Ana Sayfa Blog Sayfa 3

Hz Yusuf’un vefatı nasıl olmuştur?

0

Nihayet vadesi dolup ölüm döşeğine yattığında Hz Yusuf, kardeşlerine cesedini, Mısır’dan çıktıkları zaman beraberlerinde alıp götürmelerini ve atalarının yanına gömmelerini vasiyet etti.

Derken Hz Yusuf vefat etti. Kardeşleri cesedini (Mısır’da) bir tabuta koydular. Nihayet Hz Musa, (Hz Yusuf’un) cesedini alıp atalarının yanına gömdü.

Rivayete göre Hz Yusuf, 110 yaşındayken vefat etmiştir.

*Bu, onların (yani Ehl-i kitabın) naklettiğidir. Ben de bunu bu şekilde gördüm. İbn Cerir et-Taberi de bunu bu şekilde nakletmiştir.

*Mübarek bin Fadale, Hasan (el-Basri’n)in şöyle dediğini nakletmiştir. ”Hz Yusuf on yedi yaşındayken kuyuya atılmıştı. 80 sene babasından ayrı kaldı. Bundan sonra da 23 sene yaşadı. 120 yaşındayken vefat etti.”

Birçok kimse de dedi ki: ”Hz Yusuf, kardeşi Yahuza’ya vasiyette bulundu (ve onu kendi yerine bıraktı.)”

Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun…

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Hz Yusuf, Mısır’da nasıl satıldı?

0

”Mısır’dan onu satın alan kişi, hanımına dedi ki: ”Buna iyi bak, bize faydalı olabilir, ya da onu evlat ediniriz.” (Yusuf, 12/21).

Bu, Allah’ın Hz Yusuf’a bir lütfu, bir rahmeti ve bir ihsanı idi. Böylece Allah Hz Yusuf’u kendi lütfuna etkin kılmak ve dünya ve ahiretin hayırlarını ona vermek istiyor.

Dediler ki: Mısır halkından onu satın alan kimse, Mısır’ın azizi olup Mısır’ın hazinelerinden sorumlu hazine bakanı idi.

İbn İshak dedi ki: ”Onun adı, Kıtfır İbn Ruhayb idi. O zaman Mısır’ın Firavun’u, Amelika kabilesinden bir adam olan Reyyan İbnü-l Velid idi. Aziz’in karısının adı ise Rail binti Remayil idi.

Birçok kimse de dedi ki: ”Onun adı, Zeliha idi. Açıkçası ”Züleyha”, onun lakabıdır.” Onun adının, Feka binti Yenus olduğu da söylenmiştir.

Sonra denildi ki: Mısır azizi, Hz Yusuf’u yirmi dinar altına satın aldı.

Hz Yusuf’u ağırlığınca misk, ağırlığınca ipek ve ağırlığınca gümüş karşılığında satın aldığını söyleyenler de vardır… Allah doğrusunu daha iyi bilir.

”Böylece Yusuf’u oraya (Mısır’a) yerleştirdik.” (Yusuf, 12/21). Yani Mısır azizi ile eşini Yusuf’un hizmetine verdik, onlar da ona iyi davrandılar ve itina gösterdiler. Mısır yurdunda Yusuf’a bir imkan hazırladık.

”Ona olayları yorumlama ilmini öğrettik.” (Yusuf, 12/21). Yani Yusuf’a, sözü anlama kabiliyeti verdik, rüya yorumu da bunun bir parçasıdır.

