> | TARİH HAKKINDA HERŞEY | Sayfa 3
Ana Sayfa Blog Sayfa 3

Fatih Sultan Mehmed ve Hz Hızır ile Ayasofya’daki Altın Top’un sırrı neydi?

0

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed bu hadiseyi bildiğinden kubbenin ortasına bir zincir ile bir de uğur saydığı altın top asmıştır. Sultan Üçüncü Ahmet içerisine elli kilo buğday aldığı rivayet olunan bu altın top kandil ile değiştirilmiştir.

Hızır aleyhisselamın bu altın top altında ibadet ettiği ve burasını kendisine makam yaptığı Müslümanlar arasında oldukça yaygın bir inanıştır. Burada 40 peş peşe sabah namazı kılanların dünyada ve ahirette her ne muratları varsa yerine geleceğine de inanılmıştır. Evliya Çelebimiz Seyahatnamasinde bu altın topun unutkanların derdine çare olacağını söyler:

”Burada 7 kere sabah kalkıp üç kere: ”Ey zorları keşfeden ve gizli, kapıları bilen Allah’ım diyerek her vakit de yedişer üzüm yese, Allah’ın emriyle öyle zeki tabiatlı, temiz ve uyarıcı olup işittiği sözler taşa oyulmuşcasına aklında kalır.”

Akşamseddin Hazretlerinin oğlu Hamdi Çelebi o kadar bunalmış ki; konuşacak hali kalmamış. Birisi kendisine selam vermek istese kağıda yazdığı selam sözüne bakıp aleykümselam dermiş. Hekimler hastalığına çare ve ilaç bulamamışlar. Durumu Akşemseddin’in öğrenmesi üzerine oğlu Hamdi Çelebi Ayasofya’ya gelip 7 kere altın topun altında namaz kılarak, yukarıdaki duayı üç kere okuyup yedişer tane de üzüm yemiş. Bunaklık ve ahmaklıktan kurtulup Yusuf ve Züleyha ve Kıyafetname adlı eserlerini kısa zamanda yazarak bitirmiştir.

Tarihi Efsaneler ve Gerçekler

Kız kulesi için anlatılan en ilginç efsane ise İmparator Kostantin ve kızına ait olanıdır:

0

Kız kulesi için anlatılan en ilginç efsane ise İmparator Kostantin ve kızına ait olanıdır:

İmparator Kostantin çok sevdiği ve üzerine titrediği bir kızı varmış. Bir gün falcılarını toplamış ve kızının geleceğini sormuş. Falcılar kızın 18 yaşına girdiğinde bir yılan sokmasından öleceğini söylemişler. Bu kehanet karşısında teleşlanan İmparator, denizin ortasında, yılanların asla ulaşamayacağı bir kule yapılmasını emretmiş. Kuleye çok sevdiği dünyalar güzeli kızını yerleştirerek koruma altına aldırmış. Prensesin hayatı bu kulede geçiyormuş.

Günlerden bir gün canı üzüm çekince kendisine bir sepet üzüm getirilmiş. Meğer sepetin bir köşesinde zehirli, küçük bir yılan gizlenmiş. Prenses üzüm salkımını almak için sepete el attığı zaman bu yılan parmaklarını ısırıvermiş; kızcağız oracıkta teslim etmiş ruhunu. İmparator Kostantin en azından öldükten sonra yılandan kurtulması için kızına demirden bir tabut yaptırarak onu Ayasofya’nın giriş kapısının üstüne koydurmuş. Ancak bugün hala aynı yerde bulunan tabutun üstündeki iki delik yılanın ölümünden sonra bile kızı rahat bırakmadığına işaret ediyormuş.

Tarihi Sırlar ve Efsanler

Sultan Melikşah’ın 38 yaşında esrarengiz ölümü ve nasıl öldü?

0

Rivayetlere göre, İkinci Bağdat ziyareti sırasında Abbasi Halifesi Muktedi’den torunu Cafer’i veliaht yapmasını talep eden Sultan Melikşah’ın bu yüzden Halife ile arası açılmış ve kendisinden on gün içerisinde Bağdat’ı terk etmesini istemiştir. Sultan Melikşah’ın Halife’ye tanıdığı süre henüz sona ermeden 19 Kasım 1092 tarihinde gerçekleşen vefatı, ”ittifakla” şüpheli ölümdür. Kaynaklar, cenazesi İsfahan’a nakledilerek burada daha önce yaptırmış olduğu medresenin türbesine defnedilen Sultan’ın ölüm nedeninin gıda zehirlenmesi olduğunu kaydetmektedir. Sultan’ın ölmeden önce gösterdiği tıbbi semptomlardan hareketle oluşturulan genel kanı, av etinden zehirlendiği yönündedir. Fakat bu zehirlenmenin bir fail tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği meselesi noktasında değişik görüşler vardır.

