Hiçbir değerli taş, Hz Süleyman’ın yüzüğündeki kadar kıymetli olamaz! Onun bütün itibarı ve şanı da, o yüzükten geliyordu, çünkü kaştaki taş, topu topu yarım kırat ağırlığındaydı. Hz Süleyman o değerli taşı kendi mührü yapınca her şey onun hükümranlığı altına girdi.

Süleyman (a.s.) devletinin uçsuz bucaksızlığına, cihanın her yanının kendisinin emri altında bulunmasına ve sarayı her yanının kendisinin emri altında bulunmasına ve yayılıyor ve sarayı kırk fersah gelmesine (sarayı kırk fersahlık alana yayılıyor, rüzgar onun keyfine göre sarayını her yere taşıyordu) rağmen, temellerinin sadece yarım kıratlık bir taşa dayandığını görünce, şöyle dedi:

Böylesi hükümranlık ve saltanıtımın bütün ihtişamı, bu kadar minnacık taşa bağlıysa eğer, neyleyim ben bu dünyada da, öte alemde de böylesi bir saltanatı! Yarabbi ben bu saltanatın afetlerini kesin ve net bir şekilde gördüm! Ahiret saltanatının yanında bunun hiçbir değeri yok! Bundan böyle, böyle bir saltanatı asla kimseye verme! Ne orduyla işim olsun istiyorum, ne de imparatorlukla. Sepet öreyim daha iyi!

Hz Süleyman o kıymetli taş sayesinde hükümdar olmuşsa da, onun manevi yolda ilerleyişini de yine o kıymetli taş olmuştur. O yüzden Adn cennetinin yüzünü diğer peygamberlerden beş yüz sene sonra görebilecektir!

O taş, Hz Süleyman’a bunu yaparsa, senin gibi bir şaşkına neler yapmaz? Mademki mücevher basit bir taştan ibarettir, bırak maden ocağını kazıp da onu aramayı! Rabbinin yüzünü görebilmek için çabalamanın dışında öyle fazlaca üzme canını! Ey asıl Cevheri arayan sen! Kıymetli taşlara gönlünü kaptırmaktan kurtar! Sen her daim Mücevhercinin peşinde ol!

Mantıku’t Tayr – Feridüddin Attar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here