- ABDULKADİR GEYLANİ SÖZLERİ
- Altın Detay
- Altın Detay
- Altınlar
- AMP
- Ana Sayfa
- Ana sayfa – dtarihi.com
- Anasayfa – mobile
- ATTİLA SÖZLERİ
- Ayarlar
- Beğendiklerim
- Buy Adspace
- Canlı Borsa
- Canlı Tv
- Canlı Tv 2
- Checkout
- Checkout
- Deneme Page
- Döviz Detay
- Döviz Detay
- Dövizler
- dtarihi.com
- dtarihi.com
- Eczane
- Favori İçeriklerim
- Gazeteler
- Genel Ayarlar
- Get In Touch
- Get In Touch
- Giriş
- Günlük Burç Yorumları
- HACI BEKTAŞ-İ VELİ SÖZLERİ
- Hakkımızda
- Hava Durumu
- Hava Durumu
- Hava Durumu 2
- Header4
- Hesabım
- Hisse Detay
- Hisse Detay
- Hisseler
- Home
- Homepage
- Homepage
- HZ MUHAMMED (S.A.V.) SÖZLERİ
- İletişim
- Kayıt Ol
- Kripto Paralar
- Kriptopara Detay
- Kriptopara Detay
- Künye
- Login/Register
- Login/Register
- MEVLANA SÖZLERİ
- My account
- My account
- Namaz Vakitleri
- Namaz Vakitleri
- nnbil
- Nöbetçi Eczaneler
- Nöbetçi Eczaneler
- Our Authors
- Our Authors
- Parite Detay
- Parite Detay
- Pariteler
- Profili Düzenle
- Puan Durumları
- Puan Durumu
- SADİ ŞİRAZİ SÖZLERİ
- Sample Page
- Şifremi Unuttum
- Şifremi Unuttum
- Şifremi Yenile
- Sinema
- Sinema Detay
- Son Dakika
- Takip Ettiklerim
- Takipçilerim
- Typography Elements
- Typography Elements
- Üye Giriş
- Üye Kayıt
- Üye Onay
- Yayın Akışları
- Yayın Akışları 2
- Yayınlar
- Yazarlar
- Yazarlar
- Yazdığım Haberler
- Yazı Düzenle
- Yazı Gönder
- Yazılarım
- Yol Durumu
- Yol Durumu 2
- Yorumlarım
- Yorumlarım
Subscribe to Updates
Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.
What's Hot
Yazar: admin
Hz İsa bir gün İblis ile karşılaştı, İblis’in bir elinde bal, diğer elinde kül vardı. Hz İsa: ”Bu bal ve külle ne yapıyorsun ey Allah düşmanı?” diye sordu. İblis:
Hikaye edildiğine göre Hz İsa bir gün İblis ile karşılaştı, İblis’in bir elinde bal, diğer elinde kül vardı. Hz İsa: ”Bu bal ve külle ne yapıyorsun ey Allah düşmanı?” diye sordu. İblis: ”Balı gıybet yapanların ağzına sürüyorum ki daha rahat gıybet yapsınlar. Külü de yetimlerin yüzüne serpiyorum ki insanlar buğzetsinler” diye cevap verdi. Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: ”Yetime vurulduğunda ağlayışından dolayı Rahman’ın arşı titrer ve Allah Azze ve Celle şöyle der: Ey Meleklerim, babasını toprakta gizlediğim şu çocuğu kim ağlatıyor!” (İbn Adiyy, 722/2) İmam Gazali – Kalplerin Keşfi
İsrailoğulları büyük bir kıtlık içindeyken abid kullardan biri bir kum yığınına rastlar. İçinden: ”Bu kum yığını un olsaydı İsrailoğullarının karnını doyururdum” diye geçirir. Bunun üzerine Allah İsrailoğullarının nebisine o abide şöyle söylemesini vahyeder:
