Âyet-i kerimede bildirildiği gibi; “Yakub’un (aleyhisselâm) oğulları, Mısır’a vardıkları zaman, babalarının emrine uyarak ayrı ayrı kapılardan şehre girdiler. Sözlerinde durarak, Bünyamin’i, Yusuf aleyhisselâmın yanına getirdiler.
Sonra; “İşte o küçük kardeşimiz budur, getirdik” dediler. Yusuf aleyhisselâm onları huzuruna aldı, gereken ikrâm ve iltifâtta bulundu. Rivâyete göre öncekinden daha çok ikrâmda bulundu. Onları yemeğe dâvet etti. Her bir sofraya ikişer kişi oturttu. Onbir kişi olduklarından Bünyamin yalnız kaldı. Bu sırada kardeşi Yusuf aleyhisselâmı hatırlayıp ağladı. “Kardeşim Yusuf (aleyhisselâm) sağ olsa idi, sultân beni de onunla berâber oturturdu” diye kendi kendine söylendi. Yusuf aleyhisselâm; “Bu kardeşiniz yalnız, kaldı” deyince, onlar; “Onun bir kardeşi vardı, öldü” dediler. Yusuf aleyhisselâm; “Öyleyse onu yanıma oturtayım” diyerek, Bünyamin’le aynı sofraya oturdu. Bünyamin, sofrada hem yemek yer, hem de sık sık Yusuf aleyhisselâma bakardı. Yusuf aleyhisselâm; “Niçin bana böyle dikkatli dikkatli bakıyorsun?” diye sordu. Bünyamin; “Vefât eden kardeşim size çok benzerdi de onun için” diye cevap verdi. Akşam olunca, yatıp istirâhat etmek için iki kişiye bir oda gösterildi. Fakat Bünyamin yine tek kaldı. Bunun üzerine ağladı ve; “Kardeşim Yusuf sağ olsa idi, ben de onunla aynı odada kalırdım” dedi. Bu hâli gören Yusuf aleyhisselâm; “Gel sen de benim odamda misâfir ol” dedi. Fakat Bünyamin, Yusuf aleyhisselâmın kardeşi olduğunu hâlâ anlayamamış ve kardeşlerinden ayrı kaldığına bile üzülmüştü. Bunun farkına varan Yüsuf aleyhisselâm, bulundukları odada kimseyi bırakmadı ve Bünyamin’e; “Ölen kardeşin yerine, benim sana kardeş olmamı ister misin?” diye sordu. Bünyamin; “Senin gibi eşsiz bir kardeşi kim bulabilir. Fakat senin baban Ya’kub aleyhisselâm değil, sonra seni annem doğurmadı” deyince, Yusuf aleyhisselâm ağladı ve kalkıp Bünyamiın’ın boynuna sarıldı. “Ben senin kardeşin Yusuf um” diyerek kendisini tanıttı.
Bu husüs, Kur’ân-ı kerimde meâlen şöyle haber verilmiştir; “(Kardeşleri) Yusuf’un huzuruna girince o, kardeşini (Bünyamin’i) kendi yanına aldı; Ben senin hakiki kardeşinim. Onların (geçmişte hakkımızda) yapmış oldukları şeyler için mahzün olma! (Çünkü Allahü teâlâ bize ihsânda bulundu. Bizi helâk olmaktan kurtardı. Bizi birbirimize kavuşturdu) dedi.” (Yusuf süresi: 69)
