Saray mensuplarından biri bir gün İncili’ye: –İncili duyduğuma göre, dersadette bazı kişiler birtakım dolaplar çevirir, sağı solu dolandırırlar. Bu adamlar kimlerdir, insanları nasıl dolandırırlar?
İncili: –Efendim bunlar cin gibi, şeytan gibidirler. Türlü yollarla saf kişileri dolandırır
lar. –Bre çavuş, bu dolandırıcılardan birini görmek isterdim. –Hay hay efendim, yarın birini huzurunuza getiririm.
Ertesi gün İncili dediğini yapmış. Saray mensubu, dolandırıcıya sormuş: –Sen dolandırıcı mısın? –Evet efendim. –Bu işi nasıl yaparsın? –Bizim mesleğimiz dolandırıcılıktır. Bunun için çeşitli yollar ve dolaplar çeviri
riz efendim. –Peki…Beni de dolandır da adamakıllı öğreneyim dolandırıcılığın nasıl olduğu
nu.
–Emriniz başüstüne…Ne var ki, geçenlerde parasız kaldığımdan dolaplarımı,
araç ve gereçlerimi bir başkasına satmıştım. Emrinizi yerine getirmem için şimdi bunla
rı geri almam gerek. Ne yazık ki benim de param yok… –Kaç para gerek sana? –Efendimiz sizin gibi yüce bir kişi öyle ucuz dolaplar, araç ve gereçlerle dolan
dırılamaz. Yüz altın gerek en azından.
Adam yüz altını aldıktan sonra çıkıp gitmiş. İncili de kıkır kıkır gülmeye başla
mış. Saray mensubu sormuş: –Bre çavuş neden gülersin?
İncili: –Getirdiğim adam sizi bir güzel dolandırdı da, ona gülüyorum, demiş. –Nereden çıkardın bunu, ben dolandırılmadım ki. –Efendim dolandırılmak öyle dolaba sokulup fıldır fıldır çevrilmek değildir.
Adam geldi, attı tuttu, sizi kandırıp yüz altınınızı alıp gitti. Budur işte dolandırıcılık.