İsrailoğulları büyük bir kıtlık içindeyken abid kullardan biri bir kum yığınına rastlar. İçinden: ”Bu kum yığını un olsaydı İsrailoğullarının karnını doyururdum” diye geçirir. Bunun üzerine Allah İsrailoğullarının nebisine o abide şöyle söylemesini vahyeder: ”O kum yığını un olsaydı insanların karnını doyurduğunda hasıl olan sevabı Allah şu an amel defterine yazdı” işte bu yüzden Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: ”Müminin niyeti amelinden öncedir.” (Taberani 6/228) İmam Gazali – Kalplerin Keşfi
Rivayet edildiğine göre bir nebi ufak bir günah işlemişti. Bunun üzerine Allah Teala ona şöyle vahyetti: ”İzzetime yemin olsun, bu günaha tekrar dönersen seni azaba çekerim” Nebi şöyle der: ”Ya Rabbi, sen Rab’sin, ben ise kul. İzzetine yeminle, sen beni korumazsan ben o günahı tekrar işleyebilirim” bu niyaz üzerine Allah onu koruyarak, günah işlemesine engel oldu. İmam Gazali – Kalplerin Keşfi
Burada başka bir konuyu da açıklamak gerekir. O da Çinlilerin özellikle onu ”Bilge” olarak tanımlaması ve bunun için takdir etmesidir. Tonyukuk’u stratejist, Kül Tegin’i olağanüstü savaşçı olarak tasvir ederken, Bilge Kağan’ı gerçekten bilge, barış yanlısı, dostluğa değer veren biri olarak anlatmışlardır. Ahmet Taşağıl
Bilge Kağan Göktürk Devleti’nin kuruluşunu, zayıflamasını, yıkılışını ve yeniden bağımsızlığını kazanışını taşlara neden yazdırdı?
Bilge Kağan için, Bilge Kağan’ın kitabınızın sunuşunda, ”Bengü taşlara Gök Türk Devleti’nin kuruluşunu, zayıflamasını, yıkılışını ve yeniden bağımsızlığını kazanışını kazıtarak yazdırdı. Sonra gelecekte aynı zorluklara düşmemek için neler yapılması gerektiğini anlattı. Bütün bunları milletine, ama özellikle gelecek nesiller ders alsın diye vasiyet niteliğinde taşlara kazıttırmak suretiyle yazdırdı.” ifadelerini kullanıyorsunuz. Yazılı geleneği zayıf olan bir millet için Bilge Kağan’ın böyle bir öngörüde bulunması bilgeliğinin bir dalaleti olarak görülebilir mi? Tespiniz doğru, görülebilir. Uçsuz bucaksız bozkırlarda, ancak taşlara kazıtarak taşıdığı fikirleri gelecek nesillere aktarabilirdi. Bilge Kağan bunu yaptı. Aslında bozkırlarda kültür, fikir ve her türlü düşünce akımı nesilden nesle sözlü aktarılırdı. Fakat…
Kanuni Sultan Süleymanın kafasına takılan ve onu yoran bir soru vardı. Bir devlet ne zaman çöker ve sonunda ne olur? Bunun cevabını almak için dönemin ünlü Türk alimi Yahya Efendi’ye Sadrazamı gönderdi. Sadrazam gitti, sordu ve döndü. Kanuni; “ne dedi?” Diye sorduğunda cevabı söylüyor; “Neme lazım dendiği zaman.” Kanuni, “Başka bir şey söylemedi mi?” “Hayır efendim. Bir tek cümle söyledi.” Bunu uzun bir süre düşünen Kanuni, sonunda ünlü alime mektup yazıyor, bunun açıklanmasını istiyor. “Çeşitli yorumlar yapıyorum, ama doğrusu nedir, onu ancak siz söylersiniz” diyor. Ve ünlü alim Yahya Efendi de bir mektup yazıp Kanuni’ye gönderiyor. (Bu mektup şuanda Topkapı…
Buyruk Çor, Bilge Kağan’ın bir bakanıdır. Mutlaka Çinlilerden rüşvet alarak bu cinayeti işlemiştir. Siyaset ve bunun cinayete dönüşmesi dünyanın her yerinde görülen bir durumdur. Bilge hemen ölmemiş, kendisini zehirleyeni ailesi ile birlikte yok etmiştir. Bu olayı gerçekleştirenin bakanlık düzeyinde biri olması ilginç bir durumdur. Ahmet Taşağıl
