PAYLAŞ

İmam Ahmed bin Hanbel dedi ki: Resulullah şöyle  buyurmaktadır:

”Sizden önceki (topluluklar) içerisinde yaşamış bir hükümdar vardı. Bunun bir sihirbazı bulunuyordu. Sihirbaz  yaşlanınca hükümdara:

-‘Ben yaşlandım, ecelim yaklaştı, bana bir genç ver de ona sihir öğreteyim!’ dedi.

Hükümdar da  ona, sihir öğretmesi için bir delikanlı verdi. Sihirbaz o delikanlıya sihir öğretiyordu. Hükümdar ile sihirbaz arasındaki (yol güzergahı üzerinde) bir rahip yaşamaktaydı.

(Bir gün) o delikanlı rahibe uğradı. Onun konuşmasını dinledi. Rahibin tutumu ve konuşması gencin hoşuna gitti. (Rahibin yanından ayrılıp) sihirbazın yanına vardığında sihirbaz onu dövdü ve:

-‘Niçin geç kaldın?’ dedi.

Sonra ailesinin yanına (geç) dönünce ailesi de onu dövdü ve ona:

-‘Niçin geciktin?’ dediler.

Genç bu halini (gidip) rahibe şikayet etti. Rahip ona:

-‘Sihirbaz seni dövmek istediği zaman, ‘Ailem beni alıkoydu!’ dersin. Ailen seni dövmek istediği zaman, ‘Sihirbaz beni alıkoydu!’ dersin’ diye tavsiyede bulundu.

Günlerden bir gün o genç (yolda gitmekte iken) büyük korkunç bir ejderin (aslanın) yolu tuttuğunu ve insanların geçmelerine engel olduğunu gördü. Genç kendi kendine:

-‘Bu gün Yüce Allah’ın; sihirbazı mı, yoksa rahibi mi daha sevdiğini öğreneceğim!’ dedi.

Derken bir taş aldı ve:

-‘Allah’ım! Eğer rahibin konumu senin katında daha sevimli ve sihirbazın konumundan daha çok hoşnut ise şu ejderi öldür ki insanlar yollarına geçip gidebilsinler!’ dedi.

Ve taşı ejdere doğru fırlatıp attı ve onu öldürdü…

(İnsanlar yollarına) devam edip gitti…

(Rahibe uğradığında) bu durumu ona anlattı.Rahip de ona:

-‘Ey evladım! Artık sen benden daha üstünsün. Ama sen, imtihan edileceksin. Eğer imtihan edilir de (eziyete uğrarsan) sakın beni ele verme!’ dedi.

Bunun üzerine genç, anneden doğma körleri, alaca hastalıklı olanları ve diğer hastalıklara maruz kalmış  kimseleri tedavi edip iyileştirmeye başladı. Allah, bu tür hastalara onun eliyle şifa ihsan etti…

Öte yandan hükümdarın meclisinde bulunanlardan birisi, gözlerini kaybedip kör olmuştu. Gencin (ününü)işitti. Birçok hediyelerle gencin yanına geldi ve:

-‘Bana şifa ver (iyileştir de gözlerim tekrar görsün). O zaman bu hediyelerin tamamı senin olsun!‘dedi. Genç de:

-‘Ben, hiç kimseye şifa veremem.Şifayı ancak Yüce Allah verir. Eğer Allah’a iman edip O’na dua edersen, Allah sana şifa ihsan eder!’ dedi.

O da iman edip Allah’a dua etti. Allah da ona şifa verdi. (Gözleri yeniden görmeye başladı.)

Sonra hükümdarın yanına varıp mecliste oturduğuna benzer haliyle yeniden oturdu.Hükümdar, ona:

-‘Ey filanca kişi! Gözlerini sanan kim verdi?’ diye sordu. Adam:

-‘Rabbim!’ dedi. Hükümdar:

-‘Ben mi?’ dedi. Adam:

-‘Hayır! Benim de ve senin de Rabbin olan Allah açtı!’ dedi.Hükümdar:

-‘Senin benden başka Rabbin varmı?’ diye sordu. Adam:

-‘Evet. Benim de ve senin de Rabbin, Allah’tır!” dedi.

Hükümdar, ona eziyet etmeye başladı. Nihayet o da genci ele verdi. (Hükümdar da, gence adamlarını gönderdi.) Genç yakalanıp (hükümdarın yanına) getirildi. Hükümdar:

-‘Ey evladım! O kadar büyük bir sihirbaz olmuşsun ki, anadan doğma körleri ve alaca hastalıklı olanları diğer hastalıklara yakalanmış kimseleri şifaya kavuşturuyormuşsun!‘ dedi. Genç:

-‘Ben kimseye şifa veriyor değilim. Şifayı ancak Yüce Allah veriyor!’ dedi. Hükümdar:

-‘Ben mi?’ diye sordu. Genç:

-‘Hayır!’ diye cevap verdi. Hükümdar:

-‘Senin, benden başka Rabbin var mı?’ diye cevap verdi.

