Çaldıran’dan günü gününe 2 yıl geçmişti. Bu defa Osmanlı ve Mısır orduları Merc-i Dâbık’da (Ar. Mercü’d-Dâbık — Dâbık Ovası) karşılaştılar. Haleb şehrine pek yakındı. Orduda 300 top vardı. Memlükler (80.000 asker), Osmanlılar’ın sayıca azlığını (60.000 asker), bu 300 top faktörü dolayısıyle lehlerine kullanamadılar. Memlük sağ kanadında Şâm nâibüssaltanası Şıbay, sol kanadında Haleb nâibüssaltanası Hayrbay bulunuyordu. 66 yaşlarındaki Sultân Kansu, Halife ile merkezde idi. Kansu; Türkçe, Arabca ve Farsça’da şâir, Arabca’da müellif, değerli, tecrübeli bir hükümdar, eski bir askerdi. Yavuz Sultân Selim, 46 yaşında idi. Memlük ordusu, bir kaç bedevi alayı dışında Çerkesler ve Türkmenler’den oluşuyordu ki, şeci ve mağrur muhâriblerdi. Haçlılar’a, müşrik Moğollar’a karşı büyük zaferler kazanmış bir ordunun vârisleri idiler.
Ancak Sultân Selim, 8 saat geçmeden, ikindiye doğru muharebeyi bitirdi. Sultân Kansu ve Şıbay (Sibey), muharebede öldüler. Halife, esir düştü. Memlük hazinesi ve sultânın çadırı, Osmanlılar’ın eline geçti. Hayırbay kaçdı ise de bir müddet sonra o da esir edilmiştir.
4 gün sonra Sultân Selim, Haleb’e girdi (28.8.1516 sabahı). Dünyânın en büyük beldelerinden biri, büyük ticâret merkezi idi. Haleb eyâleti kurularak başına Karaca Paşa getirildi. Halka, eskiden beri Osmanlı tebeası gibiymişler, Orduy-ı Hümâyün, bir Osmanlı şehrine girmiş gibi, muamele yapıldı. Sultân Selim’in islâmi ve İslâm birliği politikasının samimi bir tezahürü idi.
