Yazar: admin

Şehzade Mustafa hadisesi tabii ona bel bağlayanları çok derinden sarstı. Pek çok kimse bizzat Sultan Süleyman’ı değil de Hürrem Sultan, Rüstem Paşa ikilisini suçlamayı, sert sözlerle onları yermeyi, bunu şiir diliyle de ifade etmeyi tercih etti. Şehzade Mustafa, Amasya sancağında bulunduğu için iyi bir idareci olarak da tanınmıştı, merkezde karşı muhalif ekip de oyununu Mustafa üzerine kurmuştu. Bu ani idam hadisesi sebebiyle ona bağlanan ümitler kırılmış oldu. Oluşan inkisar hisleri daha o dönemde açık olarak dile getirildi. Sultan Süleyman’ın bu ağır eleştirilere sessiz kalmış olması da son derece manidardır. Dedikoduları dengelemek için Mustafa’yı Nahçıvan seferine giderken çağırıp yanına girdiği sırada…

Read More

Timur, Ankara Savaşı’ndan önce düzenlediği bu sefer ile birlikte Delhi’ye gitmiş ve özellikle Kuzey Hindistan’ın tamamını kontrol altına almıştır. Bu seferi bir güç gösterisi olarak da nitelendirmek mümkündür. Hindistan kolay bir coğrafya değil çünkü… Gerek bölgenin coğrafi konumu gerekse burada yaşayan bin bir türlü topluluk düşünüldüğünde demek istediğimiz şey anlaşılabilir. Böyle coğrafyalarda birçok strateji ve planın birlikte yürütülmesi gerekir ki biz Timur’un bunu büyük bir başarıyla yaptığını ve seferi başarıyla tamamladığını biliyoruz. 1398 sonunda nihayete erdiğini bildiğimiz Hindistan seferinde Hindular ve Budistler başta olmak üzere gayrimüslim topluluklar tamamıyla etkisiz hale getirilmiş, yaşam alanları tahrip edilmiş, hatta mabetleri de yerle bir…

Read More

Orhan Gazi bir gün gönül huzuru içinde otururken, ”Denizi geçmek ve o ülkelerin kafirlerini de imana davet etmek gerekir.” diye içine bir düşünce düştü. Bu düşünce içindeyken büyük oğlu Süleyman Paşa babasının eşiğini öperek geldi, izin isteyip içeri girdi. Babası gönlünde her ne varsa tekrarladı, Süleyman Paşa yeri öperek: ”Şayet padişah kuluna emredip bu savaşın mertebesine beni layık görürse ilan ediniz, Allah’ın izni ve yardımıyla, ve babamın hükümdarlık himmetiyle o önemli işte ülkeler fethetmenin gereği olduğu üzere kolayca gerçekleşecektir.” demiştir. Şükrüllah Efendi, Behcetüt’t Teravih

Read More

Şunu söylemem lazım, Yavuz Sultan Selim iktidara geldiği gün, 1512’de İspanya Kralı ve Alman İmparatoru 4. Karl henüz yoktu. Hiçbir Avrupa ve Asya hükümdarı Yavuz kadar tecrübeli değildir. Çok uzun bir sancak beyliği vardır, tam 24 yıl, Osmanlı’da bile görülmemiş uzun bir dönem. Kırım Hanlığı’nın, ona mücavir Kafkasların hanlığını yapmıştır. Büyük bir araziyi kontrol etti. Kırım Hanı aslında ateşli silahları olmayan bir hükümdardı. Kefe Beyi Kırım’ın en sağlam yerine bakar. Bu uzun dönem Yavuz’a strateji kurmada, politikada tecrübe kazanmasını sağladı. Kuru kuru şedid bir yönetici değil, büyük bir boşluğu doldurdu. Yavuz’un son seferinin nereye olduğu hala meçhul, bir müddet daha…

Read More

Sahipkıran teriminin bir unvan, lakap veya sıfat olarak tarih boyunca birçok hükümdar tarafından ya da birçok hükümdar için kullanıldığı bilinmekle birlikte, tabir yerindeyse bu kullanımın üzerine en fazla yapıştığı (ve tabii yakıştığı) kişi Emir Timur’dur. Sahipkıran denildiğinde akla gelen ilk hükümdar odur. Arapça ”Sahip” ve ”Kıran” kelimelerinden oluşsa da Farsçada Sahipkıran tamlamasına dönüşen bu kelime, en basitinden ”Kıran Sahibi” olarak tercüme edilebilir. Kıran denilen şey ise, bildiğiniz gibi Müşteri (Jupiter) ile Zühre’nin (Venüs) aynı burçta bir araya geldiği zaman dilimini tarif etmek için kullanılır. Efsanevi bir zaman dilimi olan kıran dönemleri, önemli hadiselerin yaşandığı zamanlardır. Bu dönemlerde gelecekte dünyaya yön…