”Allah buyruğunu yerine getirendir.” (Yusuf 12/21). Yani bir işi yapmak istediğinde bunun sebeplerini ve kulların (anlamayacağı) işlerini takdir edip yoluna koyar. İşte bu sebepledir ki Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: ”Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf, 12/21)

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Müfessirler ve diğerleri dediler ki: Hz Yusuf, daha ergenlik çağına ermemiş küçük bir çocuk iken rüyasında şunu gördü:

0

Müfessirler ve diğerleri dediler ki: Hz Yusuf, daha ergenlik çağına ermemiş küçük bir çocuk iken rüyasında şunu gördü: Sanki on bir yıldız (ki bunlar, on bir kardeşine işarettir) ve güneş ve ayın (ki bu da babası ve annesine işarettir) kendisine secde etmekteydiler. Bu durum onu çok ürküttü. Uyandığında bu rüyasını babasına anlattı. Babası, onun dünyada ve ahirette yüce bir makama ve yüksek bir mertebeye ulaşacağını, böyle bir makam sahibi olması dolayısıyla da babasının ve kardeşlerinin kendisine boyun eğeceklerini anladı. Bundan dolayı rüyasını gizlemesini ve kardeşlerine anlatmamasını emretti. Bunun sebebi ise kardeşlerinin, kendisini kıskanmamaları, ona kötülük etmemeleri ve çeşitli hilekarlık ile kurnazlıkla tuzak kurmamaları içindir.

İşte bu, bizim (daha önce) söylediğimize delalet etmektedir. İşte bu sebeple rivayetlerin birisinde konuyla ilgili olarak şu ifade yer almaktadır:

”İhtiyaçlarınızı gidermek için (ihtiyaçlarınızı) gizlemek suretiyle avantaj sahibi olunuz. Çünkü her nimet sahibi kimse, (başkaları tarafından) haset edilir.”

”İşte böyle Rabbin seni seçecek…” (Yusuf 12/6). Yani bu büyük rüyayı sana gösterdiği gibi, sen bu rüyayı tuttuğun zaman ”Rabbin seni seçecek” (Yusuf 12/6). Yani seni lütuf ve rahmetinin her türlüsüne mazhar kılacaktır.

”Sana olayların yorumu ile ilgili bilgi öğretecek.” (Yusuf 12/6). Yani sana sözün manalarını ve başkalarının (yorumlamayı) anlayamadığı rüya tabirini kavratacaktır.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Feridüddin Attar – Sürekli olmayan 4 şey

0

Dört şey kısa sürelidir. Ey dini bütün ve sevimli adam, neymiş onlar sen gel de benden öğren:

Devlet başkanlarının zulmü uzun süre devam edemez.

Dostların aslında iyi ve hoş olan kınamaları da geçicidir.

Kadınların gösterdiği sevgi ve kaba saba adamların sohbeti kısa sürelidir.

Vatandaşlarına kötü davranan lider, iktidarı uzun süre elinde tutamaz, çabuk gider.

Bir dosttan gelen kınama ve paylamalar da, su üstüne yazı yazmak gibi gelir geçer.

Hakiki bir aşkla tutkun görünse de bir kadın, sevgilisinin imkanları azalınca, çok geçmeden açar ağzını yumar gözünü.

Bayağı insanlarla düşüp kalkan kişi, kar değil zarar ettiğini çabucak görür. Gülün kokusundan hiç hazzetmeyen karga, bülbülün dostluk ve yoldaşlığından elbette uzak durur.

Dürüst olmayan insanların bulunduğu meclis, ruh için bir eza ve cefa yeridir. Bu, herkesçe bilinen ve kabul edilen bir hakikattir.

Evladım, o türden insanları gördüğünde, yel gibi hızla uzaklaş oradan!

Feridüddin Attar – Pendname

Ölçü ve tartıda hile yapan Hz Şuayb’in kavmi Medyen kavmi nasıl helak oldu?

0

Yüce Allah (onların helak ediliş durumuyla ilgili olarak) şöyle buyurdu:

”Derken o müthiş sarsıntı onları yakalayıverdi. Yurtlarında diz üstü çökekaldılar.” (el-Araf, 7/91).

Araf süresinde geçtiği üzere onları bir titreme yakalamış, yani üzerinde yaşamakta oldukları yer şiddetli bir sarsıntıyla sallanarak onları titretmişti. Bu sarsıntı ve titreme, onların cesetlerindeki ruhu çıkarmış; o yerin canlıları, cansız varlıklara dönüşmüştü. Cüsseleri de cansız, hareketsiz ve hissiz olarak dizüstü çökük vaziyette kalmıştı.