Elimizde bulunan verilere bakılırsa, hem Nizamülmülk yandaşlarının, hem Terken Hatun’un, hem Batinilerin, hem de Abbasi Halifesi’nin onu zehirlemek için nedenleri vardır. Buna rağmen, cinayet olduğu noktasında pek şüphe bulunmayan söz konusu ölüm hadisesi halen esrarını korumaktadır. Sonuç itibariyle Sultan, henüz 38 yaşında iken faili meçhul bir cinayete kurban gitmiştir.

Büyük Selçuklular

Sultan Kılıçarslan nasıl öldü?

0

Sultan Kılıçarslan, ordusunun mağlup olduğuna kesin olarak kanaat getirdikten sonra en azından canını kurtarabilmek amacıyla bineğini Habur Nehri’ne sürdü. Atıyla birlikte daldığı nehirden karşıya geçerek kurtulmayı hesaplıyordu. Fakat suyun kaldırma kuvveti, kendisinin ve atının üzerindeki ağırlığını taşıyamadı.

Habur Nehri’nde boğularak hayatını kaybeden Sultan 1. Kılıçarslan, birkaç gün sonra kıyıya vurduğu Şemsaniyye köyünde tabuta konularak Silvan’a getirildi ve buraya vali tayin ettiği Humartaş tarafından şehrin dışında kendisi için yapılan bir türbeye defnedildi. ”Kubbetu’s-Sultan” ismiyle bilinecek olan bu türbeye daha sonra başka önemli isimler, örneğin 1130 yılında bizzat Sultan’ın kızı Saide Hatun da defnedilecekti.

Türkiye Selçukluları

Fransa Kralı Güzel Philippe, Tapınak Şövalyeleri’ni neden yaktı?

0

Haçlı seferleri 1096 yılından 1270 yılına kadar aralıklarla sürmüştür. 1187 yılında Selahaddin Eyyubi, Latinlerin Kudüs hakimiyetine son vermiş, Hristiyan dünyasında efsaneleştirilen Tapınakçılar Latin Krallığı düşünce sorgulanmaya başlanmıştır. 1291 yılında büyük hezimet yaşadıkları Akka mağlubiyetiyle kutsal topraklarda etkileri iyice azalınca, güç odaklarını Avrupa’ya kaydırmışlardır. Merkezleri bir süre Kıbrısta’ki Limasol olmuştur.

Fransa Kralı Güzel Philippe, Tapınak Şövalyeleri’nden borç almış onlardan kurtulmak istemektedir. Sonunda borcunu ödemek yerine Tapınakçıları öldürmeyi tercih etmiştir. 13 Ekim 1307’de ustaca kurguladığı bir komployla Tapınakçıların büyük bir bölümünü sarayında vereceği ziyafete davet etmiş ve böylece onları bir araya getirip topluca tutuklamayı başarmıştır.

Aralarında Büyük Üstat Jacques de Molay’ın da bulunduğu bir grup Tapınakçı, ağır işkencelere maruz kalmış ve kendilerine atfedilen suçlardan büyük bölümünü kabule zorlanmıştır. Zira uğradıkları işkenceler hafife alınacak gibi değildir. Et ve tırnaklarının arasına çivi çakma, dişlerinin sökülmesi, huni ile boğulana kadar gırtlaklarından su boca edilmesi, kurşun dolu torbalarla kemiklerinin kırılması gibi insan bedeninin dayanamayacağı ağır işkencelerden geçirilmişlerdir. Tapınakçılara yöneltilen suçlamalar arasında, birbirlerini kalçalarından öpmeleri, eşcinsel ilişkide bulunmaları da vardır. Özellikle eşcinsellik suçlamaları için Tapınakçıların kendi mühürleri delil gösterilmiştir. Daha önce de aktardığımız gibi, mühürde aynı at üstünde arka arkaya oturmuş iki şövalye resmedilmiştir.

Tapınakçılar arasında en ağır cezayı gerektiren suçlamalar haça tükürmeleri ve Bafomet adlı bir puta tapmalarıdır. Tapınakçıların taptığı ileri sürülen Bafomett adlı putun aslında ”Mahomet” yani ”Muhammed” sözcüğünden geldiği ve gerçekte Hz Muhammed’e taptıkları için suçlandıkları da iddia edilmiştir. Burada, ”Neden peygamberimize taptıklarından dolayı suçlanıyorlar da Müslüman olup Allah’a inanmakla suçlanmıyorlar?” diye düşünülebilir. Fakat bu tam anlamıyla Ortaçağ’da Batı’nın cehaletinin göstergesidir. Çünkü Batı, o zamanlar Müslümanların Hz Muhammed’e taptıklarını sanıyordu.

