İsrail oğulları, Mısırdan çıktıkları zaman, yolu, şaşırdılar.
Üzerlerine, gecenin karanlığı da, çöktü.
Birbirlerine:
“Nedir bu hal?” diye sormağa başladılar.
Yaşlı Bilginleri:
“Yûsuf Aleyhisselâm, vefat edeceği sırada, kendisinin kemiklerini,
yanımızda taşımadıkça, Mısırdan çıkmayacağız diye Allah adına, İsrail
oğullarından Ahd’ü Mîsak almıştı!” dediler.
Mûsâ Aleyhisselâm:
“Onun kabrinin yerini, kim biliyor?” diye sordu.
“İsrail oğullarının Koca karısı biliyor!” dediler.
İsrail oğullarının Koca Karısı, hem kötürüm, hem âmâ idi.
Mûsâ Aleyhisselâm, haber salıp onu, getirtti:
“Bana, Yûsuf (Aleyhisselâm)ün kabrini göster!” dedi.
Koca karı:
“Sen, bana hükmümü, dört şeyi vermedikçe , sana, onu,
haber vermem!” dedi.
Mûsâ Aleyhisselâm:
“Hükmün, nedir?” diye sordu.
Koca Karı:
1) Ayaklarımı çözüp yürür hale getirmendir.
2) Gözümü, bana geri çevirmendir.
3) Gençliğimi, bana geri çevirmendir.
4) Cennet köşküne seninle birlikte girmemve senin yanında
bulunmamdır!” dedi.
Koca karının bu istekleri, Mûsâ Aleyhisselâmın ağırına gitti.
İsteklerini, kabul etmek istemedi.
Yüce Allâh, Mûsâ Aleyhisselâma:
“Ona, hükmünü ver!
Şüphesiz ki, senin taahhüdünü, yerine getirmek, bana düşer!” diye
Vahyetti.
Mûsâ Aleyhisselâm, Koca Karının dileğini kabul etti.
“Olur!” dedi.
Koca Karı:
“Ben, çok yaşlıyım. Yürümekten de, âcizim. Beni, taşıyınız!” dedi.
Taşıdılar.
Nîl’in yanına varınca:
“İşte, o, şu suyun içindedir!” dedi.
Onları, suyun toplandığı bir yere götürdü.
“Şu suyu, çekiniz!” dedi.
Çektiler.
“Kazınız yeri!” dedi.
Kazdılar.
Nîl’in kenarında, Mermer bir sandık içinde olduğu halde, onu, çıkardılar.
Sandık, yere çıkarılınca, yol, gündüzün ziyası gibi oldu.
Yûsuf Aleyhisselâmın Tâbutu taşınırken, ay da, doğmuş, yolu, gündüz
gibi aydınlatmış, doğru yolu, onun sayesinde bulmuşlardır.
Yûsuf Aleyhisselâmın Tâbutu, Kenan ilinde kale dışındaki hâlen
bulunduğu yere gömülmüştür.
Peygamberler Tarihi