Tam manasıyla takva sahibi olabilmek için kişide şu on özellik bulunmalıdır: 1- Dilini gıybetten korumak. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: ”Birbirinizi gıybet yapmayın” (Hucurat 12) 2- Başkası hakkında kötü düşünmekten kaçınmak. Allah şöyle buyurmuştur: ”Zandan çok sakının; çünkü kimi zanlar günahtır” (Hucurat 12) 3- Başkalarıyla dalga geçmekten uzak durmak. ”Sizden hiçbir erkek başka bir erkeği küçümseyip alaya almasın” (Hucurat 11) 4- Harama bakmamak. Allah şöyle buyurmuştur: ”Mü’min erkeklere söyle, gözlerini bakılması yasak olan şeylerden çevirsinler.” (Nur 30) 5- Doğru sözlü olmak. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: ”Herhangi bir konuda söz söylediğiniz zaman hep doğruyu söyleyin.” (Enam 152) 6- Kendini beğenmemek için Allah’ın…
Hz Musa denizi aşınca adamları ona: -‘Bizler Firavun’un boğulmamış olmasından korkuyoruz ve onun helak olduğundan tam emin değiliz!’ dediler. Bunun üzerine Hz Musa, Rabbine dua etti. Rabbi de onun için…
Nihayet Hz Musa’ya kavmiyle yani İsrailoğulları’yla birlikte Mısır’dan çıkması emredildi. Hz Musa da, kavmini alıp geceleyin yola çıktı. Firavun sabahlayınca ve onların gittiklerini görünce, ordular toplamaları için bütün şehirlere elçiler gönderdi. Çok kalabalık ve büyük ordularla Hz Musa’nın peşine düştü. Yüce Allah, denize: -‘Kulum Musa asasıyla sana vurduğu zaman yarılıp on iki yol aç ki, Musa ve onunla beraber olanlar geçsinler. Sonra geride kalan Firavun ve taraftarlarının üzerine birleş!’ diye vahyetti. Hz Musa asasıyla denize vurması gerektiğini unutmuştu. Denizin yanına vardığında denizden korkunç sesler geliyordu. Çünkü deniz, kendisi gafil olduğu bir sırada Hz Musa’nın asasıyla kendisine vurmasından ve böylece Allah’a…
Münafık Samiri Cebrail (as)’ın bastığı topraktan bir avuç almıştı. Bununla bir Böğüren Buzağı heykeli yaptı. Hz Musa bunu duyunca öfkeyle şunları yaptı:
Samiri, İsrailoğullarına komşu olan ve ineğe tapan bir kavimdendi. İsrailoğulları’ndan değildi. Hz Musa ile İsrailoğulları Mısır’dan yola çıktıklarında o da onlarla birlikte yola çıkmıştı. Samiri için Cebrail’in izini görmesi takdir olunmuştu. O da Cebrail’in izinden bir avuç toprak almıştı. Bu sırada Hz Harun’un yanından geçtiğinde Hz Harun ona: -‘Ey Samiri! Elinde olan şeyi atmaz mısın?’ dedi. Fakat Samiri, bu toprağı elinde tutmuş ve bu yolculuk boyunca toprağı görmemişti. Samiri: -‘Bu toprak parçası, sizi denizden geçiren elçinin yani Cebrail’in (atının bastığı toprağın) izinden aldığım bir avuç topraktır. Ben bunu hiçbir sebepten dolayı asla atmam. Ben bunu attığım zaman benim istediğim şeyin…
