Nuh Aleyhisselâmın, Gemiye bindiği ve azığını Gemiye yüklediği
haberini alınca, Kral Dermesil;
“Onları, akıtıp taşıyacak su nerede?! diyerek Gemiyi yakmak üzere
adamlarından bir takım süvarilerle birlikte Geminin bulunduğu yere kadar
gitti.
Nuh Aleyhisselâmın oğlu Yam da, Kralla birlikte gelenler arasında idi.
Kral, Nuh Aleyhlsselâma seslenip’.
“Gemiyi, yürütecek su nerede?’.” dedi.
Nuh Aleyhisselâm:
“O su, senin durduğun yerde, sana gelecektir!” dedi.
Kral:
“Bu, çok şaşılacak, hiç olmayacak şeydir!
Demek, sen, kuru toprakta şu Gemiyi yüzdürecek sular, seller olacağını
söylüyorsun ha?!
Sen de, seninle birlikte bulunanlar da, onun içinden hemen ininiz!
Yoksa, hepinizi, yakarım!” dedi.
Nuh Aleyhisselâm:
“Allâha karşı, gururunu çoğaltma da, imana gelmekte acele et!
Yüce Allâha, eş, ortak koşmayı bırakıp Müslüman ol, doğru yolu bul!
Aksi takdirde, azabı, önünde hâzır bulacaksın!” dedi.
Nuh Aleyhisselâm, Kralla konuştuğu sırada, bir adam gelip bir kadın’ın
ekmek pişirdiği Tandırından su fışkırmağa başladığını, Krala haber verdi.
Kral;
“Tandırdan, su fışkırmış olamaz!” dedi.
Nuh Aleyhisselâm; ona:
“Yazıklar olsun sana! O, İlâhî gazabın geliş belirtisidir!
Rabb’ım, bana, bunu böyle vahy etti.
Bu, bütün yer yüzünün delinip deşileceğine, atını, dikildiği yerden
ayıracağına ve atının ayağının altından su fışkıracağına işarettir!” dedi.
Kral, atını, durduğu yerden ayırınca, ayağının altından su fışkırdığını
gördü, ve hemen atını, başka bir yere sürdü.
Orada da, aynı hal, vuku buldu.
Kralın, tahkik için gönderdiği adam dönüp suyun çoğaldığını ve
kaynadığını, haber verince, Kral, ailesini ve oğlunu alıp kendisi için dağ
başına yaptırmış olduğu Maakil’e
götürmek üzere, acele, evine döndü.
Herkes, Tufan olacağını, anlıyor, fakat, vaktini bilmiyordu. Bunun için,
Kral da, Maakil’e, yiyecek doldurmuştu.
Kral ve ev halkı, dağa çıkmak istedikleri zaman, dağın başından,
kayaların başlarının üzerine atıldığını, yuvarlandığını gördüler.
Nereye yönelip gideceklerini bilmiyorlardı.
Yerden fışkıran sular, çok sıcak ve pis kokulu idi.

