İslam tarihiHızır (as)'dan sadaka isteyen birisine üç kere sana verecek...

Hızır (as)’dan sadaka isteyen birisine üç kere sana verecek bir şeyim yok dedi. En sonunda ‘Beni köle olarak sat sattığın parayı al’ der. Böylece Hızır (as)’ı…

-

Arais-ül-mecalis kitabında şöyle bildirilmiştir: “Ebü Ümame Bahili hazretleri şöyle rivâyet etmiştir: Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Size Hızır’dan bahsedeyim mi?” (Dinleyenler;) “Evet, yâ Resülallah” dediler. Buyurdu ki: “Hızır, İsrâiloğullarının çarşısında dolaşırken, önüne bir mükâteb (belli para karşılığında âzâd olacak köle) çıktı. Bana bir sadaka ver. Allahü teâlâ seni mübârek ve üstün eylesin” dedi. Hızır (aleyhisselâm); “Allahü teâlâya inandım, Allahü teâlânın takdir ettiği elbette olacak. Sana verecek bir şeyim yok” dedi. Adam; “Bana bir sadaka ver, Allahü teâlâ seni bereketli eylesin. Zirâ yüzünde hayır, iyilik görüyorum. Bu sebeple senin tarafından bir iyilik istiyorum” dedi. Hızır aleyhisselâm yine; “Allahü teâlâya imân ettim. O’nun takdir ettiği olacak, yanımda sana verecek bir şey yok” dedi. Sadaka isteyen ona; “Senden Allahü teâlânın ismi ile istiyorum, sen bana sadaka vermiyorsun” dedi. Hızır (aleyhisselâm) yine; “Allahü teâlâya imân ettim. O’nun takdir ettiği elbette olacak; yanımda sana verecek bir şey yok, ancak elimi tut, pazara götür ve beni sat (o parayı) al” dedi. Köle; “Böyle şey olur mu?” dedi. Hızır (aleyhisselâm); “Doğru söylüyorum. Çünkü sen, Allahü teâlâ hürmetine benden istedin. Rabbimin rızâsı hakkı için istedin. Ben de kabul ettim. Şimdi elimi tut, beni pazara götür ve sat” dedi. Hızır’ın (aleyhisselâm) elini tutup, pazara götürdü ve dörtyüz dirheme sattı. Hızır (aleyhisselâm) satın alanın yanında birkaç gün kaldığı hâlde, sâhibi kendisine bir iş vermedi. Hızır (aleyhisselâm) ona; “Bana iş emret, çalışayım” dedi. Efendisi; “Sen ihtiyârsın, sana meşakkat vermek, seni yormak istemem” dedi. Hızır (aleyhisselâm); “Hayır ben yorulmam, çalışırım” diye cevap verdi. Efendisi; “Öyleyse kalk, bu taşı buradan şuraya naklet” dedi. Halbuki dediği taşı, tam bir günde ancak altı kişi oraya götürebilirdi. Kalktı ve bir saatte taşı oraya götürdü. Allahü teâlâ bir meleği ona gönderip, onun yardımıyla götürmüştü. Adam hayret etti ve; “Pek güzel yaptın” dedi. Sonra efendisinin yolculuğa çıkması icâbetti. Hızır’a (aleyhisselâm); “Seni emin, sâlih, adil bir kişi görüyorum, ben yolculuğa çıkıyorum. Sen bana vekaleten evde kal” dedi. “Olur. İnşâllah, ama bana uğraşacak bir iş de ver” dedi.

