Ana Sayfa Blog Sayfa 2

Hz Musa dilinin üzerine koymuş olduğu ateş koru sebebiyle dilinde pelteklik oluşmuştu. Şöyle ki:

0

Denildi ki: Hz Musa dilinin üzerine koymuş olduğu ateş koru sebebiyle dilinde pelteklik oluşmuştu. Şöyle ki: Hz Musa, daha küçük çocuk iken Firavun’un sakalından tutup çekmişti. Bundan dolayı Firavun, onu öldürmek istedi. Derken Asiye, Hz Musa’nın öldürülmesinden korktu ve: ‘O, daha küçük bir çocuktur. İstersen onun önüne bir meyve ve bir de ateş koru koymak suretiyle onu imtihan et!’ dedi. Firavun da onu bu şekilde imtihan etti. Hz Musa meyveyi almaya yöneldi, fakat melek onun elini ateş koruna çevirdi. O da ateş korunu alıp onu dilinin üzerine koydu. (Dilinin üzerine koyduğu) ateş koru sebebiyle dilinde pelteklik oluştu.

İşte bundan dolayı Hz Musa, söylediği sözü anlayacakları miktarda bu peltekliğin bir kısmının yok olup gitmesini istemiş, tamamen yok olup gitmesini istememişti.

Bundan dolayıdır ki, Firavun Hz Musa’yı ayıplamak için ”Neredeyse meramını bile anlatamayan…” (el-Zuhruf, 43,52) demişti. Yani neredeyse maksadını açıklayamıyor ve gönlünden geçen manaları ifade edemiyor.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Melekler Hz Yunus’a nasıl şefaatte bulundu?

0

”Yüce Allah Hz Yunus’u balığın karnında alıkoymak istediğinde balığa ‘Yunus’u al, fakat onun etini tırmalayıp parçalama, kemiklerini de kırma!’ diye vahyetti. Balık, Hz Yunus’u yutup denizin dibine götürünce Hz Yunus orada bazı sesler işitti. (Kendi kendine:)

-‘Bu da ne?’ diye sordu. Balığın karnındayken Yüce Allah ona:

-‘Bu duyduğun ses, deniz hayvanlarının tesbihatıdır!’ diye vahyetti.

Bunun üzerine Hz Yunus, balığın karnında olduğu halde o da tesbihata başladı. Melekler, Hz Yunus’un tesbihatta bulunduğunu duyduklarında:

-‘Ey Rabbimiz! Tuhaf bir yerden gelen cılız bir ses işitiyoruz. (Bu neyin sesidir?) diye sordular. Yüce Allah da:

-‘O benim kulum Yunus’dur. Bana karşı çıktı, ben de onu denizdeki bir balığın karnında alıkoydum!’ buyurdu. Melekler:

-‘Her gün ve her gece salih amelleri sana arz edilen salih bir kul halen hapiste midir? diye sordular. Yüce Allah da:

-‘Evet!’ diye cevap verdi.

Bunun üzerine melekler, Hz Yunus’a şefaatçi oldular. Yüce Allah da o balığa emretti. Balık da, Allah’ın buyurduğu gibi, onu sahile attı. Bu sırada hasta idi.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Hz Yunus (as)’ı kur’a çekip gemiden nasıl attılar?

0

Burada anlatılmak istenilen husus şudur: Hz Yunus kavmin(in inkarın)a kızması sebebiyle (onlara) öfkelenmiş vaziyette (onların yanından ayrılıp) gidince, denizde bir gemiye bindi. Derken gemi (denizde) gemi halkını (götürmek için) yol aldı. (Seyir halinde iken) gemi sarsıldı, onları dalgalar kuşattı ve gemi, içindeki (yükleri taşımada) zorlandı. Müfessirlerin anlattıklarına göre neredeyse boğulacaklardı.