Read More

Hanedanın kanını dava etme bahanesiyle ayaklanmalar çıktı. Anadolu’daki kalelerde bulunan yeniçeriler öldürülmeye başlandı. Bunların en önde geleni olan Erzurum Beylerbeyi Abaza Mehmed Paşa, bir türlü ele geçirilemiyordu. En sonunda sertliği ile meşhur Hüsrev Paşa tarafından Erzurum alındı ve Abaza Paşa yakalandı. Huzuruna çıktığında padişaha, merhum 2. Osman’ın kanını dava ettiğini söyledi. Sultan Murad da onu affetti ve hatta bazı yerlere beylerbeyi yaptı. Abaza Paşa karizmatik adam… Giyimi kuşamı, ata binişi, kılıç kuşanışıyla etkili bir şahsiyet… Cirit oyununda da mahir biri. Keza Murad da öyle. Yani 4. Murad’ın mert adamları affetme, onlara şans verme huyu var. Abaza’yı affediyor, ama sonrasında ileride…

Read More

Olayları bizzat görgü şahidi olanlardan Bostanzade Yahya ile kıdemli bir yeniçeri olan Tugi Hüseyin yazmıştır: 2. Osman’ın zindana götürülmesi esnasında kapı ağalarından birisi, çocuk şehzade olan 4. Murad’a saldırıyor ve kafasına topuz fırlatıyor. Şehzade Murad, çevikliği sayesinde kurtuluyor. Hadisenin arkasında Kara Davud Paşa var. Bostanzade’ye bakarsak, Şehzade Murad’ı öldürterek kendi hanedanlığını kurmak istiyor… Ondan sonra şehzadeler daha sıkı koruma altına alınıyor. Bütün bu yaşananların çocuk şehzadenin ruhunda nasıl izler bıraktığını düşünmek lazım. Ama 4. Murad bir dönemin sonu gibidir. İlk 10 padişahtan sonra, aradaki boşluğa rağmen, klasik ve karizmatik padişah tipinin 11. temsilcisi 4. Murad’dır denilebilir. Daha sonra bu klasta…

Read More

Hazerfen Ahmet Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi’yi de sormak istiyorum. Evliya Çelebi dışında bu kişilerden bahseden çağdaş bir başka müellif yok. Hazerfen Ahmet Çelebi, uçuş denemeleri yapıyor. Galata Kulesi’nden kanatlarla havalanıp Boğaz’ı aşarak Üsküdar’da Doğancılar Meydanına iniyor. Lagari Hasan Çelebi ise bir şenlikte, beline bağladığı fişekleri ateşleyerek yükseliyor ve Sarayburnu açıklarında sağ salim denize iniyor. 4. Murad her ikisini de takdir ve taltif ediyor ama Lagari’yi Kırım’a; Hazerfen’i de Cezayir taraflarına sürüyor. Muhtemelen hem takdir ediyor hem de sakınıyor; temkinli davranıyor. Lakin belirttiğimiz gibi Evliya’nın, Seyahatnamesi dışında konuyla ilgili bir kaynağımız yok. Evliya Çelebi için palavracı derler. Bence değildir. Çok…

Read More

Döneminin en bilgin hükümdarı Fatih Sultan Mehmed 3 Mayıs 1481’de Gebze sahrasında öldü. Öldüğü zaman hekimlerin ilk yaptıkları, görkemli fatihin nefes alması için kaftanını kesip çıkarmak oldu. (Yakası yırtık kaftan Topkapı Sarayı Müzesi’nde saklanmaktadır). Hekimi olan, Venedik asıllı Maestro Jacobo, Fatih’i zehirlemekle suçlanıyor, ama bu konuda kesin bir bilgimiz yok. Söyelenene göre, yapılan bir incelemede, Fatih’in kemikleri üzerinde zehir bulunmuş. Bu bir tarafa, kanaatimce burada zehirlenmekten daha feci bir olay söz konusudur. Fatih’in deniz ürünlerine çok düşkün olduğu söylenir. Sultan’ın ağır gut hastalığı vardı, ”nikris” de denir. Tedavisi yoktu; ”kocakarı tıbbı” ile, her hekimin kendine göre uydurduğu, palyatif, yani geçici…