“Sana zahmet vermek bana iyi gelmiyor” dedi. Hızır (aleyhisselâm); “Hayır, zahmet olmaz” dedi. Efendisi; “Peki, kerpiç yap, lâzım olacak, bir köşk yapacağım” dedi ve nasıl yapacağını ona anlattı. Sonra sefere çıktı. İşini görüp, seferden dönünce, bir de ne görsün. Hızır (aleyhisselâm), binâyı onun istediği gibi yapmıştı. Bu sefer, efendisinin hayreti daha da arttı ve ona; “Sen kimsin?” dedi. Hızır (aleyhisselâm) “Ben senin aldığın bir köleyim” dedi. Efendisi; “Allah için sordum. Kim olduğunu bana bildir” dedi. Hızır (aleyhisselâm) dedi kı; “Kullukta, ismine hürmeten sorduğun suâl için, şimdi cevap veriyorum: Ben Hızır’ım. Bir dilenci, Rabbimin rızâsı için kendisine bir sadaka vermemi istedi. Ona verecek bir şeyim yoktu. Kendimi ona verip, beni sat dedim. Bana gelen haberde; Bir kimseden Allah için bir şey istenir de, verecek bir şeyi olduğu hâlde, ona bir şey vermezse, kıyâmet günü Rabbinin huzurunda, yüzünde et ve deri olmadan, sâdece sallanan kemikler olduğu hâlde bulunur” diye bildirildi. Bunun üzerine o adam ağladı, eğildi, onu öptü ve; “Anam babam sana fedâ olsun! Sana zahmet verdim. Seni tanımadım. Mal ve çoluk-çocuğum için ne istersen emret. Serbest olayım diyorsan, serbest ol” dedi. “Beni bırakmanı ve Rabbime ibâdet etmemi isterim” dedi. O adam kâfir idi. Hızır’ın aleyhisselâm elinde imâna geldi ve ona dörtyüz altın verip, serbest bıraktı. Bunun üzerine Allahü teâlâ Hızır’a (aleyhisselâm); “Seni kölelikten kurtardım. Kâfiri elinde imân ettirdim. Her gümüşe karşılık sana bir altın verdim ki, benimle muâmele edenlerin zarar etmediklerini bilesin” diye vahyetti.

REKLAM

Mutlaka Okumalısınız

Yavuz Sultan Selim bir gün oğlu Süleyman’ı, (geleceğin Kanuni’si) fazlaca süslü elbise giyinmiş görünce, şöyle söyledi:

Yavuz Sultan Selim gayet sade giyinir, süse ve ziynete itibar etmezdi. Kendisine, ''Sultanım, siz de daha güzel elbiseler giyer ve daha mutantan gezebilirsiniz, bunu neden...

Utbetul Ğulam önceleri kötü şeyler yapmak ve sarhoş olmasıyla meşhurdu. Bir gün Hasan-ı Basri’nin ilim meclisine girdi. Bu esnada üstad:

Utbetul Ğulam önceleri kötü şeyler yapmak ve sarhoş olmasıyla meşhurdu. Bir gün Hasan-ı Basri'nin ilim meclisine girdi. Bu esnada üstad: 'İman edenlerin Allah'ı anma ve...

Adil hükümdar Nuşirevan’ın adaleti – Derler ki, bir av yerinde Nuşirevan av kebabı yemek istemiş. Emri üzerine istediği yemeği hazırlamışlar, fakat tuz yokmuş. Tuz...

Adaletiyle ünlü Sasani Hükümdarı Nuşirevan av kebabı yemek istemiş. Emri üzerine istediği yemeği hazırlamışlar, fakat tuz yokmuş. Tuz bulmak üzere bir uşağı köye göndermişler....

Hz İbrahim, bir fakirin sabırsızlık ettiğini görünce şöyle derdi:

Hz İbrahim, bir fakirin sabırsızlık ettiğini görünce şöyle derdi: ''Allahım! Dünyayı bize bollaştır da dünya malına değer vermeyelim, dünyayı bizden uzaklaştır, ona rağbet ettirme...

Sultan 1. Ahmed Aziz Mahmud Hüdayi Hz.’lerine abdest almak için su dökerken valide sultan bir keramet görmek ister. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri:

Aziz Mahmud Hüdai Hz. önceleri Bursa'da kadılık yapıyordu. Kadılığı bırakıp Şeyh Üftade Hz mürid oldu. Kısa zamanda yükselip insanları irşad etmek üzere vazifelendirildi ve...

REKLAM

REKLAM