Suçlamaların bazılarını ağır işenceler altında kabul eden Tapınakçılar, 1310-1314 yılları arasında kazıklara bağlanıp, büyük bir ateşin içine atılarak yakılıp öldürüldüler. Böylece Fransa kralı da borçlarından kurtulmuş oldu.

Ayasofya’nın Gizli Tarihi

Kız Kulesi, Hero ve Leandros adlı iki aşığın hazin öyküsünü dile getirir: Efsaneye göre Hero,

0

Bir başka efsane de, Hero ve Leandros adlı iki aşığın hazin öyküsünü dile getirir: Efsaneye göre Hero, güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit Tapınağına bağlı bir rahibeydi ve aşk ona yasaktı. Kız Kulesi’nde yaşayan Hero’ya aşık olan Leandros, her gece yüzerek kuleye gelir, ona aşkını fısıldarmış. Gece karanlığında güzel rahibenin yaktığı ateş Leandros’a yol gösterirmiş. Ancak, fırtınalı bir gecede rüzgar meşaleyi söndürmüş ve Leandros yolunu yitirerek karanlık sularda boğulmuş. Bunu öğrenen Hero da kendisini Boğaziçi’nin soğuk sularına atıvermiş…

Tarihi Efsaneler ve Sırlar

Resulullah (sav) şöyle buyurdu: Müşriklerin bu gece beni kendi evimde öldürmek için yüz kişilik bir grup halinde evimi saracaklarını ve

0

Hz Ali, nasıl yüce bir kimliğe ve seçkin bir şahsiyete sahip bulunduğunu, ne derece bir Hak dostu ve bir Peygamber aşığı olduğunu ve gerçekten bir ”Allah Aslanı” olduğunu hicret gecesinde çok kritik bir anda ve şartların çok ağır olduğu bir ortamda üstlendiği şu kutsi fedakarlıkla da göstermiştir:

Mekke’den Medine’ye tarihin en büyük ve en anlamlı hicretinin gerçekleşeceği günde, Resulü Ekrem, Hz Ali Efendimiz çağırmış ve ona şöyle demişti:

-Ya Ali! Bu gece benim için büyük bir fedakarlıkta bulunacak birisine ihtiyacım var.

Hz Ali, tereddütsüz bir şekilde cevap verdi:

-Ey Allah’ın Resulü! İşte ben varım ya…

Resulü Ekrem şöyle buyurdular.

-Aliciğim! Ancak bu fedakarlık, öyle normal bir fedakarlık değildir. Bu fedakarlığın ucunda ölmekte var.

Hz Ali Efendimiz, yine tereddütsüz  bir şekilde şöyle dedi:

-Ey Allah’ın Resulü! İşte ben varım ve ben bu fedakarlığa hazırım. Çünkü bendeniz sonunda ölümün bulunduğu böyle bir fedakarlığı sizin için yapmayı en büyük şeref sayanlardanım.

Bunun üzerine Resulü Ekrem şöyle buyurdular:

-Müşriklerin bu gece beni kendi evimde öldürmek için yüz kişilik bir grup halinde evimi saracaklarını ve bana hücum edeceklerini Yüce Allah bana haber verdi ve bana bu gece evimde kalmayıp Mekke’yi terk etmemi buyurdu. Fakat onların benim Mekke’yi terk ettiğimi ve hangi tarafa doğru gittiğimi anlamamaları ve bilmemeleri; ancak bunun için de birisinin gelip evimde benim yatağımda yatıyor görünmesi gerekiyor. Mademki sen bu fedakarlığa ve bu hizmete talipsin. Öyle ise gel; bu gece benim yatağımda yat, şu benim örtümle örtün ve onda uyumana bak. Hem sakın korkayım deme. Çünkü Allah, seni koruyacak ve Senin hoşlanmadığın her hangi bir şey senin başına gelmeyecektir. Ta müşrikler beni evde yatıyor zannetsinler. Böylece onları oyalamış ve gideceğim yere bir an önce varma hususunda zaman kazanmış olurum.

Hz Ali, tereddüt etmeden, yüksek bir fedakarlık ve ciddi bir yiğitlik isteyen bu şerefli hizmete evet demiş ve hicret gecesinde Resulü Ekrem’in yatağına yatmıştı. Yani hiçbir endişe duymadan gidip yatağına yatmış ve göz göre göre kendini ölüme atmıştı.

