Ana Sayfa Blog

Kahinler Cin Şeytanlarıyla nasıl bir ilişki içindedir? – İbn Kesir

0

Arap kahinlerine göre; cinlerden olan şeytanlar, semadan haber çalarak bunları kahinlere getiriyorlardı. Çünkü o zamanlarda şeytanların yıldızlarca taşlanarak semalardan kovulma durumu yoktu. (Dolayısıyla da haber çalmalarına engel olunmuyordu.) Bu vesileyle de bazı kahinler, Peygamber’le ilgili bazı haberleri elde edebiliyorlardı. Ama Arapların, bu haberle ilgilendikleri yoktu. Nihayet Yüce Allah, Hz Muhammed’i peygamber olarak gönderdi ve haberi anlatılan şey gerçekleşti, onu öğrenip tanıdılar.

Resulullah’ın zamanı yaklaşıp da peygamber olarak gönderilme vakti geldiğinde şeytanlar, (semadan) haberleri dinlemekten alıkonuldular. Daha önce haber hırsızlığı yapmak için semada oturdukları yerlerde oturmaktan men olundular. Yıldızlarla taşlandılar. Şeytanlar, bunun, Yüce Allah’ın emriyle meydana gelen bir şeyden ötürü böyle olduğunu anladılar.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

İsrailoğulları Hz Musa’ya neden ‘Sen git Rabbinle birlikte savaş dediler?’

0

Sonra geçip Arz-ı mukaddese gittiler. Orada, içinde zorba bir kavmin yaşamakta olduğu bir şehir buldular. Buranın insanları ahlaksızdılar. Anlatıldığına göre orada, müthiş irilikte meyveler yetişirmiş. İsrailoğulları:

-”Ey Musa, dediler. Orada bir kavim var, hepsi zorba!” (el Maide, 5/22). Onlarla başa çıkamayız. Orada bulundukları müddetçe biz o şehre girmeyiz. ”Şayet çıkarlarsa, şüphesiz biz de gireriz!” (el Maide, 5/22) dediler. ”Onların o korktukları kimselerden Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu iki kişi” (el-Maide, 5,23):

-‘(Hadisin ravisi Yezid’e: ‘Bu ayeti bu şekilde mi okudu?’ diye soruldu. O da: ‘Evet, (bu iki adam,) o zorbalardan idiler…!’ dedi. Bu iki adam, Musa’ya iman ettik ve onun yanına çıkıp geldik (demişlerdi).

-‘Biz kendi kavmimizi daha iyi biliyoruz. Sizler, onların bedenlerinin iriliğinden ve sayılarının çokluğundan korkuyorsunuz. Fakat onlar, yüreksiz ve güçsüzdürler. Kapıdan üzerlerine girin. Girdiğiniz takdirde siz onları yenersiniz!’ dediler.

Bunlar böyle dedikten sonra Hz Musa’nın adamları arasına katıldılar. Bu iki kişinin, Hz Musa’nın kavminden oldukları söylenir. Hz Musa’nın adamları olan İsrailoğulları’ndan korkan kimseler:

-”Ey Musa! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla giremeyiz. Haydi sen Rabbinle git ve ikiniz birlikte savaşın! Biz burada otururuz!” (el-Maide, 5/24) dediler.

Onlar böyle diyerek Hz Musa’yı kızdırdılar. Hz Musa da onlara beddua etti ve onları ”fasıklar” olarak adlandırdı. Daha önceleri günah işleyip kötülük yaptıklarında onlara beddua etmemişti. Fakat o günde kızgınlığı üst seviyeye geldiği için onlara beddua etti. Yüce Allah da onun bedduasını kabul etti. Hz Musa gibi, Allah da onları ”fasıklar” olarak adlandırdı. Orayı onlara kırk yıl süreyle yasakladı. Yeryüzünde şaşkın vaziyette dolaşıyorlardı. Her sabah uyandıklarında durdukları yerin kendileri için kalınacak bir yer olmadığını görüyorlardı. Sonra çölde bir bulut onları gölgelendirdi. Üzerlerine gökten kudret helvası ve bıldırcın indirildi.Giysileri eskimiyor ve kirlenmiyordu. Bulundukları yerin meydanlığında , dört köşeli bir taş görüldü. Hz Musa, asasıyla ona vurunca taştan on iki pınar su fışkırmaya başladı. Her bir tarafında üç göze vardı. İsrailoğulları’nın on iki boyundan her biri, hangi gözden su içeceğini anladı. Her nereye giderlerse gitsinler, o taşı bir önceki yerinde görüyorlardı.”

