Resulullah sancağı salladı ve şöyle buyurdu:

-Muhammed’in zatını peygamberlikle şereflendiren Allah’a yemin olsun ki, ben bu sancağı öyle birine vereceğim ki O, düşmandan kaçmak nedir bilmez!

Peygamberimiz bir müddet bekledikten sonra şöyle dedi:

-Ali nerede?

-Ali’nin gözleri ağrıyor.

-Onu bana çağırınız!

Bu emir üzerine Seleme bin Ekva gidip Hz Ali’ye durumu haber verdi. Sonra da onu elinden tutarak Resulullah’ın huzuruna getirdi. Sahabeler rahatsız olduğu için onun gelebileceğini sanmıyorlardı. Hz Ali’yi görünce şaşırdılar. Peygamberimiz şöyle buyurdu:

-İşte fetih onunla gerçekleşecek!

Hz Ali hasta olduğu için, ”Ya Resulullah, görüyorsun ki, ayaklarımın bastığı yeri dahi göremeyecek bir haldeyim.” dedi. Hz Peygamber onun ağrıyan gözlerine ellerini sürdü ve şifa vermesi için Allah’a dua etti:

-Ey Allah’ım, sıcağın ve soğuğun sıkıntısını gider.

Allah’ın inayeti ile Hz Ali’nin gözleri iyileşti. Peygamberimiz Hz Ali’ye zırhını kendi elleriyle giydirdi. Kılıcını beline bağladı, eline ak bir sancak verdi ve şöyle buyurdu:

-Al bu sancağı ilerle, Allah sana fetih nasip edinceye kadar onlarla çarpış. Sakın arkana dönme!

-Ya Resulullah, ben onlarla neyi gerçekleştirmek üzere çarpışacağım?

Peygamberimiz ona vazifesini şöyle bildirdi:

-Ya Ali! Allah’tan başka ilah ve mabut bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehadet edinceye kadar onlarla savaş. Onlar bunu yapar ve üzerlerine düşen hakları yerine getirirlerse canlarını ve mallarını benden kurtarırlar. Kalplerinde olanın hesabı ise Allah’a aittir.

-Ya Resulullah, onlar Müslüman oluncaya kadar, kendileriyle çarpışacağım.

Peygamber Efendimiz, ona bazı tavsiyelerde bulundu ve bir müjde verdi:

-Ya Ali! Onların meydanlarına varıncaya, kalelerine girinceye kadar sükünetle ilerle. Sonra da onları İslam’a davet et! Müslüman olurlarsa, Allah’ın emrettiği şeyleri kendilerine haber ver. Vallahi senin vasıtanla Allah’ın onlardan birini hidayete erdirmesi, birçok kızıl deveye sahip olup da onları Allah yolunda sadaka vermenden daha hayırlıdır.

Bundan sonra Hz Ali elinde sancakla Hayber’e doğru ilerledi. Sancağı kalenin dibindeki bir taş yığınına dikti. Bunu gören bir Yahudi şöyle seslendi:

-Sen kimsin?

-Ben Ali bin Ebu Talib’im, cevabını alınca da arkadaşlarına dönerek şöyle dedi:

-Ey Yahudi cemaati, Musa’ya indirilenlere yemin olsun ki, sizler mağlup olacaksınız!

Hz Ali’nin kale dibine kadar geldiğini gören Haris, adamları ile birlikte kaleden dışarıya çıktı. Haris, cesaret ve kahramanlığı ile tanınıyordu. Hz Ali ile Haris vuruşmaya başladılar Hz Ali, Haris’i öldürdü. Daha sonra iri ve pehlivan yapılı biri olan ve ”Karşıma kim çıkar?” diye herkese meydan okuyan Amir, Hz Ali tarafından öldürüldü.

Bu arada Haris’in öldürüldüğünü gören kardeşi Merhab askerleri ile birlikte kaleden dışarı çıktı. Hayber Yahudilerinin en cesuru ve en iyi savaşçısı oydu. Müslümanlardan birkaç kişiyi şehit etmişti. Şimdi ise Hz Ali’den kardeşinin intikamını almak istiyordu.

Merhab, kılıcını sallayarak meydana çıktı. Hz Ali ile birlikte birbirlerine saldırdılar. Hz Ali Merhab’a öyle bir darbe vurdu ki darbenin şiddetinden Merhab’ın kalkanı ve miğferi parçalandı, başı yarıldı. Merhab’ın acı feryadını herkes duydu.

Bu manzara karşısında duyduğu sevinçle Allah Resulü, ”Sevinin, Hayber’in fethi artık kolaylaştı.” buyurdu.

Hz Ali yıldırım hızıyla ileri atıldı ve kalelerden birine daldı. Müslümanlar arkasından ilerlediler ve Yahudilerin çok güvendikleri o kaleleri birer birer fethettiler. Böylece büyük bir zafer kazanıldı.

Merhab’ın öldürülmesini müteakip yapılan muharebelerde Hz Ali’nin bir ara kalkanını düşürdüğü ve kale kapılarından birini kalkan olarak kullandığı rivayet edilmektedir.

İlim Şehrinin Kapısı Hz Ali

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here