Yüce Allah onlara çeşitli azap, işkence ve belayı birarada vermişti. Pis ve çirkin nitelikleri taşıdıkları için Yüce Allah hareketleri durduracak şiddetli bir titremeyi, sesleri kısacak bir çığlığı, her tarafından ve yönünden insanlara ateş kıvılcımı saçan bir gölgeyi onlara musallat kıldı.

Yalnız (Medyen halkının durumuyla ilgili geçen) her surede Yüce Allah, cümlelerin dizisine ve ifadelerin akışına uygun olarak onların durumlarını haber vermiştir.

Örneğin Araf süresinde geçtiği üzere onlar, Allah’ın peygamberi Hz Şuayb’ı ve taraftarlarını korkutmuşlar/titretmişler, onları memleketlerinden kovmakla tehdit etmişler, memleketlerinde kalmak istiyorlarsa eski dinlerine dönmeleri gerektiğini kendilerine bildirmişlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu: ”Derken o müthiş sarsıntı onları yakalayıverdi. Yurtlarında diz üstü çökekaldılar.” (el-Araf 7/91)

Evet… Titretmeye karşı titremeye, korkutmaya karşı da korkuya yakalanıverdiler. Bu da cümlenin gelişine uygun ve önceki ifadelerin de akışına bağlıdır.

Hud süresinde geçtiği üzere; Medyen halkını bir çığlık yakalayıvermişti de bunun üzerine yurtlarında dizüstü çökük vaziyette helak olmuşlardı. Çünkü onlar, tahkir edici ve küçümseyici bir tavırla Allah’ın peygamberi Hz Şuayb’a şöyle demişlerdi:

”Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve aklı başında bir kişisin!” (Hud, 11/87).

Güzel ve düzgün konuşan güvenilir peygambere karşı kullandıkları bu çirkin kelimeleri sarfetmekten onları menedici bir çığlıktan burada bahsetmek münasip olmuştur. Bu nedenledir ki onları durgunlaştıracak bir titremenin yanı sıra, kendilerini susturan bir çığlık da geldi.

Şuara süresinde geçtiği üzere Medyen halkını, bulutlu bir günün azabı yakalamıştı. Bu da onların istediklerini yerine getirmek arzuladıkları şeye kendilerini yaklaştırmak için olmuştu. Onlar, Şuayb’a şöyle demişlerdi:

”Onlar şöyle dediler: ”Sen, büyülenmiş birisin! Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz. Şayet doğru söyleyenlerden isen, üzerimize gökten bir parça düşürüver!” Şuayb, ”Rabbim yapmakta olduklarınızı daha iyi bilir!” dedi.” (Şuara, 26/185-188).

Her şeyi işiten işiten ve bilen olan Yüce Allah, (onların bu sözlerine karşılık) şöyle buyurdu:

”Onu yalancı saydılar da o gölge gününün azabı onları yakalayıverdi! O gerçekten büyük bir günün azabı idi!” (eş-Şuara, 26/189)

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Hz Lut’un karısı nasıl helak oldu?

0

Süheyli der ki: ” Hz Lut’un hanımının adı, ”Valihe” idi.

Hz Nuh’un hanımının adı ise ”Valiğe’‘ idi.

Melekler Hz Lut’a; Allah’ın her şüpheci haine örnek yaptığı bu haddi aşmış, azgınlaşmış, lanetlenmiş ve birbirlerine benzeyen kafirlerin helak edileceklerini müjdeleyerek şöyle dediler:

”Haberin olsun, va’d olundukları azabın zamanı sabah vaktidir. Sabah da yakın değilmi?” (Hud 11/81). Hz Lut, aile fertleriyle birlikte- bunlar, onun iki kızından ibaret idi- (geceleyin) yola çıktığında, onlardan hiçbir erkek onun peşine takılmadı. Hanımının da onlarla beraber yola çıktığını söyleyenler olmuşsa da, doğrusunu Allah daha iyi bilir.

