden anladın?”

Abdülkâdir Geylânî Hazretleri cevap verdi:

“–Sana haramları helâl kıldım, demesinden!..”

Cüleybib, Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) huzuruna çıkıyor ve “Ey Allah’ın Elçisi! Zina etmeme izin ver!” diyor. Hz Muhammed (sav) Cüleybib’e şöyle diyor:

0

(Cüleybib, Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) huzuruna çıkıyor ve “Ey Allah’ın Elçisi! Zina etmeme izin ver!” diyor.

Sahabiler onu böyle bir ifadeden dolayı “Sus! Sus!” diye susturmaya çalışıyorlar.

Ama İki Cihan Güneşi, onu “Hele şöyle gel!” diye yanına çağırıyor.

Cüleybib, Efendimizin yanına gelip oturuyor. Peygamber Efendimiz onunla konuşmaya başlıyor:

“Söyle bakalım. Bir başkasının senin annenle zina etmesine razı olur musun?”

“Canım feda olsun, hayır, olmam.”

“Zaten hiç kimse annesiyle zina edilmesine razı olmaz. Peki kızınla zina edilmesini ister misin?”

“Uğrunda öleyim ya Resulallah! Hayır, istemem.”

“Öyleyse hiç kimse kızıyla zina edilmesini istemez. Bir başkasının kız kardeşinle zina etmesini ister misin?”

“Yoluna feda olayım, hayır, istemem.”

“Hiçbir kimse, kız kardeşiyle zina edilmesini istemez. Peki halanla zina edilmesi seni memnun eder mi?”

“Canım feda olsun, hayır, kesinlikle.”

“Halasıyla zina edilmesi hiç kimseyi memnun etmez. Peki birinin teyzenle zina etmesine razı olur musun?”

“Uğrunda öleyim, hayır buna da razı olmam.”

“Teyzesiyle zina edilmesine kimse razı olmaz.”

Evet, bu konuşma ile akıl mantık planında Allah Resulü, Cüleybib’in aklını ikna eder ve onu doyurur. Ardından da elini bu gencin göğsüne koyar ve şöyle dua eder:

“Allah’ım! Onun günahını bağışla, kalbini temizle ve namusunu muhafaza buyur.”

Cüleybib, bu duadan sonra iffet abidesi haline gelmiştir. Gelmiştir, ama daha önceki hayatı bilindiği için kimse ona kız vermemektedir. Allah Resulü, aklını ikna ettiği bu sahabinin daha sonra derdine de derman olur. Bir kız babasına elçi göndererek kızını ister ve o kızla Cüleybib’i evlendirir.

Daha sonraları vuku bulan bir muharebede Cüleybib şehit düşer. Muharebe sonunda Allah Resulü etrafındakilere sorar:

“Hiç eksiğiniz var mı?”

Sahabe-i Kiram, “Yok ya Resulallah, hepimiz tamamız!” derler.

Ama Allah Resulü, “Benim bir eksiğim var” der ve Cüleybib’in başucuna gelir. Başını dizine koyar ve şöyle buyurur:

“Cüleybib benden, ben de Cüleybib’denim.”

Ve Cüleybib bu payeye kavuşarak ötelere uçar. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/256-257)

Muaviye’nin Hakemi Hz Ali’nin Hakem’ini hangi hileyle kandırmaya çalıştı? Nihayet iki hakem, her iki halifenin de görevden alınmasına ve yeni halifeyi halkın bizzat seçmesine karar verir. Kararı bildirmek için…

0

Sonuçta, savaşla ve halifelikle ilgili karar vermek üzere iki tarafın temsilcilerini bir araya getirecek olan hakem fikri kabul edilir. Hz Ali’yi Ebu Musa el-Eş’ari; Muaviye’yi ise Amr bin As temsil edecektir. Bu iki hakem bir araya gelerek ortaklaşa bir belge hazırlarlar. Belgeyle Hz Ali ve Muaviye’nin, bunların ordularında bulunan herkesin ve onların ailelerinin canlarının güven içinde olacağı, bu hakemler ne karar alırsa, ümmetin bu kararda olacağı belirtilir ve söz alınır. Taraflar bir tarih kararlaştırıp, o tarihte Duvmetü’l Cendel mevkiinde buluşmak üzere ayrılırlar.

Hz Ali, Ebu Musa ile birlikte dört yüz kişi gönderir. Taraflar arasında uzun görüşmeler olur. Müzakerelerde her iki hakem de, temsilcisi oldukları Hz Ali ve Muaviye’nin haklı olduğunu savunurlar ve bu fikirlerini çeşitli delillerle ortaya koyarlar. Nihayet iki hakem, her iki halifenin de görevden alınmasına ve yeni halifeyi halkın bizzat seçmesine karar verir. Kararı bildirmek için beklemekte olan halkın önüne gelirler. Amr bin As’ın ”Kararı sen bildir” teklifini kabul ederek Ebu Musa şöyle der:

-Ey insanlar! Biz, Hz Ali ve Muaviye’nin ikisinin de azledilmesinden ve şu topluluğun istediğini kendilerine halife seçmelerinden daha uygun ve ümmetinin düzenini devam ettirecek daha iyi bir çözüm yolu görmedik. Ben kendi adıma Ali’yi ve Muaviye’yi, ikisini de azlettim.

Sonra Amr bin As konuşmaya başlar:

-Ebu Musa’nın dediklerini duydunuz. O, arkadaşı Hz Ali’yi görevinden azledilmiş kabul ediyor, kendi arkadaşım Muaviye’yi bu göreve getiriyorum. Çünkü o, Affan oğlu Osman’ın hem akrabası hem de onun kısasının yapılmasını isteyendir ve herkesten daha çok onun yerine geçmeye hak sahibidir.

Bu söz üzerine Ebu Musa olmak üzere, herkes şaşırır. Amr bin As verilen karara muhalif etmiş, hile yolu ile Muaviye’yi halife yapmak istemiştir. Taraflar arasında tatsızlıklar olur ve topluluk dağılır. Problemi çözmek üzere başvurulan hakem usulü, onu daha da içinden çıkılmaz bir hale sokar.

İlim Şehrinin Kapısı Hz Ali

Hz Muhammed (sav) Hz Ali’ye tam 7 defa bu soruyu sordu? Hz Ali 7 soruda da şu cevabı verdi:

0

Bir gün Ashab Peygamberimizden Hazreti Ali’yi niçin çok sevdiğini sordu. Hazreti Peygamber o anda mecliste bulunmayan Hazreti Ali’yi çağırmaya adam gönderdi ve orada bulunanlara sordu:

-Birisine iyilik etseniz, o da size kötülük etse ne yapardınız?

Ashab cevap verdiler:

-Yine iyilik ederiz.

-Yine kötülük yapsa?

-Biz yine iyilik ederiz?

-Yine kötülük yapsa?

Ashab cevap vermedi, başlarını öne eğdiler. Bunun anlamı kötülüğe kötülükle mukabele etmesek bile iyilik yapmaya devam etmeyiz, demekti.

Bu sırada Hazreti Ali o meclise geldi. Resulullah, Hazreti Ali’ye sordu:

-Ya Ali, iyilik yaptığın biri sana kötülük etse ne yapardın?

-Yine iyilik ederdim.

-Yine kötülük yapsa?

-Yine iyilik yapardım.

Hazreti Peygamber soruyu tam yedi defa tekrarladı. Hazreti Ali yedi defasında da ”yine iyilik ederdim” diye cevap verdi. Ashab,

-Ya Resulullah, Ali’yi çok sevmenizin sebebini şimdi anladık, dediler.

İlim Şehrinin Kapısı Ali

x