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Hz İbrahim ile Ölüm Meleği arasında geçen konuşma

0

”Hz İbrahim, insanları, evinde konuk ederdi. Bir gün konuk edecek adam aramaya çıktı, fakat hiçbir kimseyi bulamadı. Eve döndüğünde, içeride bir adam gördü. Ona:

-‘Ey Allah’ın kulu! İzin almadan ne sebeple evime girdin?’ diye sordu. O da:

-‘Rabbimin izniyle girdim!’ dedi. Hz İbrahim:

-‘Sen kimsin?’ diye sordu. O da:

-‘Ben, ölüm meleğiyim. Rabbim, beni; Allah’ın ‘dost’ edindiğini kendisine müjdeliyeyim diye kullarından birine gönderdi!’ dedi. Hz İbrahim:

-‘O kul kimdir? Allah’a yemin ederim ki, eğer o kulun kim olduğunu bana bildirirsen, yeryüzünün en uzak mıntıkasında da olsa bile mutlaka onun yanına giderim, ölüm bizi ayırıncaya kadar onun komşusu olarak yanında kalmaya devam ederim!’ dedi. Ölüm meleği:

-‘O kul sensin!’ dedi. İbrahim:

-‘Ben mi?’ dedi. Ölüm meleği:

-‘Evet… Sensin!’ dedi. İbrahim:

-‘Rabbim beni hangi nedenle ‘dost edindi?’ diye sordu. Ölüm meleği:

-‘Çünkü sen insanlara sürekli (bir şeyler) verirsin, onlardan da hiçbir şey istemezsin!’ dedi.”

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Resulullah (sav), (torunları) Hz Hasan ile Hz Hüseyin’in üzerinde koruyucu dualar okur ve  -‘Atanız (İbrahim) de, bu okuyacağım duaları, (iki oğlu) İsmail ve İshak’ın üzerinde okurdu:

0

Resulullah (sav), (torunları) Hz Hasan ile Hz Hüseyin’in üzerinde koruyucu dualar okur ve

-‘Atanız (İbrahim) de, bu okuyacağım duaları, (iki oğlu) İsmail ve İshak’ın üzerinde okurdu:

”Her şeytandan, zehirli haşarattan ve kötü nazar değdiren gözden, Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” derdi.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

İsrailoğulları hangi soydan geliyor?

0

Yine Yüce Allah bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

”Andolsun ki biz Nuh’u ve İbrahim’i elçi olarak gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların zürriyetleri arasına koyduk.” (el-Hadid 54/26)

Hz İbrahim’den sonra peygamberlerden herhangi birine gökten indirilen her bir kitap, muhakkak Hz İbrahim’in soyundan ve taraftarlarından birine inmiştir. İşte bu, (başkalarında) bir benzeri bulunmayan şerefli bir paye ve başkalarının elde edip övünemeyecekleri yüksek bir mertebedir.

Hz İbrahim’in (her biri) birer ulu insan olan iki oğlu vardı. Bunlardan Hz İsmail, Hacer’den; Hz İshak ise Sare’den doğmuştu.

Hz İshak’ın da, Ya’kub adlı bir oğlu dünyaya gelmişti ki, onun bir başka adı ”İsrail”dir ki İsraillilerin (yani Yahudilerin) diğer kolları da, ona nispet edilir. İşte peygamberlik (Hz İbrahim’in torunu Hz Ya’kub’un) bu soyuna verildi…

Nüfusları o kadar çoğaldı ki, sayılarını ancak kendilerini yaratan ve risalet ile nübüvveti kendilerine özgü kılan Allah bilir. Son peygamberleri de, İsrailoğulları’ndan olan Hz İsa olmuştur.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Hacerü’l Esved’in sırrı nedir?