Read More

Galiba kastedilen; İtalya değil, Tuna boyu. Önce Budin’i aldık. Yavuz Sultan Selim seferde öldü ve nereye gideceği belli değildi. Bayezid’in Cem Sultan Vakası’ndan dolayı Batı’ya karşı kıpırdayacak hali yoktu. İtalya seferleri maalesef Fatih Sultan Mehmed’in girişimleriyle sınırlı kaldı. Gedik Ahmet Paşa’nın Otranto’ya girişiyle başlamış ve bitmiştir.. Bir sene sonra Fatih Sultan Mehmed Gebze sahasında öldü. Fakat Gebze aldatmacadır. Muhtemelen oradan gemilerle İtalya’ya sefer yapılacaktı. Kanuni, nedense İtalya’yı birinci plana almadı. Venedik’e sefer çok zor, onun için bütün İtalya’yı yutmak gerekiyor. Çünkü Venedik’in lagünler arasında çakılı kazıklara dayanan bir savunma sistemi var. Yabancı bir filonun oraya girmesi çok zordur ve Venedik…

Read More

Şir’i pençe denen zehirli çıbandan muzdaripti. Tıb tarihinde muhtelif; vebaya dahi bağlanan açıklamalar var. Sinirli karakteri icabı çıbana kendi müdahale etti ve ölümü çabuklaştı. Elli yaşında ölmese, muhtemelen Balkanlar’ın ötesine ve İtalya’ya ayak atacaktı. Devrinde Osmanlı hazinesi ve varidatı fevkalade yükseldi. Harcamalarda ise o derecede tutumlu tavrı vardı. İstanbul dahil imparatorluk sathındaki Yavuz Selim devri camileri fevkalade mütevazıdır. Askeri harcamalar ise tam üst düzeydeydi. Klasik çağın büyük mimarları ve becerikli memur kadroları, hepsi onun devrinde serpilmiştir. Türklerin Altın Çağı – İlber Ortaylı

Read More

Anadolu’da her zaman gayri memnun kitleler vardı. Türkmen-Aleviler vergilerden ve angaryadan rahatsızdı. Tabii sebepler değişikti, herkes vergilerden şikayetçiydi ama Türkmen-Aleviler Safevilerin Şah İsmail adına yaptıkları tebliğ ve propagandayı candan benimsedi ve İran’a aileler, köyler göçtü. Şah İsmail’in gönderdiği misyon, geniş kitleleri yaşadığı zorluklardan istifade ederek tebliğ görevi yapıyordu. Bugün İran’da ”Şahsevenler” olarak bilinen geniş Türkmen kabileleri bu kitlenin sadece bir örneğidir. Türklerin Altın Çağı – İlber Ortaylı

Read More

Sultan 2. Murad’ın 2. Kosova Savaşı’ndaki başarısından sonra Osmanlı Devleti artık yıkılmaz bir imparatorluktur. Bu imparatorluk, Haçlıların saldırısını püskürtmüştür. Haçlıların başında Hunyadi Yanoş vardır ki, bu Macar tarihinin gördüğü en iyi komutandır. Macar ordusu, diğer Avrupa ordularına benzemez; bizim yeniçerilere benzer, iyi savaşan askerlerden oluşur. Hele oğlu Kral Matthias Corvinus kurduğu Kara Kartallar denen ordunun geliri için olağanüstü vergiler koymuştu. Etkisi 1514 Gyorgy Dozsa isyanlarının itici nedeni olan, üstün askeri bir teknoloji kullanan bu ordu çok sağlamdır. Gelin görün ki, ordunun bu sağlamlılığı sebebiyle Macar Devleti yıkılmıştır. Zira bu orduyu beslemek için hazinedeki para tüketilmiştir. Türklerin Altın Çağı – İlber…

Read More

Osmanlı hükümdar ve şehzadesi; dindar olabilir, keyfine düşkün bir hayat sürebilir, ama hepsinin ortak özelliği, ”İslam’ın kılıcı” vasfını kullanmak ve ordunun komutanı olmaktır. Bu hep böyle devam etmiştir. Bu devamlılıktan, Kanuni’nin tahta geçen oğlu 2. Selim devrinde vazgeçilmiştir. Ondan sonra Osmanlı harp sahası ve orduların serdarlığı (komutanlığı) baş vezirlere, vezir-i azama ya da kaptan-ı deryalara, diğer vezirlere kalmıştır. Türklerin Altın Çağı – İlber Ortaylı

