Facebook'ta paylaş

“Askerimizin Erzincan’a girmesini müteakip bizzat Erzincan’a gittim. Kendi gözlerimle gördüm ki, saç ve sakalı bembayaz ihtiyarlar, çocuğunu bağrına basmış kadınlar, mini mini yavrular… yanyana uzanmış yatıyorlar. Taşlarla kafaları ezilmiş, karınları deşilip bağırsakları boyunlarına geçirilmiş, alet-i tenasüliyesi kesilmiş, el ve ayakları doğranıp atılmış biçarelerin sayısı bini aşkındı. Kuyulara doldurulmuş, fırınlarda diri diri yakılmış, evlere doldurularak bu suretle yakılmış insanların görünüşleri pek gönül harap edici idi. Toplattırılarak, kısmen fotoğraflarını aldırdıktan sonra defnettirdiğim İslâm ahalinin yalnız Erzincan’a ait miktarı ikibini aşkındı. Bayburt’ta Arsak namındaki eşkıyanın yakmak suretiyle telef ettiği müslümanlar bine yakındı. Erzincan Kelkit hattından ta hududa kadar ordunun devam eden ileri harekatında küçük ve büyük şehir ve kasabalar dahil olduğu halde bu mıntıkada Ermeniler tarafından yıpratılmamış bir ırz, çalınmaya uğramamış bir mal/ kasta maruz kalmamış bir can yoktur.”

   


Kâzım Karabekir, Ermeni Mezalimi, Emre Yayınları, İstanbul, 2000, s. 114, 115.