Sultan Murat yaptığı iyiliği çok başa kalkarmış. Bunun için ona güzel bir ders
vermek isteyen İncili, bir gün yine padişahla geziyorlarken aklına bir şey gelmiş. Yolda
ayağında papuç olmayan bir fakire rast gelmişler. Bunu padişaha göstererek: –Bakın şevketlim, şimdi bir şey yapacağım, dikkatle seyir buyurunuz.
Sonra o fakire yaklaşıp: –Yahu erenler, ayağınızın çıplak olduğunu görüyorum. Eğer tarafımdan ufak bir
yardımı hoş görürseniz size şuradan bir ayakkabı alıvereyim. Fakir, Çavuş’un bu teklifine büyük bir memnuniyetle teşekkür ettikten sonra kunduracıdan yeni bir ayakkabı
alınır ve biçareye derhâl giydirilir. Fakir, İncili’ye teşekkür ve dua ederek uzaklaşmaya
başlar. O önde, İncili arkada bir müddet gittikten sonra İncili seslenir:
–Hişş, arkadaş! Fakir arkasından kendisine seslendiklerini duyarak dönüp bakar.
Çavuş’u görünce sorar: –A! Siz misiniz? Bir şey mi emrediyorsunuz? –Rica ederim yürürken önünüze dikkatle bakınız. Sivri taşlar var. Ayakkabınızı
yırtarsınız. Malum ya onu size ben aldım. –Peki efendim. Fakir yürümekte devam eder. Çavuş, yine arkadan seslenerek: –Hişş, bana bak! Adam: –Ne emrediyorsunuz? –Önüne dikkatli bak, çamura basma, ayakkabını kirletirsin. Malum ya onu sana
ben aldım! –Peki efendim, dikkat ederim, diyerek yoluna devam eder.
Bir dakika sonra yine
İncili, seslenerek: –Hişş, bana bak! Adam biraz hiddetle: –Yine ne istiyorsunuz? –O kadar hızlı yürüme. Ayakkabı eskir, malum ya onu sana ben aldım!
Fakir, hemen bir kenara çekilerek ayaklarından kunduraları çıkarıp İncili’ye uzatır
ve der ki: –Rica ederim efendi, şu ayakkabılarınızı elinize alınız da işinize gidiniz. –Niçin iade ediyorsun? –Ben her dakika başıma kakılan ayakkabılarınızı giymekten ise yalın ayak
gezmeyi tercih ederim! Bunun üzerine İncili, kendisini şakacı biri olarak tanıtır, bunu
latife olmak üzere yaptığını, kendisinin İncili Çavuş olduğunu anlatır. Bunun için gü
cenmemesini rica eder. Fakir de ayakkabılarını tekrar giyerek oradan gider. Bunu gören
padişah hem güler hem de derin derin düşünür