Read More

Mareşallik nedir, bu unvanı almak için hangi meziyetlere sahip olmak icap eder? Serdarlık, sonradan müşirlikle değişmişti. Osmanlı hükümdarları ta 2. Mustafa Zenta’da (1697) yenilene kadar başkomutan (mareşal) olarak ordunun başındaydı. Yani modern orduda zamanla profesyonel komutanlık ortaya çıktı (18. asır) İmparatorluğun ilk sekiz padişahı çok önemli mareşallerdir ve bu devleti kuranlar çok kısa bir sürede uluslararası bir kabul görmüşlerdir. Hiç şüphesiz ki halifeden menşur almak gibi adetler dışında asıl önemlisi, Osmanlıların Doğu’da ve Batı’da imparatorluk niteliğine sahip olmalarıdır. Türklerin mareşalleri var. Mesela padişahların hepsi mareşaldir. Orhan Gazi, savaş teknikleriyle Murat Hudavendigar, Bayezid mareşaldir. Kendisi o kadar olmasa da Çelebi Mehmed’in…

Read More

Hasan Sabbah’ın temsil ettiği çizgiyi ana hatlarıyla Hz Ali devrinde meydana gelen siyasi olaylara kadar götürebiliriz. Hz Osman’ın hilafeti döneminde başlayan siyasi görüş ayrılıkları Hz Ali devrinde daha da derinleşerek devam etti. Hz Ali halife seçildiği zaman bilhassa Muaviye ile siyasi bir mücadele içerisine girdi. Bu mücadeleler neticesinde İslam toplumu Muaviye yandaşları, Hz Ali yandaşları ve Hariciler olmak üzere üç kısma ayrıldılar. Hz Ali Hariciler tarafından öldürülünce, daha sonra Şia olarak anılacak olan taraftarları, oğlu Hz Hasan’ı, onun öldürülmesinden sonra diğer oğlu Hz Hüseyin’i halife olarak tanıdılar. Muaviye’nin hayatının sonlarına doğru oğlu Yezid’i veliaht ilan ederek hilafeti saltanata dönüştürmesi pek…

Read More

O kılıç bir efsanedir… Attila, 2. Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’da kötü anlamda da olsa, hakkında herhalde en fazla eser yazılan bir şahsiyettir. Öcü gibi gösterilir. Ancak birkaç sene evvel Attila’nın Liderlik Sırları diye kitap yazıldı. Tabii Avrupalılar Attila’yı yenemeyince bir masal uydurdular. ‘Savaş tanrısı Ares’in kılıcı onun elinde, o yüzden yenilmiyor’ demeye getirdiler. Gerçekten de Attila ve Hunlar çok uzun yıllar boyunca hiç yenilmediler. Öte yanda, Roma baskısından kurtulan kuzeyli kavimler, Attila’yı babacan biri olarak saydılar. Ordusuna katıldılar. Çünkü bu işler böyledir. Bakış açıları farklıdır. Romalılar, Attila için ”Tanrının Kırbacı” der. Tabii Romalılar ilk defa büyük bir düşmanla karşılaşıyorlar. Yenemiyorlar…

Read More

İbn Ebi Hatim dedi ki: ”Yüce Allah, Hz İsa’yı göğe yükseltmeyi dilediğinde Hz İsa havarilerden on iki kişinin bulunduğu evde (orada bulunan) bir pınardan/çeşmeden (yıkanıp) başından su damlayarak onların yanına çıktı ve: -‘Sizden biri bana iman ettikten sonra on iki defa beni inkar edecek!’ dedi. Sonra da : -‘Hanginiz benim benzerim olup yerime öldürülecek ve benimle birlikte aynı konumda olsun?’ dedi. Bunun üzerine onlardan yaş itibariyle en küçük olan genç bir kimse ayağa kalktı Hz İsa, ona: -‘Otur!’ dedi. Hz İsa onlara (aynı soruyu) tekrar sordu. O genç, yine ayağa kalktı ve: -‘Ben!’ dedi. Hz İsa, ona: -‘O, sensin. (Sen…

Read More

Yüce Allah’ın ”Davud, Calut’u öldürdü. Allah, Davud’a hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti.” (Bakara 251) buyruğunda, Hz Davud’un cesaretine bir delil vardır. Çünkü Hz Davud, Calut’u; askerini zelil edecek ve ordusunu(n gücünü) kıracak bir öldürüşle öldürdü… Bir hükümdarın, düşmanını öldürdüğü savaştan daha büyük bir savaş yoktur… Çünkü bu sayede çokca malları ganimet olarak almış; kahramanları, cengaverleri ve rakipleri esir almış; ”iman” kelimesi ”putlara” üstün gelmiş; düşmanlarına karşı zafer Allah’ın dostlarına nasip olmuş; hak dinin batıla ve batıl taraftarlarına üstün gelmiştir… Süddi, naklettiği rivayeti şöyle aktarmıştır: ”Hz Davud, babasının en küçük çoçuğu idi. Onlar, 13 erkek kardeş…