Bunun üzerine kur’a çekme meselesini kendi aralarında istişare ettiler. Buna göre kura kime çıkarsa yüklerini hafifletmek için onu gemiden denize atacaklar. Derken kura çektiklerinde bu kura Allah’ın peygamberi Hz Yunus’a çıktı. Fakat onu (denize atmaya gönülleri) razı olmadı. İkinci defa tekrar kura çektiler, kura yine Hz Yunus’a çıktı. Bunun üzerine Hz Yunus, elbiselerini çıkarıp kendisini (denize atmaları için) hazırlandı. Fakat onlar Hz Yunus’u (denize) atmaktan kaçındılar. Sonra üçüncü defa kurayı yenilediler. Kura yine Yunus’a çıktı. Aslında Yüce Allah bununla büyük bir şeyi(n gerçekleşmesini) istiyordu.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: ”Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir. Hani o bir zaman dolu bir gemiye binip kaçmıştı. Gemilerdekiler kur’a çekmiş ve Yunus Kur’ayı kaybedenlerden olmuştu. Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. O (kendi nefsini) kınıyordu.” (el-Saffat 37/139-142)

Kur’a Hz Yunus’a çıkınca denize atıldı. Yüce Allah Hint Okyanusundan büyük bir balık gönderdi. Balık da Hz Yunus’u yuttu. Yüce Allah bu büyük balığa; Hz Yunus’un etini yememesini, kemiğini kırmamasını ve onun kendisi için bir rızık olmadığını emretti. Bunun üzerine bu balık, Hz Yunus’u alıp bütün denizleri dolaştırdı.

Bir rivayete göre bu balık, kendisinden daha büyük başka bir balık tarafından yutulmuştur.

Hz Yunus bu balığın karnına yerleşince kendisinin öldüğünü zannetti. (Vücut) organlarını hareket ettirince organları hareket etti. Böylelikle hayatta olduğunu anladı. (Balığın karnında) Yüce Allah’a secdeye kapandı ve: ”Ey Rabbim! Ben öyle bir yerde secdeye kapandım ki, hiçbir kimse böyle bir yerde sana ibadet etmemiştir!’ dedi.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

”Firavun, ”Öyleyse, daha önceki nesillerin durumu nedir?” dedi..” (Taha 20/51).

0

Yüce Allah, Firavun’un durumunu haber vererek şöyle buyurdu:

”Firavun, ”Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?” dedi. Musa dedi: ”Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılış özelliğini veren, sonra da doğru yolu gösterendir.” Firavun, ”Öyleyse, daha önceki nesillerin durumu nedir?” dedi… Musa dedi: ”Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin katındaki bir kitaptadır. Gerçek şu ki, benim Rabbim ne yanılır ne de unutur. (Taha 20/49-55)

Yüce Allah burada Firavun’un, Yüce yaratıcının varlığını inkar ettiğini ”Firavun, ‘Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?’ dedi. Musa dedi: ‘Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılış özelliğini veren, sonra da doğru yolu gösterendir.” (Taha, 20/49-50) diyerek dediğini bildirmektedir. Yani (bütün) mahlukatı yaratan, onlara davranışlar, rızıklar ile eceller ve bunları ”Levh-i Mahfuz”da yazan, sonra da her mahluku, onun için takdir ettiği şeye kavuşturan Allah’tır. Böylece Allah’ın ilmi, kudreti ve kaderi mükemmel olup eksiksizdir.

”Firavun, ”Öyleyse, daha önceki nesillerin durumu nedir?” dedi..” (Taha 20/51). Firavun, Hz Musa’ya şöyle diyor: Eğer yaratan, takdir eden ve mahlukata takdirine uygun bir şekilde yol gösteren senin Rabbin ise; bundan dolayı O’ndan başkası ibadet edilmeye müstehak değilse o halde neden bizden öncekiler O’ndan başkasına ibadet ettiler ve senin de bildiğin gibi yıldızlara ve putları neden O’na ortak koştular. Neden bizden öncekiler, senin anlattığın şeye yol bulamadılar?