Denilir ki: Hz Lut’un hanımı,kendi kafir kavmiyle beraber geride kalmıştı. Kocası Lut ve kızlarıyla beraber şehirden çıktığı, ancak çığlığı ve şehrin düşüşünü duyduğunda, geri dönüp kavmine doğru gittiği, öteden beri Rabbinin buyruğuna muhalefet ettiği, azabın indiğini görünce de ‘Vay benim kavmimin başına gelenler!’ diye feryad ettiği, bu esnada üzerine gökten bir taş düşerek kendisini öldürdüğü ve kavminin akıbetine uğrattığı da anlatılır. Çünkü o da, o ahlaksızların dini üzerine idi. Ayrıca Hz Lut’un evinde konukları olduğunu onlara haber veren bir casustu. Nitekim Yüce Allah konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

”Allah, inkar edenlere, Nuh’un karısı ile Lut’un karısını örnek verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kulun nikahı altında idiler. Onlara hıyanet ettiler. (Kocaları) Allah’tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: ”Haydi ateşe girenlerle birlikte siz de girin!” denildi. (Tahrim, 66/10)

Peygamberler Tarihi – İbn Kesir

Feridüddin Attar – 4 şey bedbahtlığa sebep olur

0

Aptala akıl danışmak, talihsizliğin başıdır.

Ahmağa para emanet etmek de öyle.

Dost nasihatine şükranla kulak vermeyen, sürünmeye mahkum bir sersemdir.

Dünya olaylarından ibret almayan, insanların nefret ve lanetini üstüne çeker.

Aptala danışıp ondan öğüt alan, seytanın tuzağına düşer, şeytan da onu şaşkın ördeğe çevirir.

Servetini ahmaklara emanet eden, bahtlı biri sayılacağını nasıl umabilir?

Ahmağın eline para geçmeye görsün, kısa zamanda har vurup harman savurur.

Ahmak kısmı dost nasihatlerine asla kulak asmaz, bazen işi dostluk bağlarını koparmaya kadar vardırır.

Genç adam, onlardan ibret al, ders çıkarmaya bak ki ahmaklardan olmayasın!

Akıllı olmayı bilen, geri geri gitmenin yolunu şaşırmak olduğunu iyi bilir.

Feridüddin Attar- Pendname

Feridüddin Attar – Her bilgili ve akıllı adam şunlara dikkat etmeli:

0

İşlerini dürüst olmayan bir adama asla emanet etmemeli,

Layık olmayanı bağış ve ihsana boğmamalı,

Akıllı davranıp, her türlü haksızlık eğiliminden uzaklaşmalı.

Bu kusurlardan kaçınan kimse, asla düşüncesizlerin arasına düşmez.

Bu dünyada herkesin üstünde bir yer edinmek mi istiyorsun? Yoksula ekmek ve tuz dağıtmak için elin her zaman açık olsun!

İnsanlara adalet dağıtmakla yükümlü olduğun sürece, evladım, altındakilere iyilikle davranmaktan başka bir şey düşünme!

Verdiği öğütleri kendisi tutan kimsenin görüşlerini herkes severek benimser, fakat verdiği bilgece öğütleri kendisi hor görüp uygulamayana, kimse kulak asmaz.

Ey tedbirli adam, İlahi kanunun yasakladığı şeylere sakın yaklaşma!

Her fırsatta uygun olan şeyi yapmanın ne olduğunu bilmek istiyorsan, işlerini asla içinden geldiği gibi düzenlemeye kalkma!

Feridüddin Attar – Pendname

Cebrail (a.s.) Lut kavmini nasıl kör etti?