0

Süddi der ki: ”Yüce Allah, Hz İbrahim ve Hz İsmail’e Kabe’yi inşa etmelerini emrettiği zaman onlar, nereye inşa edeceklerini bilemiyorlardı. Nihayet Yüce Allah, onlara, Hacuc adlı bir rüzgar (meleğini) gönderdi. İlk Beyt’in temelini esas alarak Hz İbrahim ve Hz İsmail için Kabe’nin çevresini süpürüp temizledi. Onlar da onu izleyerek temeli kazmaya başladılar. Buna işaretle Yüce Allah: ”Bir zaman Kabe’nin yerini hazırlamış(tık) (el Hac 22/26) buyurmuştur. Temelleri yükseltip köşe duvarlarını inşa ettiklerinde Hz İbrahim, Hz İsmail’e

-‘Oğulcuğum! Bana iyi bir taş getir de şuracığa yerleştireyim!’ dedi. İsmail de:

-‘Babacığım! Ben yorgun ve halsizim’ dedi. Hz İbrahim:

-‘Öyleyse durma da git’ dedi.

Cebrail (as), Hz İbrahim’e Hindistan’dan Hacerü’l Esved’i (Siyah Taşı) getirdi. O zaman bu taş, bembeyazdı. (Meyvesi ve çiçeği bembeyaz olan) Sugame ağacı gibi bembeyaz bir yakuttu. Hz Adem onu, Cennet’ten Hindistan’a indirmişti. O bembeyaz taş, günahkar insanların kendisine dokunmaları sonucu kararmıştır. Ayrıca Hz İsmail de babasına bir taş getirdi. Kabe’nin köşesinde Hacerü’l-Esved’i görüp:

-‘Babacığım! Bu taşı sana kim getirdi?’ diye sordu. Hz İbrahim:

-‘Senden daha gayretli ve daha çalışkan biri getirdi!’ dedi.

İkisi de:

-”Ey Rabbimiz! Bunu bizden kabul et; çünkü sen, çok iyi işiten, çok iyi bilensin.” (el Bakara 2/127) diye dua ederek Kabe’yi inşa ettiler.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Göklerdeki Meleklerin ibadet ettikleri Kabe’nin tam üstünde olan Göklerdeki Beyt-i Ma’mur’un özellikleri

0

Göklerin yaratılış özelliğini belirtirken şöyle demiştik: Yeryüzündeki Kabe, gökteki Beyt-i Ma’mur’un ve diğer yedi kat göklerdeki mabedlerin tam hizasındadır. Öyle ki gökte duran Beyt-i Ma’mur yere düşecek olsa, tam Kabe’nin üzerine düşer.

Nitekim seleften bazı alimler demişlerdir ki: Gök tabakalarının her birinin içinde, gök halkının Allah’a ibadet ettikleri Beyt/ev vardır. O gök katlarındaki beytler/evler, yeryüzündeki Kabe gibidirler. Yüce Allah, Hz İbrahim’e, meleklerin göklerdeki mabedleri gibi, insanlar için de yeryüzünde bir Beyt/ev yapmasını emretti. Gökler ile yerin yaratıldığı günden beri Kabe inşası için belirlenen ve hazırlanan yeri, Hz İbrahim’e gösterdi. Nitekim bu husus, Buhari ve Müslim’in ”e-Sahih”lerinde geçmektedir.

O Beyt-i Ma’mur ki, makbul ve mübarek olan yedinci kat gök sakinelerinin mabedidir. O Beyt’e, günde 70.000 melek girip ibadet ederler. Çıktıktan sonra, meleklerin çokluğundan ötürü, kıyamete kadar orada ibadet sırası bir daha kendilerine gelmez.

Peygamberler Tarihi – İbn Kesir

Mitolojinin en büyük kahramanı Achilles nasıl öldürüldü?