Evet, Hz Ali Efendimiz, Resulü Ekrem’e olan aşkı ve vurgunluğu uğrunda bu kadar rahattı ve kendisini bu derece adamıştı. Ama Yüce Allah onu korumuş ve kılına bile dokundurtmamıştı.

İlim Şehrinin Kapısı Hz Ali

Hz Ali on yaşındayken nasıl müslüman oldu?

0

Hz Muhammed (sav) Peygamberlik vazifesiyle serfiraz olduğunda Hz Ali on yaşlarındaydı. Bir gün Hz Peygamber, Hz Hatice validemizle birlikte saadet hanelerinde namaz kılarken Hz Ali ansızın gelip içeriye girdi. Onların namazda yaptıklarını hayranlıkla seyretti. Hayretini gidermek için namazı bitirmelerini bekledi ve namazdan sonra onlara sordu:

-Bu yaptığınız nedir? Resulü Ekrem (sav) ona şu cevabı verdi:

-Ya Ali! Bu yaptığımız şey, Yüce Allah’ın beğenip seçtiği ve beni onu tebliğ ve temsil etmek üzere peygamber olarak gönderdiği Yüce İslam Dini’dir. Seni de bir olan Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmeye davet ediyor ve insanlara hiçbir faydaları veya zararları olmayan putlara tapmaktan şiddetle sakındırıyorum.

Beklenmedik bir anda yapılan bu teklif karşısında ne diyeceğini kestiremeyen Hz Ali şöyle dedi:

-Ben daha küçüğüm. Bunun için tek başıma karar vermem doğru olmayabilir. Ancak ben bu konuyu bu akşam babam Ebu Talib’e bir danışayım. Yarın da gelip cevabımı ve düşüncemi bildireyim.

Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed , onun bu isteğini kabul etti ve ”fakat bizim bu durumumuzu ve benim bu teklifimi babandan başkasına söyleme” diye onu tembihledi.

Hz Ali, akşam olunca evine gitti. Ancak konuşulan hususla ilgili babasına hiçbir şey sormadan geceledi. Sabah olunca da Resulullah’a gelerek İslam dinine gireceğini söyledi.

Resulullah şöyle dedi:

-Ya Ali! Hani bu gece gidip babana soracaktın. Ne yaptın babana sordun mu?

Hz Ali buna karşılık şu cevabı verdi:

-Hayır, Ya Resulullah! Babama sormadım ve sorma gereğini de duymadım. Ben bu gece kendi kendime şöyle düşündüm ve dedim ki: ”Yüce Allah beni yaratırken babama sormadı ki, şimdi ben Allah’ımı kabul etmek ve O’na ibadet etmek için babama sorayım ve bu hususta ondan izin alayım. İşte bunun için ben kimseye sormadan ve danışmadan, kendi gönlümle ve irademle Yüce Allah’ın Senin vasıtanla gönderdiği ve Senin de ona davet ettiğin Yüce İslam dinini kabul ediyor ve iman edip Müslüman oluyorum.”

İlim Şehrinin Kapısı Hz Ali

İsrailoğullarından üç kişi vardı. Birinde alaca hastalığı bulunuyordu, biri kel, biri de kördü. Allah (c.c.) onları imtihan etmek ve kendi durumlarını kendilerine bildirmek için melek gönderdi. Melek önce vücudunda alaca hastalığı olana vardı. Ona:

0

İsrailoğullarından üç kişi vardı. Birinde alaca hastalığı bulunuyordu, biri kel, biri de kördü. Allah (c.c.) onları imtihan etmek ve kendi durumlarını kendilerine bildirmek için melek gönderdi. Melek önce vücudunda alaca hastalığı olana vardı. Ona:

-Allah senin isteğini kabul edecek olsa, ne istersin? Hayvanlardan hangisini daha çok seversin? dedi. Adam:

-Ben vücudumdaki bu alaca hastalığının geçmesini, derimin güzelleşmesini isterdim. En çok da deveyi severim, dedi.

Melek onun vücudunu sıvazladı ve alaca hastalığı bir anda geçti. Ayrıca dişi ve gebe bir de deve verdi.

Ondan sonra kel olana gitti. Ona da:

-Allah senin isteğini kabul edecek olsa, ondan ne isterdin ve hayvanlardan hangisini çok seversin? dedi. Adam:

-Allah’dan, kelliğimin gitmesini ve başımda güzel saçlar olmasını isterdim. En çok da ineği severim, dedi.

Melek onun da başını sıvazladı, kafasında derhal gür ve güzel saçlar bitti. Ona da gebe bir inek verdi.