0

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

”Andolsun ki Lut onları bizim şiddetli azabımız konusunda uyarmıştı, fakat onlar bu uyarılara karşı kuşku duydular. Onlar Lut’un misafirlerinden murad almaya kalkıştılar. Biz de onların gözlerini silme kör ediverdik. ”Haydi, azabımı ve uyarılarımı tadın!” (dedik). Onları, sabah erkenden sürekli bir azap yakalayıverdi.” (el-Kamer, 54/36-38).

Müfessirler ve başkaları derler ki: ”Allah’ın peygamberi Hz Lut, o ahlaksız kavmin içeri girmelerine engel olmaya çalışıyor, kapıyı kilitleyerek onlara karşı konuklarını korumaya çabalıyordu. Fakat onlar, açıp içeri girmek için kapıyı zorluyorlardı. O da kapının ardından seslenerek, bu yaptıklarının doğru olmadığını, bundan vazgeçmeleri gerektiğini onlara öğütlüyordu. Öğütlerini ısrarla yineliyordu. Sıkışıp çaresiz kalınca da ”Lut dedi: ‘Keşke size karşı koyabilecek bir gücüm olsaydı veya çok sağlam bir kaleye sığınabilseydim!” (Hud, 11/80) dedi. Bu durumu gören melekler: ‘Ey Lut! Biz Rabbimizin elçileriyiz. Onlar sana ulaşamayacaklardır!’ dediler. (Hud, 11/81):

Yine bunların anlattıklarına göre; Hz Cebrail, evden çıkıp o ahlaksızların suratına kanadının ucuyla çarparak gözlerini kör etti. Öyle ki yüzlerindeki göz çukurları tamamen kapanıp dümdüz hale geldi. Gözlerini kaybeden o ahlaksızlar, duvarlara tutunarak, el yordamıyla evlerine dönmeye başlamışlar. Dönerken de Allah’ın peygamberi Hz Lut’u tehdit ederek: Sabah olunca ona gösteririz!’ diyorlardı.

İşte Yüce Allah, (onların bu durumuyla ilgili olarak) şöyle buyurdu:

”Onlar Lut’un misafirlerinden murad almaya kalkıştılar. Biz de onların gözlerini silme kör ediverdik. ”Haydi, azabımı ve uyarılarımı tadın!” (dedik). Onları, sabah erkenden sürekli bir azap yakalayıverdi.” (el-Kamer, 54/37-38).

İşte bu sebepledir ki, melekler, Hz Lut’a yanaşarak gecenin son kısmında kendisi ve aile fertlerini yanına alarak yola çıkmasını ve kavminin üzerine inmekte olan azabın sesini duyduğunuz sırada ”İçinizden hiç kimse geri kalmasın.” (Hud, 11/81) diye emrettiler. Kendisinin de bir çoban gibi, onların ardı sıra yürümesini söylediler.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Kahinler Cin Şeytanlarıyla nasıl bir ilişki içindedir? – İbn Kesir

0

Arap kahinlerine göre; cinlerden olan şeytanlar, semadan haber çalarak bunları kahinlere getiriyorlardı. Çünkü o zamanlarda şeytanların yıldızlarca taşlanarak semalardan kovulma durumu yoktu. (Dolayısıyla da haber çalmalarına engel olunmuyordu.) Bu vesileyle de bazı kahinler, Peygamber’le ilgili bazı haberleri elde edebiliyorlardı. Ama Arapların, bu haberle ilgilendikleri yoktu. Nihayet Yüce Allah, Hz Muhammed’i peygamber olarak gönderdi ve haberi anlatılan şey gerçekleşti, onu öğrenip tanıdılar.

Resulullah’ın zamanı yaklaşıp da peygamber olarak gönderilme vakti geldiğinde şeytanlar, (semadan) haberleri dinlemekten alıkonuldular. Daha önce haber hırsızlığı yapmak için semada oturdukları yerlerde oturmaktan men olundular. Yıldızlarla taşlandılar. Şeytanlar, bunun, Yüce Allah’ın emriyle meydana gelen bir şeyden ötürü böyle olduğunu anladılar.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

x