Hz Musa, güçlenip erkeklik çağına varınca artık Firavun’un adamlarından hiçbiri İsrailoğulları’ndan herhangi birine haksızlık edemiyor ve angarya işlerde çalıştıramıyordu. İsrailoğulları bağımsız hale gelmişlerdi. Hz Musa bir ara şehrin varoşlarında dolaşıyordu. İki kişinin kavgaya tutuşmuş olduklarını gördü. Kavgacılardan biri, Firavun’un adamlarından diğeri de İsrailoğulları’ndan idi. İsrailoğulları’ndan olan adam Firavun’un adamına karşı Hz Musa’dan yardım istedi. Bu durumu gören Hz Musa’nın öfkesi başına sıçradı. Çünkü kendisinin İsrailoğulları’na olan yakınlığını ve onları korumakta olduğunu bildiği halde yine de Firavun’un adamı, Hz Musa’nın gözü önünde İsrailoğulları’nan olan adama saldırıyordu. Hz Musa’nın annesinden başka hiçbir kimse, Hz Musa ile İsrailoğulları arasındaki bağın, süt bağından ileri…
”Erkek çocuğa gelince; onun ana-babası inanmış kimselerdi.” (el-Kehf 18/80). Çocuk ise kafir idi. ”Bu çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk.” (el Kehf 18/80). Yani biz, o mü’min anne ve babanın, çocuk sevgisinin onları, o çocuğun dini üzere ona uymalarından endişe ettik. ”İstedik ki Rableri onun yerine kendilerine temizlikçe daha hayırlı ve daha merhametli birini versin.” (el-Kehf 18/81). Hızır, bunu, Hz Musa’nın: ”Sen kısas olmadan suçsuz bir cana nasıl kıyarsın?” (el-Kehf 18/74) sözüne uygun olarak söyledi. ”Daha hayırlı ve daha merhametli birini versin.” (el Kehf 18/81) Yani anne baba, Allah’ın ihsan edeceği çocukla, Hızır’ın öldürdüğü önceki çocuktan daha fazla merhamete…
Firavun’un katına çıktıklarında Hz Asiye çocukken Hz. Musa’yı onun kucağına koydu. Kucağına oturmaktayken Musa, Firavun’un sakalını tuttu. Öfkelenen Firavun onu öldürecekti ki Hz Asiye ona şöyle söyledi:
Hz Musa gelişip büyüyünce Firavun’un hanımı, Hz Musa’nın annesine bir gün tayin edip: -‘Oğlumu bana getir de (onu) göreyim!’ dedi. Hz Musa’nın özel hizmetkarlarına, dadılarına ve hazinedarlarına: -‘Bugün hepiniz oğlumu hediyelerle karşılayacaksınız. Ben de onu huzur içinde görmeliyim. Her biriniz, ona neler sunduğunu ve nasıl davrandığını bana teker teker anlatsın!’ şeklinde talimat verdi. Hz Musa, annesinin evinden çıkıp Firavun’un hanımının yanına varıncaya kadar, saygı hediye ve ikramlarla karşılandı. Saraya girerken de Firavun’un hanımı tarafından hediye ve ikramlarla karşılandı. Sevgi gösterilerine mazhar oldu. Kendisine iyi bakmış olduğu için annesine fazlaca bahşiş verdi. Sonra Firavun’un hanımı: -‘Musa’yı Firavun’a götüreyim, o da Musa’ya…
HZ HIZIR’A ALLAH TEALA tarafından büyük bir hazine yeri bildirilir. HZ HIZIR hemen şunları yapar:
