Evvelki zamanlarda bir padişah vardı. Dünyaca gayet ulu bir padişah idi. Bir gün şiddetli bir hastalığa müptela oldu. Tebaasını hep çağırdı. Vasiyet etti. Dedi ki:

-Ey benim vezirlerim! Ey yarenlerim! Oğullarım ve kullarım! Beni görün ve benim halime bakın, ibret alın. Bu fani yalancı beyliğe aldanmayın. Bu fani lezzetlere gönül vermeyin, ahiret amellerine fırsat elde iken çalışıp gayret edin. Yoksa benim gibi olur, nedametler edersiniz. Ölüm insana aniden gelir. Ölüm gelince insan şaşırır. Ölüm arslanı insanı pençesine alır, hiç aman vermez. Tövbeyi hiç elden bırakmamak gerekir.

Bu padişah ölürken nasihat etti ve dedi ki:

-Ben öldükten sonra beni kabire koymayın. Zira ben kabirden ve kabir azabından korkarım. Ben başkalarına çok zulmettim. Başkalarını çok incittim.

Etrafında bulunanlar dediler ki:

-Ne yapmamızı istersin? Cevaben dedi ki:

-Sarayımdaki odalardan birine koyun beni. Büyükçe de bir tabut yapın, beni o tabutun içinde odaya bırakın. Tabuta su girmeyecek şekilde muntazam yapın. Bir kaç gün geçtikten sonra tabutu sağlam bir iple evin ortasına asın. Sonra ruhunu teslim etti.

Padişahın dediğini yerine getirdiler. Sağlam bir ağaçtan büyücek bir tabut hazırlayıp o ulu padişahı tabutun içine soktular. Evlerden birinin içine bıraktılar. Bir müddet sonra da evin içine tabutla beraber astılar. Bir gün akşam oldu, herkes uykuya vardıktan sonra bir avaz işitildi. Gayet heybetli idi. Hep saraydakiler kalkıp korku ile sesin geldiği tarafa koştular. Varıp tabuta sarıldılar, tabutu indirip açtılar. Gördüler ki padişahın başını bütyük bir kara yıla kapıp yutmuş. Bu yılan öyle bir yılan idi ki bunun gibi yılanı o havalide o vakte kadar kimse görmemiştir. O ulu padişahın başını o yılanın ağzından zorla çıkardılar, yılanı öldürdüler. Başı eski şekliyle gövdeye bitiştirdiler. Tabutu güzelce kapatıp yine eskisi gibi yerine güzelce astılar. Lakin ertesi gece tekrar aynı şekilde bir avaz ve çığlık duyuldu. Tekrar tabutu indirdiler. Bu sefer o yılan o padişahı yarı beline kadar yutmuş. Yine padişahı yılanın ağzından çıkardılar. Yılanı telef ettiler, tepelediler. Tekrar padişahı eski haline koydular. Tabutu evin ortasına astılar. Ertesi gün oldu, yine geceleyin bir çığlık işitildi. Herkes uykudan kalkıp koştular. Bu sefer yılan padişahı bütün bütün yutmuş. Yılanı tepelediler, padişahı çıkardılar ki kapkara kömür gibi oluvermiş. Sabahleyin varıp zamanın alimlerine bu halleri anlattılar.

Alimler tevil ettiler ve dediler ki:

-O yılan onun amelleri sebebiyle ona musallat olmuştur. O nerede olsa yetişip yakalar.

O havalinin insanları bu hadise üzerine iyice anladılar ki insan ne ameller işlemişse ondan kurtuluş yoktur. İnsan öldükten sonra nereye konulursa konulsun netice değişmez. Bunun üzerine mezarlığa vardılar bir çukur kazdılar ve padişahı oraya gömdüler. Böylece Hakk’ın emrine razı oldular

Müzekkin Nüfus – Eşrefoğlu Rumi

PAYLAŞ