Read More

O zaman şunu da sorayım; kadın dailer de var mıydı? Kaynaklardan görebildiğimiz kadarıyla yok. Ama tahminde bulunmak mümkün, bunların bir kısmının mutlaka aileleri, eşleri ve çocukları vardı ve onlar da bu davaya mensuplardı. Dailer ya da fedailer birbirlerini nasıl tanıyorlardı? Bir işaret, parola var mıydı? Benim tahminim özel bir işaret olduğu yönünde. Ancak bu kaynaklara yansımış değil. Yani çok somut olarak ‘şöyle birbirlerini tanıyorlardı’ diyemeyiz. Ama birtakım işaretleri olabilir. Türklerin Serüveni – Haşim Şahin

Read More

Zaten Alp Arslan’ın esas hedefinin Anadolu değil, Fatımiler olduğunu söylediniz. Evet, sadece Alp Arslan’ın değil, Tuğrul Bey’in de, Melikşah’ın da hedefiydi bence bu. Mısır’ı ele geçirip Fatımiler’i hakimiyet altına aldığınız zaman hem mensubu olduğunuz mezhebin hem de bu mezhep ekseninde gelişen siyasi yapının en büyük temsilcisi haline geliyorsunuz. Diğer bütün devletler sizin yüksek otoritenizi tanımak zorunda. Hal böyle olunca Şii dünyanın da en büyük hedefi haline geliyor Selçuklular. Türklerin Serüveni – Haşim Şahin

Read More

Bazı kaynaklarda geçiyor. Ama bu karışık devirleri anlatan tarihçiler, işe hislerini de karıştırmışlar; biraz da tuttukları kliklere göre hadiseleri tasvir etmişlerdir. Buna dikkat etmek lazımdır. Padişah, oğluna dua eder; beddua etmez. Beddua etmesi, dine, devlete, millete beddua etmesidir. Bugün tarihçiliğin en büyük sıkıntılarından biri, popüler romancılığın tarihe soktuğu gerçek olmayan ifadelerdir. Bu da öyle bir kurgu olsa gerek. Bütün dünyada biraz var, ama bizde insanların tarih bilgisinin neredeyse yüzde doksanı böyle masallardan, romanlardan, filmlerden kaynaklanıyor. Vesika bile gösterseniz, bu anlayışı yıkmak çok zor. Babasının beddua etmesi, hatta oğlunun onu öldürtmesi… Böyle şeyler yok. Sultan Bayezid yaşlı ve çok hasta idi.…

Read More

Genç Osman, yoğun bir şekilde gece-gündüz çalışıyor, yapacağı işleri planlıyordu. O günlerde bir rüyâ gördü Genç Osman. Korkunç bir rüyâ. Rüyasında bir taht üzerinde oturuyor ve Kur’ân-ı Kerim okuyordu. Ansızın, Hz. Peygamber karşısında belirdi. Padişahın elinden Kur’ânı sırtından da cübbesini aldı. Sonra bir tokat vurup kendisini yere düşürdü. Padişah, Peygamber Efendimiz’in ayağına kapanıp yalvarmak istemiş, fakat bunu başaramayarak, kan ter içinde uyanmıştı. Dehşete kapılarak, Hocası Ömer Efendiye bu rüyânın tâbirini sordu. Ömer Efendi: Tokat, hacca gitmekte tereddüt etmenizden dolayı bir ihtardır. Rüyânızda Peygamber Efendimiz’in ayağına yüz süremediğiniz için üzülmeyin. İnşaallah, mübârek kabirlerine yüz sürmeniz nasip olur. Padişah, bu tâbirden tatmin…

Read More

Payitatta ilk ciddi darbe girişimi ne zaman olmuştur? 17. asırdadır. Gariptir ama şehzade idamı tatbikatının terk edilmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Sultan 2. Osman’a, ya da bilinen adıyla Genç Osman’a tatbik edilmiştir. Bu çok feci, çok hazin bir hadisedir. Osmanlı Devleti’nin klasik devirdeki isyanlarının çoğunun arkasında ekonomik sebepler vardır. Ancak son zamanlarda, yani Osmanlı’nın artık ‘Şark Meselesi’ olduğu devirde işin içine dış hesaplar, ecnebi desteği de girmeye başlamıştır. Hatta Kabakçı Mustafa isyanında, Rusya’nın manipülesi vardır. Bu arada güçlü iktidar zamanında darbe olmaz diye bir şey de yoktur; tersi de olabilir. Zannetmeyin ki darbeye maruz kalan kişi, bunu hak etmiştir, insanlar ondan…

Read More