”Duvara gelince; o, kentte iki yetim oğlana aitti” (elKehf 18/82) Süheyli ded ki: ”Bu iki yetim, Kaşih’in oğulları olan Esram ve Sureym idiler.” ”Altında onlar için saklanmış bir define vardı…” (el Kehf 18/82) Denildiğine göre bu hazine, altından bir hazine idi. Bu görüşü, İkrime söylemiştir. Yine denildiğine göre bu hazine, bir ilim idi. Bu görüşü de, Abdullah İbn Abbas söylemiştir. Daha doğru olan ise bu, altından bir levha olup içinde ilim yazılı idi. Bezzar dedi ki: Ebu Zer’den merfu olarak şu hadisi rivayet etmiştir: ”Yüce Allah’ın, kitabında (el-Kehf, 18/82) bahsettiği hazine, içi dolu bir altın levha idi. Onda şu yazılı…
Firavun ve etrafında bulunan kimseler, (bir gün) Yüce Allah’ın, Hz İbrahim’e; zürriyetinden peygamberler ve hükümdarlar çıkaracağına dair vaadi hakkında konuştular. Onlardan biri…
Said ibn Cübeyr dedi ki -”Ben, Abdullah İbn Abbas’a; Yüce Allah’ın Hz Musa’ya buyurduğu ”Seni kederden kurtardık ve türlü sıkıntılarla seni imtihan ettik!” (Taha 20/40) sözünü sordum. (Yani) ben ona bu ”imtihanlar”ın ne olduğunu sordum. Abdullah İbn Abbas da: -”Ey İbn Cübeyr! Yarın sabah gel! Çünkü bunun uzun bir hadisi var!” dedi. Sabah olunca ben de, onun bana vaat ettiği ”fütün hadisi”ni ondan almak için Abdullah İbn Abbas’a gittim. Abdullah İbn Abbas: -‘Firavun ve etrafında bulunan kimseler, (bir gün) Yüce Allah’ın, Hz İbrahim’e; zürriyetinden peygamberler ve hükümdarlar çıkaracağına dair vaadi hakkında konuştular. Onlardan biri: -‘Doğrusu İsrailoğulları da bunu beklemekte ve…
Hz İsa bin Meryem bebek iken konuştuğunu söyledikten sonra Yüce Allah onun lisanını açtığında ilk (önce); Allah’ı öyle bir övdü ki kulaklar bu övgünün bir benzerini (daha önce hiç) duymamış; güneşi, ayı, dağları, nehirleri ve pınarları bırakmamış, övgüsünde (bunların hepsinden) bahsetmişti. Şöyle demişti: ”Allah’ım! Sen, yüce olduğun halde (kullarına) çok yakınsın. Yakın olmana rağmen çok yücesin. Yarattığın her şeyin üstündesin. Havada gökleri yedi kat halinde (”ol”) buyruğunla yaratan sensin. O yedi kat gök, bir duman halindeyken senin emrinde ötürü düzgün biçimli gök tabakaları haline dönüştüler. O yedi kat gök tabakasında emrine uyan melekler bulunuyor, onlar seni kutsamak için tespihte bulunuyorlar.…
Bağdat Seferi’ne bakalım. 15 yıl boyunca Safevi idaresinde kalan Bağdat, 4. Murad’ın bu seferi sonucunda yeniden Osmanlı idaresine geçiyor. Orada İmam-ı Azam’ın türbesindeki hadise beni çok etkiledi. Evet, ‘Bağdat fethedilmedikçe ziyarete yüzümüz yoktur’ diyerek Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam’ın türbesini ziyaret etmemişti. Surların dışında olmasına rağmen bu ziyareti erteliyor. Ancak Bağdat alındıktan sonra bu ziyareti gerçekleştiriyor. Bağdat’ın alınışının sadece itikadi değil, siyasi sonuçları da vardır. 4. Murad’ın ne kadar büyük bir ordu kumandanı olduğunun nişanesidir Bağdat’ın geri alınışı. Yaklaşık 15 yıldır İran işgalindeydi. Daha önce defalarca Osmanlı serdarları tarafından kuşatılmış, fakat alınamamıştı. Yine İlber Hoca’nın yerinde tespitiyle, Sultan Murad, burada…
