Bâzı âlimler, bu âyet-i kerimeye; “Şeytan, Yusuf’a Rabbinin zikrini unutturdu (zikrini unutmasına sebep oldu)” mânâsını da vermişlerdir. Buna göre, Yusuf aleyhisselâm, kendinden bir zararın giderilmesi için, kendisi gibi bir mahluktan yardım istemiş olmaktadır. Aslında bir zararı uzaklaştırmak için, insanlardan yardım istemek câizdir.
Fakat Yusuf aleyhisselâm gibi peygamber olan bir zâtın, zindandan kurtulmak arzusuyla mahlüktan yardım istemesi muâhezesine sebep olmuştur. Nitekim bâzı âlimler; “Şeytan, Yusuf’un (aleyhisselâm) Rabbini zikretmeyi (hatırlamayı) unutmasına sebep olduğu için, Yusuf aleyhisselâm başkasından yardım istedi. Yoksa zâtını unutmadı. Bu da gayretullaha dokunarak Yusuf aleyhisselâm senelerce zindanda kaldı” buyurmuşlardır.
İmâm-ı Mâlik (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: Yusuf aleyhisselâm şerbetçiye; “Beni efendinin yanında an” deyince, ona; “Ey Yusuf benden başkasını vekil edindin. Ben de senin hapsini uzattım” buyuruldu. Yusuf aleyhisselâm da üzüntüsünden ağladı.
Yusuf aleyhisselâm, zindan arkadaşlarının rüyâlarını tâbir ettikten sonra, zindanda Cebrâil aleyhisselâmı gördü ve hemen tanıdı. Niçin geldiğini sordu. Cebrâil aleyhisselâm;
“Allahü teâlâ selâm eder. Bir insan, kurtuluşu için bir insanı vekil yaptı, benden başkasından yardım istedi. İzzetim hakkı için onu senelerce zindanda tutarım buyurdu” diye cevap verdi.
Bunun üzerine Yusuf aleyhisselâm; “Acabâ Allahü teâlâ benden râzı mıdır?” dedi. “Allahü teâlâ senden râzıdır” cevâbını alınca; “Mâdemki Allahü teâlâ, benden râzıdır, zindanda olmama hiç aldırış etmem” buyurdu. Bu hâdiseyi anlatan Hasen-i Basri hazretleri, hüngür hüngür ağladı ve; “Allahü teâlâdan başkasından yardım istemenin ne kadar korkunç olduğunu bildiğimiz hâlde, bir belâya uğrayınca, insanlara yalvarıp yakarmaktan geri kalmayız. Onlara ümid bağladığımız için vay bizim hâlimize” buyurdu.