0

Birkaç sene evvel sinemalarda gösterime giren ”Truva” filmini çoğunuz hatırlayacaksınız. Senaryosu Homeros’un İlyada’sından esinlenerek yazılan bu filmde, Greklerin zalim kralı Agamemnon, karşı sahilin hükümdarı Truva Kralı Priam’ın oğulları Hektor ve Paris’i ağırlamaktadır. Agamemnon’un güzeller güzeli karısı Helen bu ziyarette gönlünü Paris’e kaptıracak ve ikisi kaçarak Truva’ya sığınacaklardır. Agamemnon öcünü almak için büyük bir ordu toplayacak gemilere bindirdiği askerleri ile Yunanistan tarafından Çanakkale’ye gelerek Truva’ya saldıracaktır. Bu son derece muhkem şehir, devasa kale surları ile çevrilidir ve buraya girmek hiç de kolay değildir. Ayrıca Truva Kralı Priam’ın büyük oğlu Hektor önemli bir kahramandır. Bileğini bükmek, değil bir kişi, bir orduyla bile zor görünmektedir. Agamemnon, başarı elde edebilmek için Achilles’in yanlarında savaşa girmesi gerektiğini bilmektedir ve efsanevi kahraman Achilles’i savaşa sokmak için elinden gelen her yola başvuracaktır.

İşte sorumuzda adı geçen Achilles, bu kişidir. Homeros’un destanına göre annesi Thetis, su tanrıçasıdır. Thetis, gelecekte dünyaya getireceği çocuğun bütün tanrılardan daha güçlü olacağını öğrenen diğer tanrılar tarafından, bir ölümlü ile evlenmeye zorlanır ve Peleus ile evlenir. Bu izdivaçtan Achilles dünyaya gelir. Annesi oğluna kimsenin zarar vermemesi için onu kutsal ölümsüzlük nehri Styx’da yıkama kararı alır. Ancak bir ölümsüz olarak kendisinin bu suya dokunmaması gerekmektedir. Achilles’in topuklarından birinin arka kısmından tutarak küçük bebeği suya daldırır.

Böylece Achilles ölümsüz hale gelir. Yalnız tek bir zaafı vardır. Annesi onu suya daldırırken kendi eli değmesin diye ayak topuklarından birinin arkasından tutmuş ve böylece topuk bağı suyun dışında kalmıştır. Geleceğin bu büyük kahramanı ancak buradan alacağı bir darbe ile öldürülebilecektir.

Agamemnon araya soktuğu adamlar vasıtası ile Achilles’i kendi tarafında savaşmaya girmeye ikna eder. Çarpışmanın ilk döneminde Hektor’un başarıları Agamemnon’un bütün direncini kırar. Ancak Achilles’in araya girmesi ile her şey değişir. Hektor ile yaptıkları birebir mücadeleyi Achilles kazanır.

Homeros İlyada’da bu durumu anlatırken hadiselerin içine birçok efsane katmış ve tanrısal güçleri de Hektor ve Achilles taraftarı olarak anlatmıştır. Nihayetinde kadının fendi erkeği yendi mukabilinden bir durum olur ve Tanrıça Hera, kocası Zeus’u ikna ederek onun Hektor yerine Achilles’i desteklemesini sağlar. Homeros, Hektor’un öldürülmesini, ölümsüz güçlerin Achilles’un tarafına geçmesine bağlamaktadır. Achilles, öldürdüğü Hektor’un cesedini atlı arabasının arkasına bağlayarak ve defalarca Truva şehri surlarının etrafında dolandırarak Truvalıların gözünü korkutmaya çalışır. O gece Truva Kralı Priam gizlice şehirden çıkarak Achilles’in çadırına gelir ve af dileyerek Hektor’un cesedini ister.

Achilles cesedi teslim eder. Bu başarıya rağmen Grek orduları Truva’ya giremezler. Bunun üzerine bir oyun kurgulanır. Agamemnon birlikleri, sahte bir geri çekilme planı gerçekleştirirler. Fakat kıyıda tahta bir at heykeli bırakırlar. Truvalılar bu atın tanrılara adanmış bir hediye olduğunu, dışarıda bırakılmasının uygun olmayacağını düşünürler ve heykeli içeri alırlar. Aslında bu bir tuzaktır ve atın içerisine Agamemnon ‘un en seçme askerleri saklanmıştır. Bu askerler gece olduğunda at heykelinin içinden çıkarak sur kapılarını pusuda bekleyen kendi ordularına açarlar.

