PAYLAŞ

Yüce Allah (onların helak ediliş durumuyla ilgili olarak) şöyle buyurdu:

”Derken o müthiş sarsıntı onları yakalayıverdi. Yurtlarında diz üstü çökekaldılar.” (el-Araf, 7/91).

Araf süresinde geçtiği üzere onları bir titreme yakalamış, yani üzerinde yaşamakta oldukları yer şiddetli bir sarsıntıyla sallanarak onları titretmişti. Bu sarsıntı ve titreme, onların cesetlerindeki ruhu çıkarmış; o yerin canlıları, cansız varlıklara dönüşmüştü. Cüsseleri de cansız, hareketsiz ve hissiz olarak dizüstü çökük vaziyette kalmıştı.

Yüce Allah onlara çeşitli azap, işkence ve belayı birarada vermişti. Pis ve çirkin nitelikleri taşıdıkları için Yüce Allah hareketleri durduracak şiddetli bir titremeyi, sesleri kısacak bir çığlığı, her tarafından ve yönünden insanlara ateş kıvılcımı saçan bir gölgeyi onlara musallat kıldı.

Yalnız (Medyen halkının durumuyla ilgili geçen) her surede Yüce Allah, cümlelerin dizisine ve ifadelerin akışına uygun olarak onların durumlarını haber vermiştir.

Örneğin Araf süresinde geçtiği üzere onlar, Allah’ın peygamberi Hz Şuayb’ı ve taraftarlarını korkutmuşlar/titretmişler, onları memleketlerinden kovmakla tehdit etmişler, memleketlerinde kalmak istiyorlarsa eski dinlerine dönmeleri gerektiğini kendilerine bildirmişlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu: ”Derken o müthiş sarsıntı onları yakalayıverdi. Yurtlarında diz üstü çökekaldılar.” (el-Araf 7/91)

Evet… Titretmeye karşı titremeye, korkutmaya karşı da korkuya yakalanıverdiler. Bu da cümlenin gelişine uygun ve önceki ifadelerin de akışına bağlıdır.

Hud süresinde geçtiği üzere; Medyen halkını bir çığlık yakalayıvermişti de bunun üzerine yurtlarında dizüstü çökük vaziyette helak olmuşlardı. Çünkü onlar, tahkir edici ve küçümseyici bir tavırla Allah’ın peygamberi Hz Şuayb’a şöyle demişlerdi:

”Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve aklı başında bir kişisin!” (Hud, 11/87).

Güzel ve düzgün konuşan güvenilir peygambere karşı kullandıkları bu çirkin kelimeleri sarfetmekten onları menedici bir çığlıktan burada bahsetmek münasip olmuştur. Bu nedenledir ki onları durgunlaştıracak bir titremenin yanı sıra, kendilerini susturan bir çığlık da geldi.

Şuara süresinde geçtiği üzere Medyen halkını, bulutlu bir günün azabı yakalamıştı. Bu da onların istediklerini yerine getirmek arzuladıkları şeye kendilerini yaklaştırmak için olmuştu. Onlar, Şuayb’a şöyle demişlerdi:

”Onlar şöyle dediler: ”Sen, büyülenmiş birisin! Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz. Şayet doğru söyleyenlerden isen, üzerimize gökten bir parça düşürüver!” Şuayb, ”Rabbim yapmakta olduklarınızı daha iyi bilir!” dedi.” (Şuara, 26/185-188).

Her şeyi işiten işiten ve bilen olan Yüce Allah, (onların bu sözlerine karşılık) şöyle buyurdu:

”Onu yalancı saydılar da o gölge gününün azabı onları yakalayıverdi! O gerçekten büyük bir günün azabı idi!” (eş-Şuara, 26/189)

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi


PAYLAŞ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here