Bir nidâ gelir ki; (Yâ Nüh!), Nuh aleyhisselâm getirilir. Titredigi hâlde, huzür-i ilâhiye gelir. Ona hitâben: (Yâ Nüh! Cebrâil aleyhisselâm der ki, sen Resüllerdensin). (Evet yâ Rabbi! Doğrudur)
der. Yine buyurur ki, (Kavminle ne iş gördün?). Nüh aleyhisselâm, (Yâ Rabbi! Onları gece ve gündüz imâna da’vet etdim. Benim da’vetim onlara bir fâide vermedi. Benden kaçdılar). O zemân, yine nidâ olunarak, (Yâ Nüh kavmi!) denir. Onlar bir fırka olarak getirilir. Denilir ki, (İşbu kardeşiniz Nüh aleyhisselâm der ki, size benim risâletimi teblig etmiş). Onlar: (Ey bizim Rabbimiz, yalan söylüyor. Bize birşey teblig etmedi) derler. Risâleti inkâr ederler.
Allahü teâlâ, (Yâ Nüh! Senin şâhidin var mıdır) buyurur. Nüh aleyhisselâm, (Yâ Rabbi! Benim şâhidim, Muhammed aleyhisselâm ile ümmetidir) der.
Allahü teâlâ, (Yâ Muhammed!) “aleyhisselâm”. Bu Nüh aleyhisselâm risâleti teblig etdiğine seni şâhid kılar) buyurur. Peygamberimiz “aleyhisselâm”, Nüh aleyhisselâmın risâleti teblig etdiğine şâhid olup, Hüd süresinin yirmi beşinci âyet-i kerimesini okur. Bu âyet-i kerimede meâlen, (Biz Nühu insanlara Peygamber olarak gönderdik. Onları Allahü teâlânın azâbı ile korkutdu. Allahü teâlâdan başka şeylere ibâdet etmeyiniz dedi) buyurulmuşdur. Cenâb-ı Hak, Nüh aleyhisselâmın kavmine: (Sizin üzerinize azâb hak oldu. Zirâ, azâb kâfirler üzerine lâyıkdır) buyurur.
Böylece, hepsi Cehenneme atılır. Ne amelleri tartılır, ne de hesâb olunurlar.