Agamemnon’un askerleri şehirde büyük bir yağmaya başlarlar. Paris, Helen ile kaçarken Achilles ile karşılaşır. Çok iyi ok atan Paris, Achilles’i tek zayıf yeri olan topuğunun üzerindeki bağ yerinden vurur. Büyük Kahraman Achilles orada ölür. Efsanede geçen bu zayıf noktaya, vücudunun en kalın ve en sağlam tendonu olan bu topuk bağına, geleceğin tıp dünyasında ”Achilles (Aşil) Tendonu” ismi verilir.

Tarih Tıbbı Konuşturdu – Talha Uğurluel

Masonların kökeni nereye dayanıyor?

0

Masonluğun köklerini, eski Yunan Mitolojisinden Türki Şamanlara, oradan Eski Mısır’a kadar dayandırmak, bir bakıma mümkün olabilir. Masonik kaynaklar ise tarihlerini M.Ö. 4000 yılına dek uzandığını dile getirmektedir. Bunun yanı sıra yine Mason yayınlarında kendi tarihleriyle ilgili yapılan anlatımlarda 18’nci ya da 19’ncu yüzyıla dayandıkları gibi Kelt rahiplerine kadar uzandıklarını ifade etmişlerdir.

Masonluğun felsefi açıdan tarihi ise ezoterik topluluklara dayandığı görülmektedir. Mesela Kabbala, Hermetisizm, gibi ezoterik topluluklar, 18’nci asır Fransa’sında Masonluğun ezoterik temellerinin atılmasına sebep olmuştur. Daha sonra bu ezoterik hareket Avrupa’da aristokrat sınıfındaki kişilerin odak noktası haline gelmiş, mistik ve majikal olgulara yoğun bir ilgiyle bağlanmışlardır. Bu bağlamda bir çok kişi bu yapılanma da kendilerini Üstad-ül Azam veya Üstad-ül Muhterem olarak ilan etmiş, yine kendilerini bugün kadim köklere bağlı Mason ritleri uyarınca Masonuğun üstad’ı saymışlardı.

Bunun yanı sıra Masonluğun kökeni ile yapılan araştırmalarda ise yukarıda belirttiğimiz gibi Eski Mısır’a dayandıranlar, ezoterik açıdan, Masonluğu bir Mısır dini olan İkhnaton’a bağlamaktadır. Her ne kadar Masonluğun çıkış tarihi olarak yayınlanan onca esere rağmen yazarlar ortaya kesin bir tarih çıkaramamışlarsa da, Masonlar hakkında çalışma yapan bir çok araştırmacının tek ortak görüşü, bu gizemli yapılanmanın çıkış tarihi değil çıkış biçimidir. Zira Masonluğun asıl başlangıcının, Haçlı Seferleri’nden sonra meydana çıkan Tapınak Şovalyeleri tarikatına dayandığı bilinmektedir.

Masonların ilk kayıtlı evrağı olarak bilinen Regues isimli el yazmasının içerdiği bilgilere göre; 1390’lı yıllarda ilk kayıtlarının tutulduğu görülen Masonlar, kendi tarihlerini M.Ö 10’ncu yüzyılda yapılmış olduğu iddia edilen Hz Süleyman Tapınağı işçilerine dayandırmaktadır.

Tehlikeli Gerçekleri Deşifre Masonlar – Kursad Berkkan

Temporibus autem quibusdam et aut officiis debitis aut rerum necessitatibus saepe eveniet

0

Architecto beatae vitae dicta sunt explicabo. Non numquam eius modi tempora incidunt ut labore et dolore magnam aliquam quaerat voluptatem. Neque porro quisquam est, qui dolorem ipsum quia dolor sit amet, consectetur, adipisci velit. Nemo enim ipsam voluptatem quia voluptas sit aspernatur aut odit aut fugit. Sed ut perspiciatis unde omnis iste natus error sit voluptatem. Temporibus autem quibusdam et aut officiis debitis aut rerum necessitatibus saepe eveniet ut et voluptates repudiandae sint et molestiae non recusandae.

x