Bunun üzerine hükümdar, onu da işkenceye attı. Genç rahibi ele verinceye kadar (işkenceye) devam etti. Rahip (hükümdarın huzuruna) getirildi. Hükümdar, ona:

-‘Dininden dön!’ dedi.

Rahip (bu teklifi kabul etmekten) kaçındı. Hükümdar, rahibin başının ortasına testere koyup vücudunu baştan ayağa biçmeye başladı.Nihayet vücudu ikiye bölünüp yere düştü…

Hükümdar, (daha sonra) gözleri açılmış o kimseye:

-‘Dininden dön!’ dedi.

O da (bu teklifi kabul etmekten) kaçındı. Hükümdar, onun da başının ortasına testere koyup baştan ayağa biçmeye başladı. Nihayet vücudu ikiye yarılıp yere düştü…

Hükümdar, gence:

-‘Dininden dön!’ dedi.

Genç (dininden dönmeyi) kabul etmedi. Genci bir kaç adamıyla birlikte filanca dağa gönderdi. Adamlarına:

-‘Dağın tepesine vardığınızda eğer bu genç dininden dönerse bırakırsınız. Aksi takdirde onu dağdan aşağı yuvarlayın!’ diye talimat verdi.

Onlar da genci götürdüler. Dağın tepesine çıktıklarında genç:

-‘Allah’ım! Dilediğin şekilde  beni bunlardan kurtar!’ diye dua etti.

Dağ sarsılmaya başladı. (Hükümdarın) adamlarının hepsi, (dağdan aşağı) yuvarlandılar.

Genç, elini kolunu sallayarak (sapa sağlam vaziyette hükümdarın yanına) girdi. Hükümdar, ona:

-‘(Beraberindeki) arkadaşlarına ne oldu?’ diye sordu. Genç:

-‘Allah, beni onlardan kurtardı!’ dedi.

Bunun üzerine hükümdar onu bir kaç adamıyla bir sandala bindirip gönderdi. Adamlarına:

-‘Denizin ortasına vardığınızda eğer genç, dininden dönerse ona ilişmeyin, aksi takdirde onu denize atıp boğun!’ diye talimat verdi. Bunun üzerine sandala binip gittiler.Denizin ortasına vardıklarında genç:

-‘Allah’ım! Dilediğin şekilde beni bunlardan kurtar!’ diye dua etti.

(Sandal sarsıldı.) Hükümdarın adamlarının tamamı denizde boğuldu…

Genç (sapasağlam vaziyette hükümdarın yanına) geldi. Hükümdar, ona:

-‘(Beraberindeki) arkadaşlarına ne oldu?’ diye sordu. Genç:

-‘Allah beni onlardan kurtardı!’ dedi.

Sonra da hükümdara:

-‘Sana yapmanı söylediğim şeyi yapmadıkça beni öldüremezsin!Eğer sana yapmanı dediğimşeyi yaparsan ancak o zaman beni öldürebilirsin. Aksi takdirde beni öldürmeye gücün yetmez!’ dedi. Hükümdar:

-‘Yapmamı söyleyeceğin şey nedir?’  diye sordu. Genç:

-‘İnsanları bir meydanda toplarsın. Sonra da bir ağacın dalına asarsın. Ve okluğumdan bir ok alıp:

‘Gencin Rabbi olan Allah’ın adıyla’ der ve oku bana doğru fırlatırsın. (O zaman beni öldürebilirsin) dedi.

Hükümdar öyle yaptı, ok gidip gencin boğazına saplandı, genç de elini okun değdiği yerin üzerine koyup canını verdi. Orada bulunanlar da:

-‘Gencin Rabbine iman ettik. Gencin Rabbine iman ettik!’ dediler. Bunun üzerine maiyetindeki adamlar,  hükümdara:

-‘Gördün mü? Korktuğun şey başına geldi. İnsanların hepsi iman ettiler!’ dediler.

Hükümdar da bütün giriş çıkışların kapatılmasını emretti. Hendekler kazıldı. Hendeklerde büyük miktarda ateşler yakıldı ve:

-‘Kim dininden dönerse ona ilişmeyin, eğer dininden dönmeyen olursa onları ateşe atın!’ diye talimat verdi.

İnsanlar da kaçışıyorlar ve hendeklere düşüp yanıyorlardı. Bir kadın, emzirmekte olduğu çocuğuyla oraya geldi. Hendeğe atılmak istemedi, geriye doğru çekildi, kucağındaki çocuğu, ona:

-‘Anneciğim! Sabret, doğrusu sen hak yoldasın!’ dedi.

İmam Ahmed  bu hadisi bu şekilde rivayet etmiştir.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

   
       
       

PAYLAŞ