Bu devirde Memlük ordusu 426.000 kişiyse de, bu kuvvetin tamâmını bir meydan muharebesi için bir araya getirmek tabiatiyle mümkin değildi. Esas vurucu kuvvet 133.000 süvari olup Türk veya Türk’leşmiş Çerkes’ti. 93.000 Bedevi gönüllüsü vardı ki, bunlar meydan muharebesinde kullanılmıyor, Osmanlı’daki akıncıların vazifesini ifâ ediyordu, fakat akıncılar gibi muntazam bir teşkilât ve merkezi bir plana bağlanamamıştı. Memlükler’in ayrıca 180.000 Türkmen ve 20.000 Kürd’den oluşan çoğu süvari bir de ihtiyat orduları vardı, Anadolu ve Kuzey Suriye’den toplanan, ihtiyaç hâlinde çağırılan kuvvetlerdi ki, bu ülkeler şimdi Osmanlı işgalinde idi, istifâdeye imkân yoktu (Halilü’z-Zâhiri, Zübde Keşfü’l-Memâlik, P Ravaisse neşri, Paris 1894, s.104).
Sultan Selim, 30 arzına kadar inmişti ki, başka hiç bir Osmanlı pâdişâhı bu derece güneye inmemiştir (Kaanüni ile Dördüncü Murâd ancak Bağdâd’a 33“ye inmişlerdir). Şartlar, Memlükler’in lehine görünüyordu. Kendi ülkelerinde bulunuyorlardı. Yüzlerce yıldanberi üzerinde bulundukları, liyâkatle de yönettikleri toprakları savunacaklardı. Osmanlı’nın topografik, etnografik, sosyal şartları onlar kadar bilmesi mümkin değildi. Şecâtte Memlük süvârisi, Osmanlı sipâhisinden aşağı değildi. Tumanbay da genç, enerjik, kudretli bir askerdi. Memlükler’in Venedik ve Osmanlı’dan edinme 200 kadar topları da vardı. Fakat eski model ve çakılı idi, yâni kale topu olup seyyâr değildi. Osmanlı topları ile mukaayese bile edilemezdi. Yavuz bu seferinde ilk defa içi yivli toplar da kullanmıştır ki bunların nümünelerini bugün Istanbul Askeri Müzesi’nde görmek mümkindir. Avrupa’da ise yivli toplar ilk defa 1868’de Prusya ordusunda görülür. Yeni dökülmüş ve tecrübesi yapılmış, pek kısa arayla ard arda 5 ilâ 10 gülle atabilen topları da Sultân Selim ilk defa Ridâniye’de kullanmıştır. Osmanlı ordusunun düzeninin Memlük ordusunda veyâ o çağ başka bir devletin ordusunda olmadığını da eklemek gerekir. Nihâyet 47 yaşındaki Yavuz Sultân Selim Hân’ın askeri dehâsı, müstesna idi.
Memlükler, Osmanlı’yı Âdiliye tarafından bekliyorlardı. Açık ve müsâid yol burası idi ve buradaki Memlük istihkâmları aşılmadan Kaahire’ye girilemezdi. 200 Memlük topunun ağzı, Âdiliye’de, müstevliye doğru çevrilmişti. Sinan Paşa’nın keşif raporu, Âdiliye tahkimatını ve Memlük toplarının çakılı olduğunu Sultân Selim’e bildirmişti. Bunun üzerine pâdişâh, Âdiliye’ye bir kaç alayı nümayiş taarruzuna geçirttikten sonra, büyük kuvvetlerle güneye inip Mukattam Dağı’nı dolaştı, Memlük mevzilerinin arkasına düştü. Bu taktik manevra ile muhârebeyi ve ayni zamanda harbi kazanmış sayılırdı.
Amcasının Merc-i Dâbık’daki âkıbetiyle karşılaşmak endişesi içinde, Osmanlı sipâhisini müstahkem mevkı’ler önünde yıpratıp mahvetmek hayâliyle plan yapan Sultân Tumanbay, Osmanlı’yı ardında görünce, korktuğu âkıbetin başına geldiğini anladı. Açık sahraya çıkıp Osmanlı’yı karşılamıya mecbur kaldı. Aksi istikamete çevrilmiş Memlük topları, yerlerinden kımıldatılamadığı için, hiç bir iş göremedi.
Tumanbay; Kurtbay ve Alanbay’ın ağır zırhlı süvâri tümenlerini alarak bizzât Osmanlı merkezine yüklendi. Pâdişâhı öldürüp işi kökünden halletmek istiyordu. Zirâ meydan muharebesinde Osmanlı’nın bir kaç saat düşmanı yıprattıktan sonra mahvettiğini incelemişti. Bu vakti Osmanlı’ya kazandırmak istemedi. Ancak Osmanlı topları karşısında kahramanlık para etmedi. Ağır zayiat vererek çekildi. Cânbirdi Gazali ise Osmanlı sağ kanadına yüklendi. Bu kanadın başındaki Vezir-i âzam Sinân Paşa vuruldu ve Gazali, kendisini Gazze (Hân-Yünus) meydan muhârebesinde yenen Sinan Paşa’dan öcünü almış oldu. Ramazânoğlu Mahmüd Bey’le Kırım prenslerinden Mübarek Giray, keza öldüler. Ancak en mühim Memlük ricali de ölüler arasındaydı. Memlükler 25.000 ölü ve bu rakama yakın esir vermişlerdi. Sultân Tumanbay, muharebe meydanını terketti. Çadırı ve hazinesi Osmanlı’nın eline geçti. Akşam olmuştu. Sultan Selim, Ridâniye sahasını (Kaahire’nin kuzey-doğusu) ertesi gün gezdi. Sinâneddin Yüsuf Paşa’nın yerine 2. vezir Yünus Paşa’yı vezir-i âzam yaptı.
