Göktürk TarihiGöktürkler bir savaşta aldatılarak büyük bir katliama uğrar. Nihayet...

Göktürkler bir savaşta aldatılarak büyük bir katliama uğrar. Nihayet adına Ergenekon dedikleri yurda az sayıda kişiyle yerleşirler. Burada 400 yıl kalarak şunları yaparlar:

-

Türk kavimlerinden Göktürkler’i konu alan Ergenekon Destanı, Büyük Türk Destanı nın bir parçasıdır. VI. yüzyıl ortalarında Türkleri yeniden birleştiren Göktürkler’in menşeini açıklamak isteyen bu destanın özeti şöyledir:

Türk illerinde Göktürkler’e baş eğmeyen bir yer yoktu. Bunu kıskanan yabancı kavimler, birleşerek Göktürkler’in üzerine yürüdüler. Maksatları öc almaktı. Göktürkler, çadırlarını ve sürülerini bir yere topladılar. Çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince, vuruşma da başladı. On gün vuruşuldu. Sonunda Göktürkler, üstün geldi. Bu yenilgiden sonra yabancı kavimlerin hanları ve beyleri, av yerinde toplanıp konuştular.

“Göktürkler’e hile yapmazsak sonunda işimiz yaman olur” dediler. Tan ağarınca, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Göktürkler, “Bunların vuruşma gücü bitti, kaçıyorlar!” deyip, arkalarına düştüler. Düşman, Göktürkler’i görünce, birden döndü. Gafil avlanan Göktürkler, yenik düştü. Hepsi teker teker öldürüldü. Çadırları alındı. Bir tek ev kurtulamadı. Büyüklerinin hepsi kılıçtan geçirildi. Küçükleri kul yapıldı. Göktürkler’in başında, 11 Han vardı. Çocukları çoktu. Fakat bu uğursuz vuruşmada, bir tanesi dışında, hepsi öldü. “Kayyı” adını taşıyan bu oğul, o evlenmişti.

İl Han’ın, “Dokuz Oğuz” adında bir de yeğeni vardı. Kayı ile Dokuz Oğuz, düşmana esir düşmüşlerdi. Fakat on gün geçmeden bir gece, ikisi de, kadınlan ile beraber atlara atlayıp kaçtılar. Esirlikten kurtuldular. Göktürk yurduna geldiler. Bura da düşmandan kaçıp gelen birçok deve, at, öküz ve koyun buldular.

“Dört taraftaki illerin hepsi bize düşman, dediler; gereği odur ki, dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip oturalım!” Sürülerini alıp, dağa doğru göçtüler. Geldikleri yoldan başka geçilecek yeri olmayan bir ülkeye vardılar. Bu yol öyle sarptı ki, bir deve veya at güçlükle yürürdü. Ayağını yanlış bassa param parça olurdu. Göktürkler’in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, meyveler, ağaçlar ve avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, Ulu Tannrı’ya şükürler ettiler. Yeni ülkelerinin hayvanlarının kışın etini yediler; yazı sütünü içtiler. Derisini giy diler.

Bu ülkeye, “Ergenekon” adını koydular. İki Göktürk prensinin, zamanla Ergenekon’da çocukları çoğaldı. Kayı Han’ın çok çocuğu oldu. Dokuz Oğuz Han’ın daha az çocuğu doğdu. Çok yıllar bu iki hanım çocukları Ergenekon’da kaldılar ve çoğaldıkça çoğaldılar. Dört yüzyıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar fazlalaştı ki, Ergenekon’a sığışamaz oldular. Çare bulmak için, kurultay toplandı. Dediler ki:

“Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, gü zel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp Ergenekon’dan çıkalım. Ergenekon dışında her kim bize dost olursa, onunla görüşelim. Düşmanla vuruşalım!”