Hz Musa zamanında bir adam tevbesinde durmaz, ne zaman tevbe etse çok geçmeden onu bozarmış. Yirmi yıl bu şekilde devam eder. Derken Allah Teala Hz Musa’ya vahyederek şöyle dedi:
Hikaye edildiğine göre Hz Musa zamanında bir adam tevbesinde durmaz, ne zaman tevbe etse çok geçmeden onu bozarmış. Yirmi yıl bu şekilde devam eder. Derken Allah Teala Hz Musa’ya vahyederek ”Falanca kuluma söyle, ona çok kızgınım!” der. Hz Musa mesajı ulaştırınca adam üzülür ve hemen bir çöle giderek Allah Teala’ya şöyle niyaz eder: ”Ey Allah’ım, rahmetin mi bitti yoksa günahlarım sana zarar mı verdi? Af hazinelerin mi tükendi yoksa kuluna karşı cimri mi oldun? Hangi günah senin affından daha büyük ki? Kerem senin kadim bir sıfatın iken günahkarlığım sonradan ortaya çıkmış bir sıfattır; benim sıfatım senin sıfatına üstün gelebir mi?…
İbn Abbas şöyle der: ”Kıyamet günü nice tevbe edenler gelir, bu kişilerin tevbe ettiği sanılır fakat gerçekte onlar tevbe etmemişlerdir.” Çünkü bu kişiler şu 5 şeyi yapmadılar…
Nasuh tevbe ise; kulun hem içten/kalpten hem de dıştan/görünüşten bir daha dönmemek üzere tevbe etmesidir. Sadece görünüşte tevbe eden kimse üzerine ipek örtü serilmiş çöplüğe benzer; insanlar ona hayretle bakarlar. Üzerindeki örtü kalktığında gerçeği görüp yüz çevirirler. Mahlukat da böyledir; zahiren itaat ehli görünen kişilere hayretle bakarlar. Gizlenenler ortaya döküldüğü (Tarık Suresi 86/9) Kıyamet günü perdeler ortadan kalkıp da Melekler o itaat ehlinden yüz çevirdiklerinde insanlar da yüz çevirir. Bu sebeple Efendimiz şu hikmetli sözlerini söylemişlerdir: ”Allah sizin dış görünüşlerinize değil, kalplerinize bakar!” İbn Abbas şöyle der: ”Kıyamet günü nice tevbe edenler gelir, bu kişilerin tevbe ettiği sanılır fakat gerçekte…
Sultan 2. Mustafa padişahlığının üçüncü günü veziriazama bir hatt-ı hümayün göndererek zevk-ü sefaya düşen padişahların halkının rahat yüzü görmediğini kaydedip, ceddi Kanuni Sultan Süleyman gibi ordunun başında sefere çıkmak arzusunda olduğunu açıkladıktan sonra,
Sultan 2. Mustafa padişahlığının üçüncü günü veziriazama bir hatt-ı hümayün göndererek zevk-ü sefaya düşen padişahların halkının rahat yüzü görmediğini kaydedip, ceddi Kanuni Sultan Süleyman gibi ordunun başında sefere çıkmak arzusunda olduğunu açıkladıktan sonra, sefere çıkmasının mı, Edirne’de kalmasının mı münasip olacağını devlet erkanı ile görüşerek kendisine bildirilmesini emrediyordu. Padişahın bu fermanı üzerine veziriazam devlet erkanını toplayıp üç günlük bir müzakereden sonra, hükümdarın çıkmasının çok masrafa mal olacağı neticesine vararak, kendisinin Edirne’de kalmasının daha uygun düşeceğini arz ettiyse de Sultan Mustafa: ”Bana hazine lazım değil, gerekirse kuru ekmek yerim, vücudumu din uğruna harcarım; her ne türlü meşekkat olursa tahammül ederim. Allah’ın…
