Muhammed aleyhisselâm bir gün Kâbe-i şerifde namaz kılıyordu. Kureyş’ın ileri gelenlerinden Ebü Cehl, Şeybe bin Rebia, Utbe bin Rebia, Ukbe bin Ebi Mu’ayt’ın bulunduğu yedi kişilik bir müşrik topluluğu, gelip Resülullah’a yakın bir yere oturdular. O civarda bir gün önce kesilmiş bir devenin işkembesi ve artıkları vardı. Alçak Ebü Cehil, yanındakilere döndü ve “İçinizden kim, şu deve işkembesini alıp, Muhammed secdeye varınca ıki omuzu arasına kor” diye, çirkin bir teklifte bulundu. Oradakilerin en zâlimi, en gaddarı, en merhametsizi, en bedbahtı olan Ukbe bin Mu’ayt; “Ben yaparım” diyerek hemen kalktı. İşkembeyi içindekilerle birlikte, secdede iken Peygamberimizin mübârek omuzlarına koydu. Bunu seyreden müşrikler, katıla katıla gülmeye başladılar. Peygamber efendimiz, secdesini uzatıyor, mübârek başını kaldırmıyordu. O sırada Eshâb-ı kirâmdan Abdullah bin Mes’üd (radıyallahü anh) vaziyeti gördü. O, bu hâdiseyi şöyle anlatmıştır: “Resülullah’ı o hâlde görünce kan beynime sıçradı. Fakat, beni müşriklerin elinden koruyacak bir kavmim, kabilem yoktu. Kimsesizdim, zayıftım. O anda konuşmaya bile gücüm yetmiyordu. Ayakta bekleyip duruyor, Resülullah’ı büyük bir üzüntü içinde seyrediyordum. Ne olurdu, o zaman kendimi müşriklerden koruyabilecek bir gücüm veya koruyucum olsaydı da, Resül aleyhisselâmın mübârek omuzuna koyduklarını kaldırıp atsaydım. Ben böyle beklerken, Resülullah’ın kızı hazret-i Fâtıma’ya haber verdiler. O zaman Fâtıma (radıyallahü anhâ) küçüktü. Koşarak geldi, babasının üzerindekileri attı. Bunu yapanlara bedduâ etti, ağır sözler söyledi.
Resülullah efendimiz, hiç bir şey olmamış gibi namazını tamamladıktan sonra üç defâ; “Allah’ım! Kureyş’ten şu topluluğu sana havâle ediyorum! Allah’ım! Ebü Cehl Amr bin Hişâm’ı sana havâle ediyorum! Allah’ım! Ukbe bin Rebia’yı sana havâle ediyorum! Allah’ım! Şeybe bin Rebia’yı sana havâle ediyorum! Allah’ım! Ukbe bin Mu’ayt’ı sana havâle ediyorum!
Allah’ım! Ümeyye bin Halef”i sana havâle ediyorum! Allah’ım! Velid bin Utbe’yi sana havâle ediyorum! Allah’ım! Umare bin Velid’ı sana havâle ediyorum!” buyurdu. Bu bedduâyı işiten müşrikler, gülmeyi bıraktılar. Korkmaya başladılar. Çünkü Beytullah’da yapılan duânın kabül olunacağına inanıyorlardı. Resülullah efendimiz, Ebü Cehl’e; “Vallahi sen, ya bundan vazgeçersin, veya Allahü teâlâ başına bir felaket indirecektir” buyurdu. Allahü teâlâya yemin ederim ki, Resülullah’ın isimlerini söylediği bu kimselerin herbirinin, Bedr muhârebesinde öldürülüp yerlere serildiklerini, sıcaktan kokmuş bir leş hâlinde Bedr çukuruna doldurulduklarını gördüm.
