Âdem aleyhisselâm Hindistan’da uzun yıllar kalıp mağfiret olunması, bağışlanması için tevbe edince, Allahü teâlâ ona; “Benim için yeryüzünde, arşın altındaki Beyt-i Ma’mürun hizasında bir beyt (Kâbe’yi) yap” diye emretti.
Yapacağı yeri de göstermesi için bir melek vazıfelendirdi. Bunun üzerine Âdem aleyhisselâm Hindistan’dan Arabistan’a gitti. Arabistan’a varınca, Arafat’ta Hazret-i Havvâ vâlidemiz ile buluştu. Bu sırada Hazret-i Havvâ da Âdem aleyhisselâmı aramak için Cidde’den Arafat’a gelmişti. Arafat ovasında Müzdelife’de buluştular. Uzun seneler ayrı kalıp, ayrılık ateşiyle yanmışlardı. Hazret-i Havvâ onu tanıyamadı. Cebrâil aleyhisselâm tanıştırdı. Nice seneler ayrı kalmanın üzüntüsü gidip, sevinç ve ferahlığa kavuştular. Beraberce Minâ’ya gittiler.
Melekler, “Yâ Adem! Allahü teâlâdan dileğin nedir?” dediler. “Mağfiret ve rahmet isterim” dedi.
Sonra meleklerin yardımı ile yeryüzünde ilk yapılan binâ olan Kâbe’yi inşâ ettiler. Allahü teâlânın izniyle Hazret-i Havvâ ile birlikte Hindistan’a gittiler. Bundan sonra Âdem aleyhisselâm yaya olarak Hindistan’dan Arabistan’a gidip kırk defâ hac yaptı. Hindistan’da refâh içinde yaşayıp, Allahü teâlânın emrine uyarak ömür sürdüler. Daha sonra da Şam’a yerleştiler.
Âdem aleyhisselâmın kıyâmete kadar gelecek olan çocukları, Arafat meydanında veya başka bir meydanda belinden zerreler hâlinde çıktı. Allahü teâlâ; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” buyurdu. Hepsi, “Evet” dedi. Sonra hepsi zerreler hâlinde Âdem aleyhisselâmın beline girdi. Buna ahd-ü misak denir.