Üçüncü olarak gözleri görmeyen adama gitti. Ona da aynı şeyleri sordu. O da:

-Ben Allah’dan gözlerimin görmesini isterdim. En çok da koyunu severim, dedi. Melek onun gözlerini sıvazladı, derhal gözleri görür oldu. Ona da gebe bir koyun verdi.

Zamanla, alaca hastalığından kurtulan adamın sürülerle develeri, kellikten kurtulan adamın sürülerle inekleri, körlükten kurtulan adamın da sürülerle koyunları oldu.

Bir zaman sonra, aynı melek önce alaca hastalığından kurtulan adamın eski durumuna bürünerek ona vardı.

-Ben yolcuyum. Yoluma devam etme imkanım yok. Bana yardım eder misin? Bir deve ver de yoluma devam edeyim, dedi.

Adam:

-Senden başka verilecek çok kimse var. Verebilecek bir şeyim yoktur, dedi.

Melek:

-Ben seni tanır gibi oluyorum. Sen bir zamanlar alaca hastalıklı bir adam değil miydin? dediyse de o:

Hayır benim öyle bir hastalığım yoktu. Bu mallar da bana babamdan kaldı, diye hiç bir şey vermeden göndermek istedi. Melek ona:

-Söylediğin gibi değilse, Allah seni eski haline döndürsün, dedi. Ayrıldı.

Sonra kel olana vardı. Ona da, kendisinin yolda kalan garip birisi olduğunu söyleyerek, bir tane inek vermesini söylediyse de o da, inekleri kendi çalışıp kazanmasıyla elde ettiğini, onun da çalışması gerektiğini söyleyerek başından savmak istedi. Melek ona da:

-Ben seni tanır gibi oluyorum. Sen de bir zaman benim gibi kel değil miydin? dediyse o da:

-Hayır, ben anadan doğma böyleyim. Bu malları da çalışıp kazandım, dedi.

Melek:

-Eğer dediğin gibi değilse Allah seni eski haline döndürsün, deyip ayrıldı. En son üçüncüye gitti ve:

-Ben yolda kalmış biriyim. Parasız pulsuz, malsız mülksüz kaldım. Bana şu koyun sürüsünden bir koyun verir misin? deyince, adam:

-İstediğin koyun olsun. Ben bir zamanlar kör bir adamdım. Allah benim gözümü görür etti. Bana koyunlar verdi. Onlar çoğaldı, bu sürüler meydana geldi. Seç beğendiğini al, dedi.

Melek:

-Allah sizi imtihan etti. Diğerleri bu imtihanı kaybettiler, sen kazandın. Onlar da bu vesileyle içlerindeki kötü niyetlerini kendileri isbat etmiş oldular, dedi.

Ondan sonra alaca hastalığı olanla kel olanın ikisi de eski hallerine döndüler. Kısa zamanda malları da ellerinden gitti. Gözü görmeyen adamın ise malları çoğaldıkça çoğaldı, mesut ve rahat bir hayat sürdü.

Dini Hikayeler

Hz İsa, ashabı ile giderken yanlarından çamaşır yıkayıcısı bir adam selam verip geçer. O uzaklaştıktan sonra Hz İsa: -Dönüşte bu adamın cenazesine hazır olun, der. Biraz sonra dönerlerken bakarlar ki, adam yaşıyor. Buna hayret eden Hz İsa,

0

Hz İsa, ashabı ile giderken yanlarından çamaşır yıkayıcısı bir adam selam verip geçer. O uzaklaştıktan sonra Hz İsa:

-Dönüşte bu adamın cenazesine hazır olun, der.

Biraz sonra dönerlerken bakarlar ki, adam yaşıyor. Buna hayret eden Hz İsa, Cebrail aleyhisselam’a sebebini sorar, der ki:

-Ya Cebrail! Bu adamın öleceği bana bildirilmişti. Halbuki yaşıyor. Sebebi nedir?

Cebrail (a.s.) cevap verir:

-Ya İsa, o çamaşır yıkayıcısının çamaşırları arasında siyah bir yılan vardı. Geçici takdir olarak, onu sokup öldürmesi gerekiyordu. Fakat o adam bir sadaka verdi. Onun sebebinden adamın ömrü uzatıldı.

Adamın çamaşırlarının içine baktılar. Bir de ne görsünler, simsiyah bir yılan var. Ama ağzı bağlanmış.

Nitekim Peygamberimiz (sav) buyuruyorlar ki:

”Sadaka, belaları giderir ve ömrü uzatır.”

Dini Hikayeler

x