Hasan Sabbah neden ortaya çıktı? Bu ortaya çıkışta dönemin koşullarının etkisi neydi? Ve sonrasında Sabbah etkisinin asırlar boyu devam edişindeki nedenler nelerdir? En temel sebebini söyledim zaten. İslam dünyasının siyasi egemenliğinin yeniden Sünni dünyanın eline geçmesi başlıca etken bana göre. Ama Hasan Sabbah’ın bu kadar kısa süre içerisinde güçlenmesinde, kısa sürede geniş bir taraftar kitlesine ulaşmasında sadece siyasi değil toplumsal etkenler de söz konusu. Hasan Sabbah oldukça zeki birisi, şartları kendi lehine çevirmeyi çok iyi başarıyor. Özetlersek, Sünni hilafetin merkezi Bağdat’ı ele geçirip 110 yıl gibi uzun bir süre idare eden Şii Büveyhoğulları Devleti’ne, Selçuklular tarafından sonra verilmesi, ardından da…
Peki, Haşhaşiler neden Selçuklular ile bir mücadeleye girişiyorlar? Bu çok açık değil mi? Sünni dünyanın hem siyasi hem de ideolojik olarak güç kazanması, üstelik bunu Şia’nın gitgide hakim olmaya başladığı bir coğrafyada gerçekleştirmesi Şia’nın da buna karşı bir atağıyla sonuçlanacaktı elbette. Sonuçta, Şiiler masum imamdan başka hiç kimsenin iktidarda söz sahibi olamayacağını düşünüyorlar. Bu noktada muhataplarının Emevi, Abbasi, Selçuklu olması neticeyi değiştirmiyor. Bir dava var ortada. Üstelik meseleye Fatimiler açısından bakacak olursak, her geçen gün sınırlarına bir adım daha yaklaşan ve kendilerini hedef seçtiği çok açık olan çok kuvvetli bir devlet var. Onların da bir karşı harekete girişmeleri lazım. İşte…
Çin Elçisi Bilge Kağan’a diyor ki, ‘Sen boşuna akın yapıyorsun. Boşuna zenginlik elde ediyorsun. Çünkü;
Mesela sosyal devlet anlayışıyla ilgili bir belgeden söz edeyim. 623 yılında olması lazım. Çin Elçisi Kağan’a diyor ki, ‘Sen boşuna akın yapıyorsun. Boşuna zenginlik elde ediyorsun. Çünkü sen elde ettiğin bütün zenginliği halkına dağıtıyorsun.’ Yani bakın bir sosyal devlet tarifidir. Çin elçisi şaşırıyor. ‘Kendin için biriktirmiyorsan, boşuna değil mi bu?’ demeye getiriyor. Ama Kağanın zengin olma gibi bir derdi yok. Bu önemli bir özelliktir. O dönem de Çin dahil her yerde hükümdarlar küplerini doldururlar. Ama Türk hükümdarları halkıyla paylaşıyor. Ahmet Taşağıl
Türkmen, Müslüman olan Türk’e mi deniliyor? Doğru. Müslüman olan Türklere, Türkmen denmeye başlandı. Oğuzlarla ilgili… Özellikle 880’li yıllardan sonra, 900’lere doğru bugünkü Özbekistan’ın doğusundaki Fergana bölgesinde, Türkler Müslüman olmaya başlayınca ilk defa Türkmen adı kullanılmaya başlandı. Bu çok ilginçtir. Tarihi süreç içinde Batı Göktürk yani Batı Göktürk Kağanlığı ile Oğuzlar, Türgişler ve Selçuklu dengesini kurabildiğimiz zaman, tarihsel açıdan çok iyi bir temele oturuyor bu. Baktığımız zaman Selçuklular konusu, Oğuzların bir sonucudur. Sir Derya havzasında Oğuzlara ait binlerce kurgan var. Hatta Güney Kazakistan’da ve Kırgızıstan’daki Çu Bölgesinde de Oğuzlara ait çok sayıda kurgan var. Analitik yaklaşımlarla bu çözümleme yapılabilir. Ama Türk…