Kurultay bu karan alınca Göktürkler, Ergenekon’dan çıkmak için yol aradılar, fakat bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki:

“Bu dağda demir madeni var. Yalın kat madene benzer. Şunun demirini eritsek, belki dağ bize geçit verirdi!” Göktürkler, varıp demircinin gösterdiği dağ parçasını gördüler. Demircinin tedbirini beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü, altını, yanını, yönünü böylece odun ve kömürle dol durdular. Yetmiş deriden büyük körükler yapıp yetmiş yere koydular. Odun ve kömürü ateşleyip, kö rüklemeye başladılar. Tanrı’nın gücü ve inyeti ile ateş kızdı. Kızdıkça demir eridi, akıverdi. Dağ delindi. Bir yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O kutsal yılın, kutsal aynıın, kutsal gününün, kutsal saatinde Göktürkler, Ergenekon’dan çıkmaya başladılar. Bu kutsal gün, ondan sonra Göktürkler’de bayram günü oldu. Her yıl o gün gelince, büyük törenler yapıldı. Bir parça demir alınıp ateşte kızdırıldı. Bu demiri önce Göktürk Hâkanı kıskaçla tutup örse koyup, çekiçle döğerdi.

Ondan sonra Türk beyleri de böyle yapıp şenlikler başlardı.Ergenekon’dan çıkınca, Göktürkler’in ulu hakanı Kayı Han soyundan Börteçine, bütün illere elçiler gönderdi. Göktürkler’in Ergenekon’dan çıktıklarım bildirdi. Bütün iller, Türklerin Ergenekon’dan çıktı ğını öğrenip baş eğdiler. Büyük Türk Hakanı Börteçine’ye saygı sunup ululadılar. Kore’den Karadeniz’e kadar bütün ülkeler, yeniden Türk buyruğuna girdi. Dört yüz yıl Ergenekon’da bekleyen Türkler, eskisi gibi, dünyanın en büyük milleti oldular.

REKLAM

Mutlaka Okumalısınız

Kocası Yâsir işkenceler altında can verdikten sonra, Sümeyye Hatun, işkence için Ebu Cehil’e teslim edilmişti. Nihayet, Sümeyye Hatun’un bir bacağını bir deveye, öteki bacağını...

Yâsir b. Âmir, Yemen'den gelip Mekke'de yerleşmiş ve Ebu Huzeyfe'nin kölesi Sümeyye Hatun'la da evlenerek ondan Ammar ve Abdullah adlarında iki oğulları dünyaya gelmişti. Bu...

Bir gün Hz Hızır İbrahim Bin Edhem Hz.’lerinin sarayına uğrar ve O’na şu nasihatte bulunur:

Önceden Belh şehrinin padişahıyken kırk altın kalkanlı asker, tantana ile önünde ve kırkı da ardından giderlerdi. Bir gece sarayında yatarken, damının üzerinde bir gürültü duydu....

Kabilesi 12 yaşındaki Cengiz Han’ı çok zayıf bulduğundan onu terkettiler. Cengiz Han öfkeden şunları yaptı:

Yesugey'in, bir gün adını alacak olan büyük oğlu Timuçin, 1155 senesine doğru "Onon'un sağ kıyısında; bugün Rus toprağında Greenwich'in doğusunda takriben 115 boylam dairesi...

Cengizhan ”Bir İslam alimine: ”İnsanoğlu, döktüğüm kandan dolayı beni lanetle mi anacak? diye sordu.”

Bir İslam alimine: ''İnsanoğlu, döktüğüm kandan dolayı beni lanetle mi anacak? diye sordu. Anlamaya teşebbüs ettiği ama sonra umursamadan zihninden uzaklaştırdığı Katay'ın ve İslamiyetin...

Hz Musa’nın ölüm meleğinin gözünü çıkardı hadisini nasıl anlamalıyız?

Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır: ''Ölüm meleği, (önceleri) insanlara açıkça gelirdi. Hz Musa'yada (aynı şekilde) geldi. Hz Musa da (onun ölüm...

REKLAM

REKLAM