”Musa dedi: ‘Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin katındaki bir kitaptadır. Gerçek şu ki, benim Rabbim ne yanılır ne de unutur.” (Taha, 20/50) Yani onlar, her ne kadar O’ndan başkasına ibadet etmiş olsalar bile bu durum senin için bir kanıt teşkil etmez. Bu, benim dediğimin aksini göstermez. Çünkü onlar da, senin gibi cahillerdir ve onların yaptıkları her şey, küçük olsun büyük olsun sahifelerde onların aleyhine yazılıdır. Yüce Rabbim, onları cezalandıracak ve Rabbim hiç kimseye zerre ağırlığı zulmetmeyecektir.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Hz Adem, Allah Teala’ya kör, alacalı ve çeşitli hastalıklı insanları niye yarattın diye sormuş?

0

”Yüce Allah, Hz Adem’i yaratırken cennetlik kimseleri onun göğsünün sağ tarafından çıkardı, cehennemlik kimseleri de göğsünün sol tarafından çıkardı. Hz Adem’in bedeninden çıkarılan bu zürriyeti, yeryüzüne atıldılar. Onların içerisinde kör, alacalı ve çeşitli hastalıklara müptela kimseler vardı. Bunun üzerine Hz Adem:

-‘Ey Rabbim! Çocuklarımı hep eşit kılsaydın olmaz mıydı?’ dedi. Allah:

-‘Ey Adem! Ben senin şükretmeni istedim!’ dedi.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Hz Muhammed (sav) – ”Allah’ın (Arşının) gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı (kıyamet) gün(ün) de Allah, şu yedi kimseyi gölgelendirecektir. (Bu yedi kişi şunlardır):

0

1- Adaletli imam.

2- Tenhada Allah’ı anıp gözleri yaşaran kimse.

3- Gönlü mescidlere bağlı adam. (Bu kişi) mescidden çıktığında, oraya tekrar dönünceye kadar (gönlü oraya bağlı kalır.)

4- Allah rızası için birbirini seven iki adam. Bunlar, Allah’ın rızasına uygun olarak bir araya gelir, yine onun rızasına uygun olarak birbirlerinden ayrılırlar.

5- Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek şekilde gizleyerek sadaka veren adam.

6- Allah’a ibadet ederek yetişen genç.

7- Mevki ve güzellik sahibi bir kadının kendine çağırması durumunda ‘Ben Allah’tan korkarım!’ diyen adam.”

Buhari

Hz Eyyüb’ün iyileştiğinde hanımı ile konuşması

0

”Yüce Allah Hz Eyyub’ (afiyet verince ona) cennetten bir takım elbise giydirdi. Derken Hz Eyyub (bulunduğu yerden az) uzaklaşıp bir kenarda oturdu. Bu sırada hanımı geldi onu tanıyamadı. Hanımı:

-‘Ey Allah’ın kulu! Burada bulunan şu musibete maruz kalmış adam nereye gitti? Belki de köpekler ve kurtlar onu kapıp götürdü!’ dedi.

Hanımı bir müddet onunla konuşmayı sürdürdü. Hz Eyyub:

-‘Yazıklar olsun sana! Ben Eyyüb’üm!’ dedi. Hanımı:

-‘Sen benimle alay mı ediyorsun, ey Allah’ın kulu?!’ dedi Hz Eyyüb:

-‘Yazıklar olsun sana! Ben, Eyyüb’üm! Allah bana bedenimi geri verdi!’ dedi.

Abdullah bin Abbas devamla dedi ki: Yüce Allah Hz Eyyüb’a mallarını ve evlatlarının aynılarını ve bir o kadarını geri verdi.”

Vehb bin Münebbih dedi ki: ”Yüce Allah Hz Eyyüb’a ‘Ben sana aileni ve malını ve bir o kadar da beraberlerinde geri verdim. Şimdi su suyla yıkan. Çünkü senin şifan bu sudadır. Ashabın içinde bir kurban kes ve onlar için mağrifet dile. Çünkü onlar senin hakkında bana asi oldular’ diye vahyetti.”

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Şeytan bir gün hekim kılığında Hz Eyyüb’ün hanımına gelerek şöyle demiştir:

0

”Eline bir demet sap al ve onunla (eşine) vur da yeminini bozma!” Gerçekten biz Eyyub’u sabırlı bulduk. O, ne iyi bir kuldu, daima Allah’a yönelirdi.” (Sad, 38/44).

Bu, Yüce Allah’ın, hanımına yüz değnek vuracağına dair yemin eden kulu ve peygamberi Hz Eyyub’a verdiği bir ruhsattır.

1- Bir rivayete göre Hz Eyyub, hanımı saç örgülerini sattığı için bu şekilde yemin etmiştir.

2- Bir rivayete göre ise şeytan bir hekim suretinde onun hanımına görünerek Hz Eyyub için bir ilacı niteledi. Hanımı da Hz Eyyub’a gelip ona bunu haber verdi. Hz Eyyub onun şeytan olduğunu anladı ve hanımına yüz değnek vuracağına yemin etti.

Yüce Allah Hz Eyyub’a sağlığını kavuşturunca, eline bir demet sap almasını ve onunla bir defa hanımına vurması için Hz Eyyub’a fetva/ruhsat verdi. Bu da, hanımına yüz değnek vurması yerine kabul edildi. Böylelikle yeminini yerine getirmiş ve yeminini bozmamış olacaktı.

İşte bu, Allah’tan korkan ve O’na itaat eden kimse için bir çıkış ve kurtuluş yoludur. Özellikle de bu husus; ecrini Allah’tan bekleyerek sabreden, bütün sıkıntılara göğüs geren, sıddıka, iyi ve olgun olan Hz Eyyub’ün hanımı hakkındadır. Allah o kadından razı olsun…

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Peygamberleri olan Hanzala bin Safvan’ı öldürüp kuyuya atan Ress kavmi nasıl helak edildi?

0

Yüce Allah Furkan suresinde konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

”Ad’ı, Semud’u, Ress halkını ve bunların arasında daha birçok kavimleri helak ettik! Onların herbirine öğüt olarak meseller anlattık. (Öğüt almadıkları için de) hepsini kırıp geçirdik!” (el-Furkan 25/38-39)

”Ashab-ı Ress, (Yemen’de bir belde olan) Hadavvar/Hadur’da yaşıyorlardı. Yüce Allah onlara Hanzala bin Safvan adında bir peygamber gönderdi. Onlar, bu peygamberi yalanladılar ve onu öldürdüler. Bunun üzerine Ad bin Avs bin İrem bin Sam bin Nuh, çocuklarıyla Ress’den ayrıldı ve ”Ahkaf” (denilen yer)e yerleşti. Yüce Allah da Ress halkını helak etti. Onlar bütün Yemen’e dağıldılar. Bununla birlikte bütün yeryüzüne yayıldılar. Öyle ki Cebrun bin Said Ad bin Avs bin İrem bin Sam bin Nuh gidip Dımeşk/Şam şehrine yerleşti, oğulları da Dımeşk/Şam şehrini inşa ettiler ve ona ”Cebrun” adını verdiler. İşte direkleri yüksek İrem şehri burasıdır. Hiçbir yerde Dımeşk/Şam şehrinden daha fazla taş direkler yoktur. Bundan dolayı Yüce Allah Hz Hud peygamber olarak gönderdi. Onlar Hz Hud’u yalanladılar. Allah da onları helak etti.

Görüldüğü üzere bu, Ashab-ı Ress’in, Ad kavminden uzun asırlar önce (yaşadığını) gerektirmektedir.

İbn Ebi Hatim, İkrime yoluyla Abdullah bin Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

”Ress, Azerbaycan’da bulunan bir kuyudur.

İkrime’nin şöyle dediğini nakletmiştir:

”Ress, içerisine peygamberlerini atarak gömdükleri bir kuyudur.”

Süheyli dedi ki: ‘‘Adı Hanzala bin Safvan olan o peygambere uykudayken vahiy geldirdi. Halk ona saldırdı. Onu öldürüp kuyuya attılar. Kuyunun suyu çekildi. Önceleri bol bol su içerken susuz kaldılar, ağaçları kurudu, ürünsüz kaldılar. Yurtları harap oldu. Etrafları insanlarla şenlenmiş iken ortalarda kimseler görünmez oldu. Yanlızlığa itildiler. Son fertlerine kadar helak edildiler. Evlerinde, cinler ile vahşi hayvanlar yaşamaya başladı. Yaşadıkları yerde cinlerin fısıldaşmasından, aslanların kükremesinden ve sırtlanların ulumalarından başka bir ses duyulmaz oldu.

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

Yasin süresinde bahsedilen ”Habib bin Murra” yı nasıl öldürdüler?

0

”Antakya halkının bir hükümdarı vardı. Onun adı, Antihus idi. Bu kral putlara tapıyordu. Bundan dolayı Yüce Allah ona üç peygamber gönderdi. Bu peygamberler; Sadık, Saduk ve Şalom idi. Fakat bu hükümdar bunları yalanladı.”

Bununla birlikte Kur’an’da zikredilen bu şehir halkı, helak oldular. Nitekim kıssanın sonunda onlar elçileri tasdik edeni öldürdükten sonra şöyle buyurdu:

”Sadece korkunç bir çığlık oldu, onlar da hemen sönüverdiler!” (Yasin, 36/29).

Şehir halkı onları onların kendileri gibi insan olduklarını ileri sürerek reddettiler. Nitekim (bütün) kafir toplumlar, elçilerine aynı şeyi söylemişlerdir. Onlar Allah’ın elçi/peygamber göndermiş olabileceğini uzak görüyorlardı. Elçiler, onlara; ‘Allah, bizim size gönderilmiş elçiler olduğumuzu biliyor. Eğer, biz, Allah adına yalan uyduracak olursak O bizi cezalandırır ve en şiddetli bir şekilde bizden intikamını alır. ”Bize düşen apaçık bir tebliğdir!” (Yasin, 36/17). Yani bize düşen ancak kendisiyle gönderildiğimiz şeyi size tebliğ etmemizdir. Dilediğini hidayete erdiren ve dilediğini saptıran sadece Allah’tır. ”Onlar dediler ki: ”Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık” (Yasin, 36/18) Yani bize getirdiğiniz hususları uğursuz belledik. ”Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki sizi taşlarız” (Yasin, 36/18) yani sözlerle, fiillerle (taşlarız). ”Ve mutlaka bizden size acıklı bir azap dokunur!” (Yasin 36/18) denilmesi, birinci görüşü desteklemektedir.

”O sırada şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi” (Yasin, 36/20). Yani elçilere yardım etmek için ve onlara iman ettiğini açıklamak için (şehrin öbür tarafından koşarak geldi).

Daha sonra bu kişi, elçilere hitap ederek: ”Şüphesiz ki ben, sizin Rabbinize iman ettim. Gelin beni dinleyin!” (Yasin, 36/25)

İşte tam bu esnada şehir halkı, o adamı öldürdüler. Bir rivayete göre onu taşlayarak, bir rivayete göre onu ısırarak ve rivayete göre ise bütün şehir halkı tek bir adam gibi onun üzerine çullandılar ve böylelikle onu öldürdüler.

İbn İshak Abdullah bin Mesud’un şöyle dediğini anlatmıştır:

”O adamı ayaklarıyla çiğnediler. Öyle ki adamın makatından bağırsakları çıktı.”

”Bu kişinin adı, ”Habib bin Mura” idi.

İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurdu:

”(Sonra ona) ”Haydi gir cennete!” denildi.” (Yasin, 36/26). Yani kavmi onu öldürünce, Allah onu cennete girdirdi. O, cennette bulunmanın neşesiyle ”O da dedi ki: ‘Ne olurdu kavmim bilseydi! Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilen kullarından kıldığını” (Yasin36 /26-27)

Katede de dedi ki: ”Hayır, Allah’a yemin olsun ki, onu öldürdükten sonra Allah onun kavmini azarlamadı. ”Sadece korkunç bir çığlık oldu, onlar da hemen sönüverdiler!” (Yasin, 36/29)”

İbn Kesir – Peygamberler Tarihi

x