Böylece İstanbul kalesi yirmi gün kuşatılıp fetihten belirtiler ortaya çıkmayınca bütün İslam gazileri, yetmiş büyük evliya, dört mezhepte fetva sahibi üç yüzden fazla bilgin ve bu kadar şeyh, kalenin alınamamasına üzüldüler. Hepsi birden bütün gönülleriyle Allah’a yönelip fetih için dua ettiler. Bunun üzerine Yüce Allah’ın buyruğuyla hemen İstanbul’un üzerine bir karanlık çöktü, gök gürlemesiyle şimşek çaktı. O anda At Meydanı tarafından göğe doğru bir ateş yükseldi. Büyük yapılar havaya uçup kimi karaya, kimi denize düştü.
O gün kaledeki kafirlerden üç bini korkudan kaleden dışarı kaçtı. Kimi Müslüman olarak padişah hizmetine girdi, kimi de başka ülkelere gitti. Buna karşın kafirler yine de kendilerini bırakmadılar. Kalenin yıkılan yerlerini onararak savaşı sürdürdüler. Ancak kıtlıktan durumları güçleşmişti. Kuşatmanın otuzuncu günü Sultan Mehmet, başına Hz Peygamberi’ndekine benzer kavuğunu giyip ayağına mavi çizmesini çekerek Düldül gibi bir ata bindi. İstanbul kalesi çevresini gezip İslam askerine iyiliklerde bulundu. Türlü sözler vererek askerlerini savaşa kışkırttı.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler
